Nevruz, Farsça bir kelime olup “Yeni gün” anlamına gelmektedir “Nev” kelimesinin anlamı “Yeni”; “Ruz” kelimesinin anlamı da “Gün” dür. Nevruz kelimesi dilimize Farsça’dan geçmiştir. Türkler bu bayrama Ergenekon Bayramı da demiştir. Yeni gün aynı zamanda baharın geliş günüdür. Türkler bu tarihi, yüzyıllar boyunca takvim başlangıcı olarak kabul etmiştir. Miladi takvim kabul edilmeden önce 21 Mart tarihi ülkemizde de yılbaşı olarak kutlanmaktaydı. Hali hazırda İran İslam Cumhuriyetinde 21 Mart tarihi hâlâ yeni yılın başlangıcı olarak kutlanmaktadır. Nevruz, yüzyıllardan beri Asya, Ortadoğu, Kafkaslar ve Anadolu’nun da içinde bulunduğu büyük bir coğrafyada yaşayan başta Türkler olmak üzere farklı milletler tarafından çeşitli tören ve eğlencelerle kutlanan ortak bir kültür ögesi, doğanın uyanışını müjdeleyen bahar bayramıdır. Bayramlar, dinî ve millî inanışlarla, ortak hatıralardan doğar. Adeta milletlerin kültürel hafızası gibidir. Genelde “Nevruz” ismiyle yaygın bir şekilde bilinen bu bayram, tabiattaki uyanışla birlikte kutlanır. Bu törenler, bahara duyulan özlemi anlattığı kadar, bir takvim değişikliğini de ifade eder. Zira bu tarih gece ile gündüzün eşitlendiği Ekinoks tarihi olarak tanımlanan özel bir tarihtir. Kuzey Yarımkürenin büyük bir bölümünde baharın gelişini dolayısıyla bolluk ve bereketi simgeleyen özel bir gündür.
Nevruz’un özünde, baharla başlayan yeni bir yılın tazeliği ve heyecanı vardır. Uluslar, bu yeni yılın ilk gününü bahar heyecanını, çeşitli mitolojik ve efsanevi unsurlarla örüp yüzyıllar boyu devam ettirmişlerdir.
Nevruz/Ergenekon Bayramı; Yenisey-Orhun çevresinden, Altaylar’a, oradan da Hun Türklerinin Avrupa’ya yürümesiyle Macaristan’a ve Balkanlar’a ulaşmış, 800’lü yıllardan itibaren Hazar’ın güneyinden Anadolu’ya ve Mezopotamya denilen bölgeye taşınarak daha geniş bir coğrafyaya yerleşmiştir. Geldiğimiz noktada Nevruz; Adriyatik’ten Çin seddine kadar uzanan büyük bir coğrafyada insanları birbirine kenetleyen, birlik ve beraberliği pekiştiren bir gündür. Türk kültüründen kaynaklanan Nevruz bayramı, her yönüyle Türk gelenek ve görenekleriyle zenginleşmiş ve temeli beş bin yıllık tarihine dayalı milli bir bayramdır. Türkler, bu takvim değişikliğini toprağın uyandığı gün ile özdeşleştirmiştir.
Nevruz; Bahar bayramı, Ergenekon Bayramı, İl dönümü, Yılbaşı, Sultan nevruz, Noruz, Mart dokuzu gibi çeşitli isimlerle kutlanmaktadır. Kısacası Nevruz; tüm Asya, Anadolu, Kafkasya, Ortadoğu, halklarınca mitolojik destan ve efsanelerle süslenmiş ve çeşitli kültür ortamlarında biraz farklı bir içeriğe sahip olsa bile sonuçta yine yeniliği başlangıcı temsil etmektedir. Türkistan’da büyük coşkuyla kutlanan Nevruz, ülkemizde Azerbaycan’dan göç eden Oğuz Türklerinin yoğun olarak yaşadığı Kars, Ardahan, Ağrı, Amasya ve özellikle Iğdır’da aslına ve içerdiği manaya uygun olarak kutlanmaktadır. Azerbaycan örf ve adetleri ile şekillenmiş, zengin ritüellerin olduğu bu bayram; öyle tahmin ediyorum ki dünya üzerindeki en uzun süreli bayramlardan biridir. Mart ayının ilk gününde başlayan bayram heyecanı 21 Mart’a kadar her gün coşkusu aratarak devam eder. Türkiye’de güneşin ilk selamladığı şehir olan Iğdır, Azerbaycan Türklerinin yoğun olarak yaşadığı bir şehirdir. Azerbaycan, İran ve Ermenistan sınırlarında Ağrı Dağı eteklerine kurulan bu şehrin halkı, Türk kültürünü aslına uygun yaşamak gayesinde olan bilinçli bir halktır. Son yıllarda Nevruz’un siyasallaşarak aslından uzaklaşmasının önünde göğsünü siper etmiş ve atalardan miras kalan bu kutlu kültürü nesilden nesile başarıyla aktarmıştır. Nevruz, bu yörede Milli bayram olarak kabul edilmiştir. Bayramların şahı gibidir. Çocuğu, genci, yaşlısı tüm halkın katılımıyla gerçekleştirilen Nevruz, etrafında birçok gelenek, görenek, adet ve kültürel ögeler içeren uygulama ve pratik barındırır. Yöre halkı tarafından bu bayram; “Toprak bayramı”, “Baharın simgesi”, “toprağın uyanışı”, “eski yılın bitişi, yeni yılın gelişi”, “Baharın başlangıcı”, “iklimin değişmesi” gibi son derece önemli kavramları içermektedir. Son Cemre’nin toprağa düşmesiyle bütün doğa kış uykusundan uyanır, tabiat ak giysisini çıkarıp yeşil kıyafetini giymeye başlamasıyla Nevruz bayramı başlamış olur. Hal böyle olunca da insanın geleceğe dair umutları arttığı için ruh hali olumlu anlamda etkilenir ve ekmek, biçmek, kurmak, yaratana şükranda bulunma isteği artar.
Nevruz Bayramı çok soylu ve kapsamlı bir bayramdır. Nevruzla ilgili inançların temelinde tüm diğer topluluklarda olduğu gibi toprağa olan sevgi ve tarımsal iş gücüne karşı duyulan isteğin yanı sıra bolluğa ve refaha kavuşmanın sadece alın teriyle sağlanabileceği düşüncesi vardır. Iğdır’da kutlanan Nevruz yedi aşamadan oluşur. Her aşama verdiği mesajlarla göz kamaştırmaktadır.
Birinci aşamada yöre halkı Mart ayının başında kötü söz orucuna girer. Kötü söz orucundan kasıt, mümkün olduğunca kötü olaylardan bahsetmemek, birileri hakkında çirkin şeyler konuşmamaktır. Bayramın gelişinin verdiği heyecanla hep güzel olaylardan bahsetmeğe gayret gösterilir. Bu yörede Nevruz’da kötü söz konuşmak nevruz geleneğine ters düşer ve günah sayılır. Herkes; geçen yılın sıkıntılarını, acılarını unutmaya çalışır. Yüreklerde oluşan kin, yerini sevgiye ve hoşgörüye bırakır. Buradaki amaç; geçmişte yaşanan birtakım olumsuz olayların unutulması, dargınlıkların bir yana bırakılması, yeni yıla sağlam düşünce, iyi niyet ve barış içinde girilmesidir. “Söz vardır keser savaşı, Söz vardır kestirir başı” ve yine “Söz ağızdan çıkıncaya kadar sen söze, söz ağızdan çıkınca söz sana hâkim olur” atasözlerinin ışığında davranan yöre halkı iyi ve güzel sözün önemini kavramış ve bunu da bayramın olmazsa olmazı haline getirmiştir. Kötü sözün söylenmediği bugünlerde genç kız ve erkekler genelde akşamları komşu evleri gizlice dinler, duydukları sözleri kendilerince yorumlayarak gelecekleri hakkında fikir yürütürler. Buna halk arasında “gapı pusmak” veya “kulak asmak” denilir. Bu iş yapılırken güzel bir niyet tutulur ve yakın komşuların evi gizlice dinlenilir. Evde konuşulanlar eğer olumlu sözler ise tuttukları niyetlerin yerine geleceğine inanılır.
Bir diğer aşamada çevre temizliği ve ateş kültü bulunmaktadır. Geleneğe göre bayram ayı içindeki Mart ayının ilk üç haftasının Çarşamba günleri önemlidir. Her haftanın Salı’dan Çarşamba’ya geçiş gecesi, bayram akşamı gibi kabul görmektedir. Bu akşamlara Çarşamba akşamı adı verilmektedir. Azerbaycan’da bu Çarşamba günlerine genelde ‘üskü’ denilmektedir. Bu çarşambalardan birincisine ‘Yalancı Çarşamba’ ikincisine ise ‘Doğrucu Çarşamba’ Mart’ın son çarşambasına ise ‘Ahir Çarşamba’ adı verilir. İnanışa göre Ahir Çarşamba günü tabiattaki her şey temizlenmektedir. Bu nedenle bayram sevincini yüreğinde derinden hisseden insanlar evde ve bahçede genel bir temizlik yapar. Geçen yılın acısını, sıkıntısını, uğursuzluklarını yok etmek amacıyla evde ve bahçede temizlik sonrası oluşan çöpler yakılır. Temizlenen evleri süslemek için daha önce yapılan semenilerle evler bezenir. Nevruz’un en önemli sembollerinden biri sayılan Semeni; buğday, arpa gibi tahılların bir çanakta çimlendirilmesiyle yapılır. Baharın tez gelmesini arzulayan yöre halkı Nevruz öncesi çeşitli tahıl tohumlarını yeşerterek evlerde, sokaklarda sergilerler ve böylece bahara yürek çağrıları eşliğinde sembolik davette bulunurlar. Ayrıca Semeni yeşertmek; yeniden doğuşu, bolluğu, bereketi ve baharı temsil eder. Ev halkı gelecek yıla dair güzel niyetler tutarak bahçenin ortasında yakılan ateşin üzerinden atlar. Ateşin üzerinden atlarken maniler ve şiirler okunur. Büyüklerden öğrenilen bu maniler bugüne özel yazılmış olup içinde güzel dilekler barındırır. Genç kızların ve erkeklerin evlilik umudunu da içinde barındıran bu maniler Azerbaycan Türkçesiyle yazılmıştır.
“Ağrım, uğrum tökülsün,
Oda düşüp kül olsun,
Yansın alov saçılsın,
Menim bahtım açılsın”
Ve yine buna benzer dilekler içeren
“Atıl batıl Çarşamba
Bahtım açıl Çarşamba”
manileri herkes tarafından bilinen ve bekarlar tarafından okunan manilerdir.
Azerbaycan Türklerinin “Tongal” adını verdikleri bu ateşin üzerinden niyet ederek, şiirler okuyarak atlamanın amacı geçen yılın tüm sıkıntılarından arınıp geleceğe ümitle bakmaktır.
Bu bayramda ateş kültünün yanı sıra su kültü de gelenekler arasında kendini belli eder. Nevruzda yoldan geçenler üzerine dam ve duvar üstlerinden kovayla sular dökülür. Bu gelenek yörede tebessüm ve sabırla karşılanır. Buradaki amaç yöre halkınca kan oynama vakti olarak adlandırılan dönemde gergin olan insanların negatif enerjilerini suyun arındırıcı etkisiyle boşaltması ve meydana gelecek bazı olayların önceden yumuşatılarak önlenmesi temsiliyle gerçekleştirilir.

Yine bugünlerde genç kızlar İğne Falı denilen hayli ilginç etkinlikte bulunmak için bir araya gelirler. Evlerde toplanan bekar kızlar hep beraber, hiç konuşmadan bir çeşmeye giderek su getirirler. Suyu derince bir leğenin içine dökerler. İki iğnenin ucuna iplik ve pamuk sarıp her birini leğenin bir tarafından suya bırakırlar. İki sevgiliyi temsil eden iğneler birbirine yaklaşırsa sevgililerin kavuşacağına uzaklaşırsa kavuşamayacaklarına işaret eder.
Türklerde doğa, yüce yaratanın bizlere sunduğu en büyük sofra olarak kabul edilir. Maalesef doğayı en çok tahrip eden yine insanoğludur. Bu günaha ortak olmak istemeyen Azerbaycan Türkleri doğada eksilttiklerini bir şekilde yeniden yerine koymak adına her yılın ilkbaharında doğaya ağaçlar diker ve tohumlar eker. Ağaçların özellikle meyve ağacı olmasına önem verilir. Yine Nevruz hazırlıkları kapsamında yaşlı ve hasta ağaçlar budanır, bakımı yapılır.
Iğdır yöresinde Nevruz bayramı kutlamaları aşamalarından üçüncüsü ölü bayramı aşamasıdır. Bana göre bu bayram dünya üzerinde kutlanan en önemli ve en ilgi çekici bayramdır. Bu kitapta Ölü Bayramını ayrı bir başlık altında işlediğim için sadece Nevruz geleneklerinin bütünlüğünü bozmamak adına kısaca bahsedeceğim.
Ölü bayramına girmeden birkaç gün önce ölü bayramına hazırlık kapsamında yöre halkınca tahrip olan mezarlar onarılır, bayram günü dikilmek üzere yeni fidanların yerleri hazırlanır ve genel çevre temizliği yapılır. Belirlenen Ölü bayramı günü (Genelde 21 Mart tarihinden önceki Salı günü) yöre halkı toplu halde mezarlıklara giderek bu anlamlı ve soylu bayramı kutlamaya başlar. Topluca gidilen mezarlıklarda, çiçekler ekilir, mezar taşları yıkanır, dualar okunur ve evlerde hazırlanan helva, govut, kırmızı yumurta ve yedi levin payı gibi yiyecekler halkla paylaşılmak adına kabirlerin üstlerine bırakılır.
Ölü bayramının en dikkat çekici özelliklerinden birisi de mezarlıkta kendi ölen yakınlarına dualar okuyan kimselerin ailece diğer komşu mezarlarla birlikte kimsesiz olan mezarları da ziyaret etmesi ve hatta küsülü olduğu kişiler varsa onların da yakınlarının mezarlarına giderek dualar okumasıdır.
Ölü bayramında, ölen kimsenin adına evlerde yeşertilen semenilerden de mezarlar üzerine bırakılması, kuşlar için yem ve su bırakılması, hüzünlü olunmaması, güler yüzlü olmaya dikkat edilmesi, çocuklar tarafından hazırlanan şiir ve ders notu gibi yazıların kabir üstlerine bırakılması önemli ritüeller arasındadır.
Büyük ve görkemli bir bayram şenliğine girecek olan halkın, bayram öncesi ölen yakınlarının gönlünü almak, onları bu sevince dahil etmek ve burada da bir bayram havası yaşatmak istemesinin amacının tarihsel izleri de bulunmaktadır. Zira Nevruz kutlamalarında önemli bir yeri olan bu gelenek, eski Türklerdeki yuğ törenlerinin izlerini taşımakta ve bunların devamı niteliğindedir. Tarihte ölümü bile ölümsüzlüğe terfi olarak gören Türklerde ruhların yaşamaya devam ettiğine inanılmakla birlikte büyüklere, yaşlılara, özellikle baba ve atalara karşı duyulan ilgi ve yakınlıktan kaynaklı Atalar kültünün önemli bir parçası olarak sayılmaktadır.

Dördüncü aşama ise hasta ve yaşlıları ziyaret etmek ön plana çıkmaktadır. Yöre halkı toplu halde aynı mahallede bulunan yaşlı ve hastaları ayrı ayrı ziyaret eder, onlara hediyeler götürerek morallerinin yükselmesini sağlar. Ulu Tanrı’dan hastalar ve yaşlılar için şifa, huzur ve refah dilenir. Ayrıca yakın zamanda hayatını kaybetmiş kişilerin aileleri topluca ziyaret edilerek acıları paylaşılır. Bu sayede onların da yüreğindeki burukluk bir nebze giderilerek bayrama güzel duygularla girmesi sağlanır. Hüzünlerin giderilmesi, yüzlerin tebessüm etmesi için Nevruz akşamlarında KOSA KOSA adında bir orta oyunu sergilenir. Oyun ekibi diledikleri evin bahçesine giderek maharetlerini sergiler. Nevruz bayramının en renkli, en neşeli adetidir. Gençler ve özellikle çocuklar tarafından çok sevilir. Üç kişiden oluşan bu oyunda kosanın biri kışı diğeri ise yazı temsil eder. Üçüncü kişi ise müzisyen ve yöneticidir. Kış kosasına kışı ve kıtlığı temsil edene beyaz elbise giydirilir. Yüzü-gözü unlanır. Boynuna zingorov adı verilen (çan)ses çıkaran takı takılır. Yaz kosasına ise bolluk bereket ve baharı temsil eden yeşil elbise giydirilir. Azerbaycan halk çalgısı olan garmon ve nağara çalan müzisyen kosaya da yöresel folklor elbisesi giydirilir. Beyaz elbiseli kış kosası girdiği evden çıkmak istemez ve garip oyunlar sergiler. Yazı temsil eden yeşil elbiseli kosa ise kış kosasının evden çıkması için onu ikna etmeye çalışır. Kış kosası ne kadar inatçı olsa da yaz kosası onu aklıyla ve güzel sözleriyle ikna ederek o evden çıkmaya ikna eder. Yöre halkı Kış kosasının evden çıkmasıyla o evden kıtlığın uğursuzluğun ve kışın çıktığına inanır ve kosa ekibine hediyeler vererek güler yüzle evden uğurlar.
Bir sonraki ritüelin amacı yani beşinci aşama çocukların mutlu edilmesine yönelik olmasıdır. 20 Mart tarihinin gündüzü tamamen çocuklara ayrılmıştır. Bu vesileyle çocuklarda bayram şenliğine dahil edilir. Tüm çocukların heyecanla beklediği bugün geldiğinde tüm çocuklar sabahın ilk ışığıyla birlikte sokaklara dökülür. Akraba ve komşular başta olmak üzere tüm evlere uğranıp ev sahiplerinin bayramı kutlanır. Yöre halkı bugünün çocuklara özel olduğunun bilinciyle onlara her zamankinden daha fazla ilgi ve güler yüz gösterir. Çocuklar gittikleri evlerde bayramçalık adı verilen hediyeler alır. Alınacak en iyi hediye, soğan kabuğu kullanılarak özel tekniklerle kırmızıya boyanmış pişmiş yumurtadır. Kırmızı yumurta Nevruz’un simgelerindendir. Çocuklar kendi aralarında yumurtaları tokuşturur ve kazanan taraf kırdığı yumurtayı kendine alır. Yumurta tokuşturma olayı sadece çocukların yaptığı bir oyun değildir. Yetişkinlerde bu bayramda yumurta tokuşturarak yarışır. Kazanmak için sert yumurta gerektiğinden günler öncesinden yumurtalar arasında dişe vurarak sert olan yumurta bu bayram için ayrılır. Tüm çocukların coşkuyla kutladığı bu özel günde 7 yetim veya 7 yoksul çocuk sevindirmek çok önemlidir. Kendi çocukları eğlenirken bu imkana sahip olmayan çocukların da düşünülerek bayrama dahil edilmesi müthiş bir duyarlılık ve empati örneğidir. Asırlardır mazlumların feryadına koşan, adaletiyle tüm dünyada adından söz ettiren Türk milletinin fertlerine de yakışan budur.
20 Mart tarihinin gündüzünde çocuklar heyecanını yaşadıktan sonra gün batımıyla birlikte sırada altıncı aşama olan şal atma (mendil atma) töreni vardır. Bu gecede gençlerin eğlenmesi hedeflenmektedir. Ev sahipleri bu gece evlerinin kapılarını kilitlemez. Havanın kararmasıyla birlikte kız ve erkek fark etmeksizin tüm gençler yanlarına şal veya mendil alarak diledikleri evin kapısını açıp ev sahibine görünmeden yanlarında getirdikleri şalı kapı aralığından içeriye bırakır. Ev sahibi içeri atılan şala gönlünden geçen hediyeyi bağlar. Hediyesinin bağlandığını fark eden gençler kapı aralığından şallarını geri çekerek ev sahibine görünmeden hediyesini alarak başka bir eve gitmek üzere ayrılır. Kim olduğunu bilmediğiniz birine gönlünüzden geçen bir hediyeyi bağlamak ne güzel bir kültür ne şanlı bir gelenektir. Şimdilerde şal atma olarak adlandırılan bu gelenek eski zamanlarda baca baca ve papak (Kafkas şapkası) atmak olarak adlandırılırdı. Eskiden evler tek katlı olduğu için çatılarına ulaşmak gayet basitti. Aynı zamanda ev sahibine görünmemenin de en pratik yoluydu. Çatıya çıkan gençler bacadan papaklarını evin içine doğru sarkıtır ev sahibi de hediyesini sarkıtılan papağın içine koyardı. Bu bayramda şal atanın tanınmaması, bilinmemesi esas olsa da bunun bir istisnası vardır. Nişanlı çiftlerin heyecanı bu bayramda da kendini göstermektedir. Herkes nişanlısı için özel bir hediye alır. Bayram öncesinde nişanlısının şalına dair bilgi sahibi olan sevgili şal atan kişinin sevdiğinin olduğunu anlaması üzerine atılan şala daha özel hediye bağlar. Evdekiler tarafından bu durum hissedilse bile o gün sevenler hoşgörüyle karşılanır. Aynı gece gençler için bir başka özellik taşır, genelde kulak falına çıkan genç kız ya da erkekler, evlere giderek kapı yada pencere arkasından evde konuşulanlara kulak vererek dilek tutar. Eğer evde güzel şeyler konuşuluyorsa tutulan dileğin gerçeğe dönüşeceğine inanılır. Ayrıca yeni evli ve nişanlı çiftlere ev büyükleri tarafından ev, eşya ya da toprak gibi hediyeler bağışlar. Buradaki amaç yeni evli ve nişanlı çiftlerin yeni yıla bereket, sevinç ve özgüvenle girmesini sağlamaktır.
Bayram öncesinde çevre temizliği yapılmış, hayatta olanların dünyasını değiştirenler ile aralarındaki minnet ve hasrete dair yaşam bağları kuvvetlendirilmiş, küsler barıştırılmış, yakınlarını kaybedenlerin acıları paylaşılmış, hasta olanların moral seviyeleri yükseltilmiş, çocuklar ve gençler sevindirilmiş, yeni evliler mükâfatlandırılmış ve tüm yöre halkının 21 Mart’ta kutlanacak olan bayrama yüksek moral ve sevinçle girmesi sağlanmıştır. Bayramın diğer günlerinde herkes kendi evindeyken bugün ata ocakları ziyaret edilerek büyüklerin bayramının kutlanmasına ayrılmıştır. Evli olduğu için bu törene katılamayan kız çocuklarının hediyeleri de ayrılmıştır. Bu hediyeler genelde erkek kardeşler tarafından evli olan kız kardeşe ulaştırılır. Büyükler, evlerine gelecek olan çocuklarına ve torunlara ikram etmek için yedi levin adını verdikleri çerezler hazırlar. 7 çeşit çerezden oluşan ve adına Yedi Levin dedikleri bu ikram; bolluğu, bereketi temsil eder.

Nişanlı olan kızlara honça adını verdikleri tepside yedi levin ve çeşitli hediyeler hazırlanır. Yedi levin honçası akşam ezanı okunmadan hazırlanmaya başlanır. Büyük bir tepsinin içine birkaç tane mum yakılır, gelin için özenle seçilmiş yiyecekler bu tepsiye konulur. Üzerine de honçayı hazırlayan ailenin maddi durumuna göre özel hediyeler eklenerek tepsinin üzerine kırmızı bir eşarp örtülür. Akşam ezanı okunduktan sonra evdeki genç delikanlılardan biri (oğlan evinden gittiği için götürenin erkek olması şarttır) evdeki bir kadınla birlikte (anne veya yengesiyle) honçayı nişanlı kızın evine götürür. Özenle hazırlanmış honça kız evine bırakılır. Hane halkı toplanır, kızın nişanlısından gelen honça açılır. Kız evinde daha önce kendileri için hazırlanan Yedi Levinin içerisine nişanlı kız için getirilen Yedi Levin dökülerek karıştırılır. Oğlan evinden gelen misafirlere de o karışımdan pay ayrılır” Nişanlı kıza giden Yedi Levinle, kız evinde daha önce hazırlanan Yedi Levinin karıştırılmasının sembolik anlamı çok değerlidir. Bu karışım iki ailenin kaynaşması, bütünleşmesi ve birlik içinde olunması arzuna yönelik yapılır.
En güzel yemekler bugüne özel pişirilir. Ak sakal ve ak pürçek (ak saçlı kadın) büyükler özenle hazırlanmış sofrada gelecek yıla ve yaşamın tamamına dair dualar eder. Bu dualarla birlikte bayram artık sona ermiş, geçmiş yılda yaşanan tüm kötülükler hafızalardan silinmiştir. Tanrı’nın cömertliği ve rahmetinin kendini gösterdiği baharda gönüller rahat ve umut doludur.
Tuğşad Ata TÜRKMEN

Son Yorumlar