Öğretmenler Gününde Bir Varmışız Bir Yokmuşuz Hikâyesi

“Ordularımızın kazandığı zafer, sizin eğitim ordularınız için yol açtı. Gerçek zaferi siz, öğretmenler kazanacaksınız. Bunu başaracağınızdan kuşkum yoktur. Sarsılmaz bir inançla ben ve arkadaşlarım sizi gözeteceğiz. Sizin karşılaştığınız tüm engelleri kıracağız.”

 

Ortaokula da başka bir okulda başlamış ve sınıfta yine kimseyi tanımadığım için sessizce sıramda oturuyordum. Benim makûs kaderim olmuştu birkaç yılda bir başka bir çevre içine girmek bu nedenle de sessizce kabulleniyordum her şeyi. İlk günümde sıramın altına akışkan bir çöp bırakmışlardı. Elim değince tiksinmiş hemen o çöpü atmak için ayağa kalkmıştım, sınıfta İngilizce öğretmeni Şengül Hanım vardı. Henüz tanışmamıştık kendisiyle. Yerime dönerken beni yanına çağırdı ve suratıma okkalı bir tokat yapıştırdı. Sınıfta hiç kimseyi tanımıyordum, öğretmeni tanımıyordum ve bir yanağım kıpkırmızı, yüzüm yanağımdan da kırmızı halde gözlerimi utancımdan yere eğmiş kalmıştım.

O günü ve benzer günleri yaşatan öğretmenlerimi hiç affetmeyeceğim ama beni öğretmen olmaya heveslendiren, sevgisini ilgisini esirgemeyen bir öğretmenim olmuştu yine aynı okulda, Fatma Belli. Öğretmenimin ilk yılıydı. Bir cuma günü bizimle ilk dersini işlemişti. İncecik, çok tatlı olan bu kadını gördüğümde içim ısınmıştı. Siyaha çalan uzun düz saçları vardı. Kırmızı bir kazak, siyah uzun düz bir etek giymişti. Türkçe öğretmenimdi. Ona her zaman derin bir sevgi besledim, her zaman. O benim yüreğime dokunan ilk “insan” olmuştu

Yapayalnız dünyama kabul ettiğim ilk insan… Sonrası iyilik güzellik oldu… Ben öğretmen oldum. Artık daha güçlü bir kalbe sahip oldum. Bir tokatla devrilmeyecek kadar…

Sevgili Fatma öğretmenim ve ismini burada tek tek zikredemeyecek kadar çok sayıda hayatıma iyi ki girmiş dediğim öğretmenlerim, gününüz kutlu olsun. Bu hikâye benim öğretmen oluşumun kısa hikâyesi idi ama asıl hikâye ben öğretmen olduktan sonra başladı.

İlk senemi hatırlıyorum. Yüzüme, gözlerimin içine bakan onlarca öğrenciye ben ne anlatacağım ne söyleyeceğim derken yıllar geçti. Sonra günde on iki saat derse girip de konuşamayacak kadar ders anlatırken bile mutlu olduğum zamanları yaşadım. Ayaklarım şişiyor, yorgunluktan gözlerimden yaşlar akıyordu ama öğrencilerime her sabah koşarak gidiyordum. Öğretmenlik en kutsal mesleklerden biri benim için. İyi bir öğretmenin öğrencilerinin hayatını nasıl değiştirebileceğini kendi hayatımdan tecrübe ettiğimden belki de hepsinin hayatına dokunmak istiyordum. Not kaygısı ile hareket eden öğrencilerimi bu duygudan kurtarmak için çok uğraştım. Merak etmenin, araştırıp öğrenmenin ve sorgulamanın onlara neler katabileceğini göstermek için çok çabaladım. Bir öğrencimin hayatında bu yönde bir değişikliğe dahi sebep olduysam ne mutlu bana. Bu yolda yalnız olmadım zaman zaman meslek arkadaşlarımla aynı amacı taşıdığım da oldu. Birlikte mücadele ederken arkadaş olduklarım, dost olduklarım oldu. Bu dostlarımdan biriydi Birkan. 2016 yılının 30 Ağustos’unda korkunç bir haber aldım öğrencilerimden. İnternete bir kaza haberi düşmüş, okudukları haberde yazan ismin Birkan’a ait olup olmadığından emin olmak istiyorlardı.

Ne zaman aklıma gelsen içim acıyor. Göğsüme bir yumru oturuyor… Sonra ararım anlatırım dedikten bir gün sonra acı haberini aldığımdan beri kendimi kızmadığım bir an olmadı. Sonraya bırakmamayı sen öğrettin bana. Konuşamadık… Sen tanıdığım en tatlı matematik öğretmeni ve en iyi insandın. Birkan güzel yürekli kardeşim çok ama çok erken gittin. Öğretmenler günü bu yüzden artık hep biraz buruk benim için. Yattığın yerde huzur bul mekânın cennet olsun. Seni çok özlüyorum.

Emel AKBAŞ

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir