Müttefik Kuvvetlerin Politik ve Askeri Gereklilikleri Bağlamında 18 Mart 1915 Çanakkale Deniz Harekâtı

“18 Mart 1915, Çanakkale Boğazı’nı savunan Çanakkale Kalesi
ve Boğazlar Komutanlığı için şerefli bir gün olmuş ve öyle de kalacaktır.”
Mareşal Liman von Sanders

1. Giriş

Avusturya-Macaristan Veliahdının 28 Haziran 1914 tarihinde Saraybosna’da Avusturya-Macaristan uyruklu bir Sırp tarafından öldürülmesinin ardından Avusturya-Macaristan ile Sırbistan arasında yükselen tansiyon 28 Temmuz’da iki ülke arasında savaş çıkmasına, akabinde de bu ülkelerin doğrudan/dolaylı dâhil oldukları ittifaklar nedeniyle de bu savaşın bir hafta zarfında önce Avrupa’da, sonra da dünyada genel bir savaşa evrilmesine neden olmuştur.

Avusturya-Macaristan ile Sırbistan arasındaki bölgesel bir savaşın kısa sürede kıta ölçeğinde bir savaşa dönüşmesinde belirleyici olan içiçe geçmiş ittifaklar sistemini gösteren bir karikatür.

Savaşın başlamasını izleyen eden bir ay zarfında önce Fransa’yı, ardından da Rusya’yı saf dışı etmeyi planlayan Almanya 6-10 Eylül’de gerçekleşen Marne Muharebesinde Fransız-İngiliz kuvvetleri karşısında aldığı yenilgi üzerine Batı Cephesindeki durum siper savaşına dönüşmüş, bu durum da savaşın uzayacağı anlamına gelmiştir.

Savaş öncesinde İtilaf Devletleri nezdinde yaptığı ittifak kurma çabalarından olumlu sonuç alamayan Osmanlı Devleti 2 Ağustos’ta Almanya ile akabinde de Avusturya Macaristan ile Savunma İşbirliği Anlaşması imzalamış, 29 Ekim 1914 tarihinde de Osmanlı Karadeniz Filosu tarafından Rusya’nın Karadeniz’deki deniz üslerini ve kimi liman kentleri bombardımana tâbî tutulunca 1 Kasım’da Rus Kafkas Ordusuna ait birlikler Kafkas sınırından girerek ileri harekata başlamış ve ertesi gün de Rusya resmen Osmanlı Devleti’ne savaş ilan etmiş, İngiliz savaş gemileri 3 Kasım’da Çanakkale Boğazı açıklarından Ertuğrul ve Seddülbahir mevkiindeki Türk tabyalarını top ateşine tutmuş, bu taarruza eşlik eden Fransız gemileri de Kumkale ve Orhaniye tabyalarını bombardımana tâbî tutmuş, 5 Kasım’da da İngiltere ve Fransa, Osmanlı Devleti’ne savaş ilan etmiş, bu gelişmelerin ardından 11 Kasım’da padişah iradesi ile İtilaf Devletleri’ne harp ilan edilmiş, 13 Kasım’da Padişah iradesi ile İtilaf Devletlerine karşı Cihad-ı Mukaddes kabul edilmiş, ertesi gün de Fatih Camii’nde ilan edilmiştir.

14 Kasım 1914 tarihinde İstanbul Fatih Camii‘nde okunan Cihad-ı Mukaddes Fetvâsı

2. Çanakkale Boğazı’nın Denizden Zorlanmasına İlişkin Planlar ve İlk Girirşimler

Eylül ayı başında İngiltere Amirallik Birinci Lordu (Donanma ve Denizcilik Bakanı) Churchill, Savaş Bakanı Kitchener ile başta gelen kara ve deniz kuvvetleri danışmanları, yakında Osmanlı Devleti’ne karşı girişileceğini varsaydıkları savaş için büyük bir strateji tartışması yaptılar.

İngiltere Denizcilik Bakanı Churchill Ağustos sonu – Eylül başında Çanakkale’ye karşı girişilecek bir taarruzun planlarını hazırlamış, 21 Eylül’de Malta’daki İngiliz Amirali Carden’a emir vererek, Çanakkale Boğazı’ndan çıktıkları takdirde, Osmanlı Devleti henüz savaşa girmemiş olmasına rağmen, Osmanlı Donanmasındaki Almaya menşelî ve ateş gücü yüksek savaş gemileri olan Goeben ve Breslau gemilerinin batırılmasını emretmiştir.

Churchill, 19 Ağustos’ta Dışişleri Bakanı Grey’e verdiği bir muhtırada, Osmanlı Devleti’ne karşı Yunanistan ile bir ittifak yapılmasını istedi. 4 Eylül’e kadar Çanakkale’ye karşı girişilecek bir taarruzun planlarını hazırladı ve 21 Eylül’de Malta’daki İngiliz Amirali Carden’a bir telgraf göndererek hangi bayrak altında olurlarsa olsunlar, Çanakkale Boğazı’ndan çıktıkları takdirde Goeben ve Breslau’ın (1) batırılmasını emretti.

(Dönemin) İngiltere Denizcilik Bakanı Winston Churchill

Churchill’e göre Batı Cephesi’nde savaşın sonucu ne olursa olsun, Almanya’nın başarısı ya da başarısızlığı, Yakın Doğu’daki savaş sonrası nüfuzun derecesiyle ölçülecekti. Osmanlı Devleti’ndeki Alman iktisadî ve politik egemenliğini ortadan kaldırmak için Basra Körfezi’nin ucunda ve belki de Suriye’de bir seferî kuvvet bulundurmak faydalı olabilirdi. Fakat Churchill’e göre asıl darbenin indirileceği yer, Boğazlar’dı. Bu çerçevede, İstanbul ele geçirilirse savaş kazanılmış olacaktı.

Mısır’da ve Doğu Akdeniz’de tecrübe edinmiş olan Savaş Bakanı Kitchener ise başka taraflara, özellikle de Bağdat Demiryoluna karşı hızlı bir operasyon yapılması taraftarıydı. 1915 Noeli’nden bir hafta önce İngiliz Donanmasına ait HMS Doris adlı hafif kruvazördeki bir birlik, İskenderun’un kuzeyinde, kruvazörün ateş desteğiyle karaya çıktı ve herhangi bir direnişle karşılaşmadan bir miktar da ilerledi. Churchill’in iki yıl sonraki ifadelerine göre, bu durum İngilizlere, Türklerin kolay bir av olduğu şeklinde yanlış bir izlenim vermişti.

3 Kasım’da İngiliz ve Fransız gemilerinden oluşan 18 parçalık bir Müttefik donanmasının Çanakkale Boğazı’na taarruzunda İngiliz gemileri Boğaz’ın Avrupa yakasının giriş kısmındaki Seddülbahir ve Ertuğrul Tabyalarına, Fransız gemileri de Boğaz’ın Asya yakasının girişinde Orhaniye ve Kumkale Tabyalarını bombaladı. İngiltere ve Fransa’nın, Osmanlı Devleti’ne savaş ilan etmeden Boğaz’ı bombalaması Osmanlı Devleti’ne fiilen savaş ilan etmesi anlamına geldiği gibi, Boğaz’a karşı bir harekât yapacağına ilişkin niyetlerini de açığa vurduğu anlamına geliyordu.

(Dönemin) İngiltere Dışişleri Bakanı Edward Grey

1914 yılı sonlarında Churchill ve Maliye Bakanı David Lloyd George; Çanakkale Boğazı’nın denizden zorlanarak geçilmesini, takiben Osmanlı başkentinin işgâl edilmesini ve böylece Osmanlı Devleti’nin savaşta saf dışı bırakılmasını, Müttefik Donanmasının Karadeniz’e çıkmasını, Rusların şiddetle ihtiyaç duyduğu hububatın sevk edilmesi için deniz yolunun açılmasını, Karadeniz üzerinden Tuna Nehri’ne geçilerek Avusturya-Macaristan ve Almanya’nın 1915 sonlarına kadar saf dışı edilmesini hedefliyordu.

Boğazların kapatılması nedeniyle sıkıntı çekmeye başlayan Ruslar da, Osmanlı kuvvetleri karşısındaki Kafkas Cephesi’ne ilaveten kendisinin rahatlatılması için Müttefikler tarafından ilave bir cephe açılmasını istemişler, bu konuyla irtibatlı olarak Churchill ve Lloyd George tarafından da Çanakkale Boğazı’nın zorlanarak geçilmesi ve ardından İstanbul’un işgâl edilip Karadeniz’e oradan da Tuna’ya geçilip Almanların mağlup edilmesi hedeflenmekteydi.

O dönemde Osmanlı Ordusunda 1. Ordu Komutanı olarak görev yapmakta olan, Çanakkale Cephesinde Deniz Harekâtının ardından Gelibolu yarımadasında gerçekleşen kara muharebeleri esnasında 5. Osmanlı Ordusuna komuta eden, 27 Şubat-30 Ekim 1918 döneminde de Filistin Cephesindeki Yıldırım Orduları Grubuna komuta eden Mareşal (Alman) Liman von Sanders, anılarında, 1915 yılının başında, genel dikkatin gitgide daha çok Çanakkale Boğazı’na çevrilmeye başlandığını, özellikle de Atina üzerinden Müttefik Kuvvetler’in niyetleri, gemi hareketleri ve asker nakliyesiyle ilgili birçok haber geldiğini, İngiliz-Fransız harp filosunun İstanbul istikâmetinde bir yarma harekâtı yapmasının mümkün göründüğünü belirtmektedir.

(Dönemin) İngiltere Savaş Bakanı Mareşal Herbert Kitchener

Çanakkale ve İstanbul Boğazları’ndaki kalelerin komutanı Alman Amiral Guido von Usedom’du. Alman Amirali Johannes Merten de Genel Karargâhın temsilcisi olarak Çanakkale’de bulunuyordu. Çanakkale Boğazı Müstahkem Mevkî Komutanı Albay Cevat (Çobanlı) Bey idi. Boğaz’ın savunması için Gelibolu Yarımadası’nın güney kısmına ve Asya sahiline yerleştirilmiş olan birlikler onun emrindeydi. Yarımada’nın orta ve kuzey kesimindeki birlikler Mareşal Sanders komutasındaki 1. Orduya bağlı olan 5. Kolorduya bağlıydılar.

3. Deniz Harekâtının Gerekçesi

Churchill ve Lloyd George tarafından düşünülen Çanakkale Boğazı’nın denizden zorlanarak geçilmesi ve İstanbul işgâl edilerek Osmanlı Devleti’nin savaş dışı bırakılması önerisi 15 Ocak 1915 tarihinde İngiliz Savaş Kabinesi’nde de kabul edilmiştir. Savaş Konseyi (3) bu kararıyla Kafkas Cephesi’nde zor durumda olduğunu belirten Rusya’yı rahatlatmayı, Boğaz’ı geçmek suretiyle Osmanlı Devleti’nin hükûmet merkezini ele geçirerek kısa sürede Osmanlı Devleti’ni savaşta saf dışı bırakmayı, böylece savaşın başlangıcında tarafsız görünmekle birlikte Almanya ve Avusturya-Macaristan safında savaşa girmelerinden endişe edilen kimi Balkan devletlerinin (özellikle de Bulgaristan’ın) bu konudaki muhtemel yönelişlerinin önünün alınması hedefleniyordu.

Müttefikler cenahındaki gerek siyasî liderlerin, gerekse de Batı Cephesi’ndeki komutanların, Ekim 1914 ayından sonra Batı Cephesi’nin kilitlenmiş olması nedeniyle bu cephede dolaysız tutumla sonuç alınmasına ilişkin ümitleri azalmaya başlamıştır. Bu ümit gittikçe de azalmıştır. Nitekim 7 Ocak 1915 tarihinde Savaş Bakanı Kitchener, Batı Cephesi’ndeki İngiliz Sefer Kuvvetinin Komutanı Mareşal John French’e yazdığı mesajda Fransa’daki Alman mevzilerinin hücumla ele geçirilemeyecek ve tam olarak da kuşatılamayacak bir kale olarak kabul edilebileceğini, bu durumda bu mevziler karşısında tutunabilecek kuvvetler bırakılarak, asıl harekâtın başka yerlerde sürdürülebileceğini belirtiyordu. İngiltere Denizcilik Bakanı Churchill de benzer şekilde düşünüyordu. Düşman ittifakının bir bütün olarak dikkate alınması gerektiği üzerinde duran Churchill, modern sahadaki gelişmelerin mesafe ve hareket kabiliyeti ile ilgili ana fikirleri değiştirdiğini, bunun bir sonucu olarak başka bir muhârebe ve harekât alanında vurulan bir darbenin düşmanın stratejik yanına vurulmuş gibi kabul edileceğini, bu çerçevede kesin sonucun alınacağı sanılan Batı Cephesi yerine diğer cephelerin de alternatif hâline geldiğini, böylesi bir yaklaşımın İngiltere’nin geleneksel amfibi stratejisine de uygun düştüğünü, böylece İngiltere’nin o zamana değin ihmal edilmiş olan deniz gücünün sağlayacağı askeri avantajdan yararlanmanın mümkün olacağını düşünüyordu.

(Dönemin) İngiltere Maliye Bakanı David Lloyd George

İngiliz Kabinesinin Maliye Bakanı Lloyd George da İngiliz kuvvetlerinin büyük kısmının, Merkezî Devletler’in arka kapısına ulaştıracak bir yol olmak üzere Balkanlara kaydırılması fikrini savunmaktaydı. Paris Askerî Valisi General Joseph Simon Gallieni de Yunanistan ve Bulgaristan’ı Fransız kuvvetlerine katılmaya teşvik edecek derecede kuvvetli bir ordu ile, İstanbul’a ilerlemek için bir hareket noktası olarak Selanik’e bir çıkarma yapılmasını teklif etmiştir. İstanbul ele geçirildikten sonra, bunu, Romenler ile işbirliği hâlinde Tuna’ya (Avusturya-Macaristan içine) doğru bir ileri harekât izleyecekti. Bu teklif, savaşın son aylarında Müttefikler tarafından fiilen uygulanan hareket tarzına benzemekteydi

Churchill de benzer şekilde düşünüyordu. Düşman ittifakının bir bütün olarak dikkate alınması gerektiği üzerinde duran Churchill, modern sahadaki gelişmelerin mesafe ve hareket kabiliyeti ile ilgili ana fikirleri değiştirdiğini, bunun bir sonucu olarak başka bir muhârebe ve harekât alanında vurulan bir darbenin düşmanın stratejik yanına vurulmuş gibi kabul edileceğini, bu çerçevede kesin sonucun alınacağı sanılan Batı Cephesi yerine diğer cephelerin de alternatif hâline geldiğini, böylesi bir yaklaşımın İngiltere’nin geleneksel amfibi stratejisine de uygun düştüğünü, böylece İngiltere’nin o zamana değin ihmâl edilmiş olan deniz gücünün sağlayacağı askeri avantajdan yararlanmanın mümkün olacağını düşünüyordu. Maliye Bakanı Lloyd George da İngiliz kuvvetlerinin büyük kısmının, Merkezî Devletler’in arka kapısına ulaştıracak bir yol olmak üzere Balkanlara kaydırılması fikrini savunmaktaydı. Dönemin Paris Askerî Valisi General Joseph Simon Gallieni de Yunanistan ve Bulgaristan’ı Fransız kuvvetlerine katılmaya teşvik edecek derecede kuvvetli bir ordu ile, İstanbul’a ilerlemek için bir hareket noktası olarak Selanik’e bir çıkarma yapılmasını teklif etmişti. İstanbul ele geçirildikten sonra, bunu, Romenler ile işbirliği hâlinde Tuna’ya (Avusturya-Macaristan içine) doğru bir ileri harekât izleyecekti. Bu teklif, savaşın (1918 yılındaki) son aylarında Müttefikler tarafından fiilen uygulanan hareket tarzına benzemekteydi.

(Dönemin) 1. Osmanlı Ordusu Komutanı Mareşal Liman von Sanders

Bu gelişmelere paralel olarak Doğu Avrupa’da Alman Ordularının baskısında bulunan Ruslar, Doğu Anadolu’daki durumlarının da sıkışması üzerine 2 Ocak 1915 tarihinde İngiltere’ye başvurarak Osmanlı Devleti’nin başka bir yerde yapılacak kara ve deniz gösteri harekâtıyla meşgul edilmesini istemiştir. Bu öneriyi fırsat bilen İngiltere ve Fransa’nın, Çanakkale Boğazı’nın denizden zorlanarak geçilmesi hâlinde Çanakkale ve İstanbul Boğazlarını Ruslardan önce ve özellikle onların karışmasına meydan vermeden ele geçirmeleri mümkün olabilecekti. Bunun başarılması hâlinde ayrıca Alman askerî gücünün Orta Avrupa’dan tecridi ile Osmanlı Devleti’nin savaşta saf dışı bırakılması mümkün olabilecekti.

İngiltere Savaş Bakanı Kitchener, Avrupa’da Batı Cephesi’nde devam eden siper savaşlarından sonuç alınamayacağını görünce, Çanakkale’nin denizden zorlanmasının uygun olacağına ve Boğazlar’ın da denizden zorlanarak geçilebileceğine kanaat getirmiştir. Churchill, Kitchener ve kimi muhatapları Çanakkale Boğazı’nın denizden zorlanarak geçilebileceğine kanaat getirmişlerdi ama Çanakkale Boğazı’nı zorlayarak denizden geçmek Boğazları kontrol etmek gerçekten mümkün olabilir miydi? Bunu da yaşanan tecrübeler gösterecekti.

4. Deniz Harekâtı Bağlamında Uluslararası Gelişmeler

4.1. Rusya’nın İstanbul ve Boğazlar Üzerindeki Emelleri

İngiltere ve Fransa’nın Çanakkale Boğazı’nı denizden zorlayarak geçme çabaları, İstanbul ve Türk Boğazları üzerinde tarihî emelleri olan Rusya’nın da buraları almak üzere Müttefikler’i nezdinde harekete geçmesine neden oldu. Çünkü İngiltere ve Fransa, Çanakkale’yi geçerek İstanbul’u ele geçirdikleri takdirde, İstanbul’un, Rusya’ya bırakılmama tehlikesi ortaya çıkabilirdi. Öte yandan Çanakkale Deniz Harekâtı sonrasında İngiltere himâyesine girebilecek bir İstanbul’un Yunanistan’a verilme ihtimâli de asırlardır Boğazları ele geçirmeye çalışan Rusya’yı rahatsız etmekteydi.

Rusya her ne kadar Çanakkale Deniz Harekâtı öncesinde, bu harekât başarılı olduğu takdirde Boğazlar Bölgesi’nin kendisine verilmemesi endişesine kapılmış ise de Ruslar ile İngilizler arasında Haziran 1914 ayında Denizcilik Bakanları seviyesinde yapılan görüşmelerde Türk Boğazlarına yönelik Rusya’nın istekleri İngiltere tarafından da kabul edilmişti.

Çanakkale Boğazı Müstahkem Mevkî Komutanı Albay Cevat (Çobanlı) Bey

Boğazlar’a yönelik bahse konu endişeleri taşıyan Rusya’ya mukabil, Almanya, Osmanlı Devleti’nin müttefiki olduğu hâlde, Boğazlar’ın İngiltere ve Fransa’nın eline geçmesini çıkarlarına aykırı bulduğundan, bu bölgeyi Rusya’ya teklif ederek, Rusya ile ayrı bir barış antlaşması yapılması için Rusya nezdinde bazı girişimlerde bulunmuştur. Bu durum, İngiltere ve Fransa’yı telaşlandırmış, bu ülkeleri Boğazlar konusunda Rusya’nın isteklerini kabul etmek zorunda bırakmıştır. Almanya, bu şekilde Rus Cephesini kapatarak, Müttefikleri bölecek ve Batıda sadece İngiltere ve Fransa ile karşı karşıya kalacaktı. Almanya’nın müttefiki olan Osmanlı Devleti ise bu olaydan haberdar değildir. Bu gelişmeler sonrasında Rusya, Boğazlar konusunda inisiyatifi ele almak ve sorunu kendi lehine çözümlemek için, Şubat 1915 ayından itibaren İngiltere ve Fransa nezdine girişimlere başladı.

4.2. İstanbul Antlaşması

Rusya’nın, Birinci Dünya Savaşı’ndaki hedefini özetle belirtmek gerekirse, Boğazlar’ı ve İstanbul’u ele geçirmek olduğunu söylemek mümkündür. Rusya Dışişleri Bakanı Sazonov, Rusya’nın, Boğazlar’a yönelik bu isteklerinin İngiltere ve Fransa tarafından kabul edilmesi hâlinde, İngiltere ve Fransa’nın Osmanlı Devleti’nin diğer bölgelerine yönelik düşüncelerinin de Rusya tarafından kabul edileceğini bildirmişti. Rusya 4 Mart 1915 tarihinde İngiltere ve Fransa’ya verdiği notalarla “isteklerini açıklamış”, Fransa 12 Mart’ta, İngiltere de de 10 Nisan’da Rus taleplerini kabul etmiştir.

Sonuçta İngiltere, Fransa ve Rusya arasında Mart ve Nisan 1915 aylarında gizli olarak imzalanan İstanbul Antlaşmasına göre; İngiltere, İstanbul ve Türk Boğazlarına yönelik Rus isteklerini kabul ediyordu. Bu antlaşmaya göre, Rusya; İstanbul (şehri), İstanbul Boğazı’nın her iki kıyısı, Marmara Denizi ve Çanakkale Boğazı’nın Avrupa kıyısını alacak; buna karşılık İstanbul Limanı, Müttefik ticaret gemileri için serbest bir liman olarak bırakılacaktı. Rusya, İstanbul ve Türk Boğazlarına yönelik İstanbul Antlaşması ile somutlaşan heveslerinin Fransızlar ve İngilizler tarafından tanınmasına karşılık kendisi de İngiltere öncülüğünde hazırlanan Osmanlı Devleti’nin Asya ve Orta Doğu’daki topraklarının İngiltere ve Fransa çıkarlarına göre düzenlenmesini tanıyacağını beyan ediyordu (Bahse konu düzenleme 18 Mart 1915 tarihli İstanbul Antlaşması’ndan yaklaşık bir yıl sonra (16 Mayıs 1916 tarihinde) İngiltere ve Fransa arasında imzalanan Sykes- Picot Antlaşması ile somut ifadesini bulacaktı). Ayrıca, bu antlaşma ile Rusya, İran’ın petrol bakımından zengin bölgelerini “İngiliz nüfuz bölgesi” olarak kabul eden 1907 yılında yapılmış olan İngiliz-Rus Antlaşması’nı da teyit ediyordu.

5. Boğaz’ın Denizden zorlanması ve Deniz Harekâtı

İngiltere Savaş Komitesinin 15 Ocak 1915 tarihli bu kararından sonra Çanakkale Boğazı’na yönelik deniz harekâtını yapacak Müttefik Donanmasının başına Amiral Sackville Carden getirildi.

Liman von Sanders, hatıralarında, Şubat 1915 ayının ortalarından itibaren İngiliz-Fransız harp filosunun yavaş yavaş Çanakkale Boğazı’nın girişinde toplandığını, bu filoya ait savaş gemilerinin Limni Adası, Gökçeada ve Bozcaada’da kendilerine uygun üsler bulduğunu, bu adalardan Gökçeada ve Bozcaada’da deniz ve kara uçakları için askerî havaalanı ve diğer askerî tesislerin de yapılmış olduğunu belirtmektedir.

İngiltere Savaş Komitesinin kararına uygun olarak oluşturulan ortak bir İngiliz-Fransız Donanması 19, 25, 26 ve 27 Şubat 1915 tarihlerinde Çanakkale Boğazı’nın her iki yakasını genel taarruz öncesinde yumuşatmak için bombardımana tâbî tutmuştur.

Müttefik Donanmasının modern ağır topları, eski model Türk toplarına nazaran daha uzun menzilli olup Türk topraklarının ateşi bu menzil dışından bulunan Müttefik Donanmasına erişemiyordu. Bu savaştaki harp vasıtaları, hiçbir şüpheye yer vermeyecek kadar eşitsizdi. Müttefik Donanmasındaki toplardan yapılan birkaç atıştan sonra Türk bataryaları susturulmuş ve istihkâmların da bir kısmı yıkılmıştı. Tüm ağır bombardımana rağmen küçük bir Türk birliği, Müttefik top ateşinin ulaşamadığı mekânlarda kalıp karaya çıkanları püskürttüğü için, Müttefikler’in karaya çıkardığı bahriye askerleri ile Seddülbahir’i baskınla ele geçirme denemeleri başarısız olmuştu.

1 Mart’ta beş İngiliz zırhlısı birçok torpidobot ile birlikte Boğaz’ın güneybatı kesiminin ön hattına kadar ilerleyip Erenköy ve Halileli Tepelerine yerleştirilmiş olan Türk obüs bataryaları ile öğleden akşama kadar çarpıştılar. Müttefik Filosu’nun genellikle 4-5 savaş gemisiyle yapılmakta olan kısmî hücumları 1 Mart’tan itibaren hemen hemen her gün tekrarlanıyor, geceleri de mayın temizlemek için Müttefik deniz unsurları olağanüstü faaliyet gösteriyordu.

Müttefik Donanmasının Boğaz’ı denizden geçebileceğine inanmayan Amiral Carden’in Müttefik deniz taarruzu öncesi hastalanması üzerine bu görevden alınarak yerine Amiral John de Robeck atandı.

Çanakkale Boğazı’nı denizden geçmek üzere Müttefik Donanması tarafından 18 Mart’ta büyük bir deniz harekâtı gerçekleştirildi. Herbiri adeta çelik kaleye benzeyen 16 büyük Müttefik savaş gemisinin katıldığı bu deniz harekâtında Müttefik Donanmasının kaybı hayli ağırdı. Müttefik Donanmasındaki Fransız Bouvet zırhlısı ile İngiliz Irresistible ve Ocean Zırhlıları batırılmış, Inflexible, Gaulosis, Bouvet, Sufren ve Agememnon savaş gemileri de aldıkları yaralar nedeniyle muhârebe edemez durumuna düşmüştü. Kurtarma çalışmasına katılan Müttefiklere ait birçok küçük gemi de Türk topçu ateşi sonucu batırılmıştı. Bu başarısızlık üzerine Müttefik Donanması geri çekilmek zorunda kalmış ve Boğaz’ı denizden zorlayarak geçme teşebbüsünden de vazgeçmiştir.

Sonuç

Boğaz’ı savunan Türklerin ellerindeki son cephaneyi kullandıklarını belirten ve bu nedenle Boğaz’ın bir keze daha denizden zorlanmasında ısrar eden Churchill bu konuda Kabine üyelerini ikna da etmişti. Ancak emrindeki amiraller Churchill’e itiraz edince Churchill bu amiralleri ikna edememiştir. İngiliz Savaş Bakanlığı da Çanakkale Boğazı’nın tekrar zorlanmaktansa bir sefer kuvveti oluşturarak Gelibolu Yarımadası’nın karadan zorlanmasına karar vermiştir.

Mareşal Sanders’in ifadesiyle 18 Mart 1915, Boğaz’ı savunan Çanakkale Kalesi ve Boğazlar K.lığı için şerefli bir gün olmuş ve öyle de kalacaktır.

18 Mart 1915 Deniz Zaferi’nin kahraman şehit ve gazilerinin cümlesinin ruhları şâd, kabirleri nur, mekânları cennet, makamları da âli olsun.

İrfan PAKSOY

Dipnotlar

(1) Almanya menşeli olan bahse konu savaş gemileri 4 Ağustos 1914 tarihinde Fransa sömürgelerinden Cezayir’in Bône ve Phlippeville limanlarını bombaladıktan bir süre sonra Akdeniz’de devriye görevi yapan İngiliz savaş gemilerinin takibine maruz kalınca kaçmış, 10 Ağustos sabahı Çanakkale Boğazı’ndan Osmanlı karasularına girerek sığınma talebinde bulunmuş, bu olay İtilaf Devletleri’nin baskısına neden olunca Osmanlı Devleti 16 Austos’ta bahse konu savaş gemilerini satın aldığını ilan etmiş ve Osmanlı Donanmasına katmıştır.

(2) Dolaysız (Doğrudan) Tutum, Prusyalı Stratejist Clausewitz’in de belirttiği üzere düşmanın ana kuvvetlerinin savaş alanında kesin bir şekilde imhâ edilmesidir. Savaş tarihi boyunca pek çok komutan ve askeri teorisyen tarafından, savaşı kazanmanın yegâne kesin yöntemi olarak kabul edilegelmiştir. İngiliz Stratejist Basil Liddell Hart tarafından kavramsallaştırılan Dolaylı Tutum Stratejisi ise askerî strateji olarak, düşmanın ana kuvvetlerinin savaş alanında imha edilerek yenilmesi şeklindeki geleneksel Doğrudan Tutumdan farklı olarak, düşmanın fizikî ve psikolojik dengesinin bozularak savaşma kararlılık ve gücünün kırılmasına yönelik stratejik tutumlardır.

(3) Savaş Konseyi (War Council); İngiltere’de, savaşın yüksek sevk ve idaresinden sorumlu meclis olarak kurulmuştur. Savaş Konseyi ilki 25 Kasım 1914 tarihinde olmak üzere 14 Mayıs 1915 tarihine kadar muhtelif aralıklarla toplanmıştır. Savaş Konseyinin başlıca üyeleri olarak Başbakan Asquith, Denizcilik Bakanı ve Amirallik Birinci Lordu Churchill ve Savaş Bakanı Kitchener bulunmuştur. Konseyin diğer üyeleri olarak; Dışişleri Bakanı Edward Grey, Maliye Bakanı Lloyd George, Gnkur.Bşk. James Murray, Hindistan Devlet Sekreteri Marquess, Dz.K.K. Birinci Deniz Lordu Lord Fischer bulunmuştur. Mayıs 1915 ayı sonunda Kabinenin değişmesiyle adı geçen Konsey, Haziran 1915 ayından itibaren “The Dardanelles Comitte (Çanakkale Boğazı Komitesi)” adını almıştır. Bu tarihten itibaren görev fonksiyonu değişmemekle beraber mesaisinin çoğunu Çanakkale ve Doğu Akdeniz konularına ayırmıştır. 7 Ekim 1915 tarihinde bu konseyin ismi “War Comittee (Savaş Komitesi)” olarak değiştirilmiş, ilk toplantısını da 2 Kasım 1915 tarihinde gerçekleştirmiştir.

Faydalanılan Kaynaklar:

—-; Birinci Dünya Harbi’nde Türk Harbi, C. 5, Çanakkale Cephesi Harekâtı 1 nci, 2 nci ve 3 ncü Kitabın Özetlenmiş Tarihi (Haziran 1914-9 Ocak 1916), 2. Baskı, Gnkur.ATASE Bşk.lığı Yay., Gnkur.Bsmv., Ankara 2002.

—-; İngiliz Devlet Arşivi Gizli Belgeleri, Türkiye’nin Parçalanması ve İngiliz Politikası (1900-1920), 1. Baskı, Örgün Yayınevi, İstanbul 2005.

Atabey, Figen; “İngiliz Belgelerinde Çanakkale Muharebeleri’nin Deniz Harekâtı”, Askerî Tarih Araştırmaları Dergisi, Gnkur. ATASE Bşk.lığı Yayını, S. 16, Ankara 2010.

Akbay, Cemal; Osmanlı İmparatorluğu’nun Siyasî ve Askerî Hazırlıkları ve Harbe Girişi, Gnkur.Bsmv. Ankara 1991.

Arı, Kemâl; I. Dünya Savaş Kronolojisi, Gnkur.Bsmv., Ankara 1997

Atabey, Figen; “İngiliz Belgelerinde Çanakkale Muharebeleri’nin Deniz Harekâtı”, Askerî Tarih Araştırmaları Dergisi, Gnkur. ATASE Bşk.lığı Yayını, S. 16, Ankara 2010.

Bayur, Yusuf Hikmet Bayur, Türk İnkılâbı Tarihi, C. III/II (1914-1918 Genel Savaşı), TTK Bsmv., Ankara 1991.

Belen, Fahri; Birinci Cihan Harbinde Türk Harbi 1918 Yılı Hareketleri, C. 5, Gnkur.Bsmv., Ankara 1967.

Bodger, Alan; “Russia and the End of the Ottoman Empire”, The Great Powers and the End of the Ottoman Empire, Marian Kent, 2 th Ed., London 1996.

Earle, Edward Mead; Bağdat Demiryolu Savaşı, (Türkçesi: Kasım Yargıcı), Milliyet Yay., Birinci Baskı, İstanbul 1972.

Fromkin, David; Barışa Son Veren Barış Modern Orta Doğu Nasıl Yaratıldı? 1914-1922, (Çev.: Mehmet Harmancı), Sabah Kitapları, İstanbul 1994.

Gürsel, Haluk F.; Tarih Boyunca Türk-Rus İlişkileri, Baha Matbaası, İstanbul 1968.

Hart, Basil Liddell; Birinci Dünya Savaşı Tarihi, (Çev.: Kerim Bağrıaçık), 1. Basım, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul 2004.

Hopkirk, Peter; İstanbul’un Doğusunda Bitmeyen Oyun, (Çev.: Mehmet Harmancı), Birinci Baskı, Bilgin Yayıncılık, İstanbul 1995.

Kurat, Akdes Nimet; Türkiye ve Rusya, Kültür Bakanlığı Yay., Ankara 1970.

Larcher, Maurice; “1915 Çanakkale Seferi”, Çanakkale 1915-Boğaz Harekâtı, (Ed. Murat Çulcu); Birinci Basım, e Yay., İstanbul 2008.

Lord Kinross, Osmanlı İmparartorluğunun Yükselişi ve Düşüşü, (Türkçesi; Meral Gaspıralı), 3. Baskı, Altın Kitaplar, İstanbul 2009.

Mahmut Muhtar, Maziye Bir Nazar, (Osmanlıcadan çev.: Nurcan Fidan) Gnkur. Askerî Tarih ve Stratejik Etüdler Bşk.lığı Yay., Gnkur.Bsmv., Ankara 1999.

McLaughlin, Redmond; Yavuz’un Kaçışı, Birinci Baskı, Milliyet Yay., İstanbul 1978.

Neiberg, Michael S.; The World War I, New York University Press, New York-USA 2007

Oglander, C.F. Aspinal; Büyük Harbin Tarihi Çanakkale Gelibolu Askerî Harekâtı, (Yayına haz.: Metin Martı), C. 1, İkinci Baskı, İstanbul 2005.

Palmer, Alan; Osmanlı İmparatorluğu Son Üç Yüz Yıl Bir Çöküşün Yeni Tarihi, 5. Baskı, Bilgin Yayıncılık, İstanbul 1995.

Sanders, Liman von; Türkiye’de Beş Yıl, (Çev.: M. Şevki Yazman), Burçak Yayınevi, İstanbul 1968.

Steel, Niegel; Hart, Peter; Gelibolu Yenilginin Destanı, 3. Baskı, Epsilon Yay., İstanbul 2005.

Uçarol, Rıfat; Siyasî Tarih, 4. Baskı, Harp Akademileri Komutanlığı Bsmv., İstanbul 1987.

Uluksar, Gündüz; “18 Mart 1915 Çanakkale Zaferi ve Türk’ün Büyük Zaferi”, Silahlı Kuvvetler Dergisi, Gnkur.Bsmv., Ankara 2002.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir