Yönetmenliğini Özer Feyizoğlu, yapımcılığını Mustafa Uslu’nun üstlendiği filmin senaristi ise Barış Pirhasan… Film Naim Süleymanoğlu’nun biyografisinden ibaret değildir yalnızca. Yakın tarihe de ışık tutmakta. Balkan Savaşları ile birlikte bu bölgelerde azınlık durumunda yaşamak zorunda bırakılan Türklerin zor dönemine değinmektedir. “Herkesin bir silahı vardır Naim!” diyen arkadaşı kendisine ilham kaynağı olurken, “Gölgede duranın gölgesi olmaz, sen güneşe çıkmalısın ki başkalarına gölge olabilesin.” diyen antrenörü, onun yolunu aydınlatmış ve 15 yaşında ilk dünya rekorunu kırmasını sağlayan inancı kendisine aşılamıştır.
Naim asla vazgeçmemiş, çünkü büyük bir amacı var: Bulgaristan’da zulüm gören Türklerin sesini dünyaya duyurmak ve bunu için elinde tek bir silahı vardır o da halter. Her defasında gözünü daha büyük hedeflere dikmiş ve sonunda başarmıştır. Film boyunca amacı uğruna tüm benliğini ortaya koyan genç bir adamın mücadelesine tanık olmaktayız. Gözyaşları içinde adının değiştirilmesine sessiz kalmış, atalarının mezar taşlarındaki isimlerinin kazınmasına tanık olmuştur. Bütün bu yaşananlar onun inancını perçinlemiş ve sonunda elde ettiği büyük başarılarla, peş peşe kırdığı rekorlarla Times’e kapak olurken Birleşmiş Milletler’in Amerika’daki merkezinde tüm dünyaya Bulgaristan’da yaşananları anlatmayı başarmıştır.

Bu öyle bir konuşmadır ki sadece Bulgaristan’daki Türk azınlık için değil dünya üzerinde zulme uğrayan ve asimile edilmeye çalışılan tüm halkların âdeta çığlığı olmuştur. Konuşmanın bir bölümünü vermek gerekirse: “Evinizi kaybedebilirsiniz, işinizi, hatta sevdiklerinizi, ama bir insanın hayatta kaybedebileceği en zor şey kimliğidir…. Ben Naim Süleymanoğlu, bugün ve bundan sonra kırdığım her rekorun ardından, kazandığım her madalyanın ardından özgürlük özgürlük özgürlük diye haykıracağım. Bunu sadece zulme uğramış Türk halkı için değil; bunu hakları elinden alınmış tüm insanlar için yapacağım.”
Film genel olarak hüzün koksa da gülümseten anları da taşımıştır beyazperdeye. Özellikle Naim’in ülkeye gelmesindeki baş aktör dönemin başbakanı Turgut Özal’ın Naim ile birlikte basın açıklaması sırasında Türkçeden Türkçeye yaptığı tercüme dönemin gazetelerine bile esprili bir dille yansımıştır. Naim Süleymanoğlu, aldığı madalyalar ve kırdığı rekorlar ile dünyada fırtına gibi esmiştir. Film onun ölüm yıldönümünde vizyona girmiş ve oldukça yoğun ilgi görmüştür.

Filmin arka planındaki hikâyeyi detaylandırmak gerekirse, Naim Süleymanoğlu, Bulgaristan’ın Mestanlı köyünde sade bir hayat sürerken bir tesadüf sonucu halter sporu ile tanışır ve doğal yeteneği sayesinde önce Kırcaali’de daha sonra da tüm SSCB’de kendini kanıtlayan Türk asıllı bir sporcu olarak adından söz ettirir. Her şey güzeldir taaki 1984 yılına kadar Bulgaristan Halk Cumhuriyeti Devleti Başkanı Jivkov’un mecliste yaptığı konuşmanın ardından çıkarılan kanuna kadar. Bu kanun ile birlikte Türklerin asimilasyonu faaliyetleri başlatılmış, okullarda Türkçe eğitim, sokaklarda Türkçe konuşmak yasaklanmış, Türklerin isimlerini Bulgarca isimlerle değiştirilmesi zorunlu tutulmuştur. İş o raddeye gelmiştir ki mezar taşlarındaki Türkçe isimler kazınmış yerine Bulgarca isimler yazılmıştır. Bu gelişmelere sessiz kalmayan Türk azınlığın üstüne askerler acımasızca yürümüş, yüzlerce insan acımasızca öldürülürken dünya bu olaylara bîhaber kalmıştır.
Naim bu koşullar altında Bulgar milli takımında yer alıp dünyanın bir ucundan diğer ucuna gidip altın madalyalarla ülkesine geri dönmektedir. Ancak artık o da yaşananlardan dolayı rahatsızlık duymakta ve tepki göstermek için çareler aramaktadır. Naim’in dönüm noktası ise bizzat kendi adının da bir oldu bitti ile değiştirilmesi olmuştur. Büyük bir askı altında tutulan Naim, medya karşısına, önceden hazırlanmış bir metin ile çıkartılıp bu değişikliği kendi rızasıyla yaptığını açıklamak zorunda bırakılmıştır. Bu konuşmanın akabinde kararını verir. Onu ülkeden kaçırmak isteyen kişilerle bağlantı kurar ve aksiyon filmlerini aratmayacak şekilde Avustralya’nın Melbourne şehrinden önce İngiltere’ye ardından dönemin başbakanı Yunanistan ve Bulgaristan’ın hava sahalarını kapatmalarına rağmen Turgut Özal’ın talimatıyla Yunanistan üzerinden Ankara’ya getirtilir. Bu saatten sonra Naim’i tek amacı vardır o da Turgut Özal’ın talimatıyla yaşanılanları dünyaya duyurmak, Bulgar Türklerinin sesi olmak.

Cep Herkülü, halterde imkânsızı başaran, “dünyanın en iyi sporcusu” seçilen Naim Süleymanoğlu‘nu anlatıyor. Yalnız Onu anlatmakla kalmıyor. Acıyı, yok sayılmayı, asimilasyonu… Büyük başarıların imkânlarla, rahatla, bollukla gelmediğine yeniden öğretiyor…
Emel AKBAŞ

Tebrik ederim.