Zina-Erkek-Cinsellik

I

Fıkhın ve onun çevresinde oluşan kültürün zina ile ilgili durumunu ilk yazıda değerlendirmiştim. Bu yazıda bir başka konuya, tecavüze değineceğim. Bir kadın istemediği halde onunla cinsel yoldan ilinmek diye tanımlayacağımız tecavüzün bu dünyadaki dosyası oldukça kabarık. Amerika’da üç kadından biri ve dört erkekten biri cinsel saldırıya uğruyor. İngiltere’de her saatte on kadına tecavüz ediliyor. Bu kadınlarla yapılan röportajda mağdurlardan biri durumunu şöyle ifade ediyor. “Bir otel görevlisi tarafından tecavüze uğradım. Tatilden döndükten sonra unutup eski hayatıma devam ettim. Hiçbir şey olmamış gibi davranıyordum ama sonradan bütün hayatımın değiştiğini fark ettim. O gün orada olmasaydım, içki içmeseydim, sarhoş olmasaydım, şunu yapmasaydım her şey daha farklı olurdu dedim ama boşunaydı.” “Yedi yaşındayken çok güvendiğim biri tarafından tecavüze uğradım. O yaşta bunun ne demek olduğunu çok anlamamıştım ama benim olan bir şeyin başkası tarafından ele geçirildiğini ve bunun benim dünyamı alt üst ettiğini hissetmiştim. Bununla ilgili uzun süre kimseye konuşamadım. Herkesin beğenerek izlediği sinemaları ben izleyemiyorum çünkü çoğunda cinsel saldırı sahneleri var. O günler aklıma geliyor.” “Hayatımın normal seyrine dönmesi yıllarımı aldı. Artık normal bir ilişki yaşayabiliyorum. İlişkiden zevk alabiliyorum.”

II

İslam’ın cinsellik anlatısı zannedildiği gibi gizli saklı değil insan anlatısının tam merkezindedir. Cinsellik ve bilinç beraber uyanmıştır insanda. Başka deyişle bilinçlenme ve uyanışı ile cinselliğin anlamlı ve zevkli bir faaliyet oluşu, çocuk üretmeden ayrı olarak arzulanan ve peşine düşülen bir faaliyet oluşu eşzamanlıdır. Cennetten düşüş diye tabir edilen bize masal gibi anlatılan, hakikatine dair belki en az kafa yorulan, insanın varoluşu ve gelişimine dair en derin ve mecazlı mesajların verildiği pasaj insan-cinsellik-şeytan anlatısıdır. Erkek bu hikayede Hristiyanlığın tam aksine daha çok suçlu olan, kadına meyleden ve kadınla birlikte yoldan çıkan, kadını beraberinde götürendir. “Adem! Sen ve eşin bu bahçede (cennette) yerleşin, canınızın istediğini yiyip için fakat şu ağaca yaklaşmayın” ayetinde uyarı Adem’e yapılır. İkisi de haddi aşsa da kadın adamın arkasındadır anlatıda. Burada Allah bize bir şey anlatır esasında. “Başınıza ne gelirse bu işten gelecek. Burayı boş bırakmayın. Kontrol edin.” Bizde bu işin konuşulması yasaklandı. Freud‘dan önce cinselliğin insan kişiliğinde bu kadar etkin bir rol oynadığını söyleyen olmadı bize. Bugün artık fMRI ve psikolojinin gelişkin yöntemleriyle alt beyin diye bir yapımızın olduğunu, bu alt beynin bizim organizmamızın devamı için yeme, içme, üreme (istediğiniz gibi yiyin için, ağaca yaklaşmayın ayetini düşünelim) ile ilgilendiğini, insan ne kadar uğraşırsa uğraşsın beynin bu bölümüne asla söz geçiremediğini (şeytan adem’e boyun eğmedi hatırlayalım) bize anlattı. Şu halde elimizdeki veriler ve araştırmalar sayesinde o merkez anlatının mecazları çözülmüş durumda. Şeytan=alt beyin Cennet=Avcı toplayıcı toplulukların alanları Melekler secde etti=İnsan Allah’ın mülkündeki eşyayı yönetmeyi öğrendi Şeytan secde etmedi=İnsanın bilinçaltına söz geçirmesi mümkün değil Şeytana izin verildi=İnsan soyu genetiği böyle olduğu müddetçe alt beyin bizim kişiliğimizin bir parçası olacak Şeytan sağdan, soldan, alttan, üstten yaklaşacak=üst beynimiz devreye girmediği müddetçe alt beynimiz bizim kişiliğimizin hareket merkezi olacak ve öyle kalacak.

III

İslam’ın neyi niye ne kadar yasakladığı şu halde daha iyi anlaşılır durumdadır. Cinsellik tarafları mağdur etmediği müddetçe yasak değildir. Cinsellik mahremde kaldığı ve teşhir edilmediği müddetçe ayıp değildir. İçki, uyuşturucu gibi şehveti kabartan ve aklı örten her türlü faaliyet yasaktır. Çünkü cinselliğin kontrol ve takip edilmediği bu tür ilişkilerde mağdur kadındır. (Neden anlatı erkeği öne sürüyor sorusunun cevabı) Aile erkek ve kadının rollerini en iyi öğrenebileceği ve cinselliği en sağlıklı şekilde keşfedebileceği ortamdır. İnsanı korumak için aile, aileyi korumak için devlet kurulmalıdır. Devleti korumak için insanın onurlu yaşayabileceği bir sistem kurulmalı. (Allah size emaneti ehline vermenizi ve insanlar arasında adaletle hükmetmenizi emreder) Din bütün bu ilişkilerin normal ve insani ölçülerde yürümesi için gerekli kural ve kurumların tümüdür.

Ahmet BAYRAKTAR

One Comment

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir