Şiddetin kökünün Arapça olduğunu söyleyip geçeceğim, esas konu şiddetin kelime değil davranış kökeni.
Şiddet; öfkeden doğar ve bu bizim alt beynimizin hayatımızı idame ettirmek için kurgula(tıl)dığı duygu durumlarından biri. Şehvet, iştah, öfke bizim hayvani güdülerimiz, hiçbir zaman tam kontrol edemediğimiz yanımız. Kim ne yaparsa yapsın bu duyguları içimizden söküp atmak neredeyse imkânsız. Milyonda bir bunu başaran çıkabilir belki.
Bugün bizim konuşa konuşa eskittiğimiz, cılkını çıkardığımız “kadına şiddet” olgusunun kökeninde köşeye kıstırılmış ve çaresiz kalmış alt beyinler var.
Alt beyin kişiye ne zaman hükmeder? Akıl çalışmadığında, aklın çalışması netice vermediğinde, aklın çalışması fayda etmediğinde. Bu üç durumu örnekleyeyim.
- Kişi, kendi dengi bir karşı cinsle tenhada buluşup teni tenine değmeye başlayınca akıl devreden çıkar. Alt beyin en sevdiği şeylerden bir tanesinin, üremenin fırsatını bulduğunu anlar ve aklı devreden çıkarır. O esnada kişi yalnız zevk alır. Yusuf suresinde buyrulduğu üzere “Rabbinden burhan görmediği” müddetçe böyle bir cendereden kurtuluş imkânı yoktur.
- Kişi kadınla sorunlar yaşar. Bu sorunu çözmeye çalışır. Zihni problem çözmeye alışmamışsa, tipik yetişkin bir erkek alt beyni ise bildiği en iyi çözüm yöntemi susturmaktır. Vur ağzının ortasına sussun. Bu yöntem iki binli yıllara kadar bir şekilde idare etti. Ülkenin ekonomik gelişimi, kadınların okuyarak, ticaret yaparak sosyal hayata karışması ve ekonomik özgürlüğünü elde etmesiyle artık işe yaramamaya, ters tepmeye başladı. Vurunca susan kadın (annesi) yerine vurunca mahkemeye konuşan kadın (karısı) ile tanıştı.
Bu alt beyinli erkeğin karmaşık problem çözme, ilişki yönetme becerisi olmadığından alt beyni ona şunu söyledi “öldür ve kurtul”. O da öldürdü ve kurtuldu.
- Orta sınıf bir vatandaş düşünelim. Karısının dırdırı bitmiyor. Neden bizim evimiz eski, koltuklarımız püskü diyerek adama gününü zehir ediyor.
Bir, iki, üç derken bütün ikaz ve nasihatler faydasız kalıyor. Yeter artık ayrılalımdan altı ay sonra o kadın o erkekten nafakaya bağlanıp başka bir erkekle o maaşımsı nafakayı çatır çatır eziyor. Adamın güç bela yeten maaşı işleri iyice çıkmaza sürüklüyor. Akıl çalışsa da gerçekler can yakıyor. Düşünmek fayda etmiyor. Alt beyin devreye giriyor. “Sen acı çekiyorsan o da çeksin. Sen yaşayamıyorsan o da ölsün”.
Hep erkek mi kadına şiddet uyguluyor? Hep değil belki ama yüzde 87,21. Neden? Çünkü bütün eril alt beyinler öldürmeye ve hayatta kalmaya odaklıdır. Kadın, öldürmek isterse bunun için başka bir erkeği ikna eder genelde. Eril beyin işler sarpa sarınca bir tek ihtimale düşer. Öl ya da öldür.
Bu şiddet döngüsünü kırmanın yolu belli. İnsanları insani şartlarda yaşamak, yaşatmak ve bunun sınırlarını adilane belirlemek. Bir erkeğin maaşının yarısını kadına nafaka olarak bağlayıp aynı kadının başka bir erkekle zevk u sefasına olur vermek hukukun suçudur.
Kadına pozitif ayrımcılık yapayım derken erkeğe negatif şiddeti hak görmenin hiçbir adalet, değer sisteminde yeri yoktur. Devlet kadını düşünüyorsa ona kendi kasasından verebilir ama nikah bittiği anda “yabancı”laşan bir kadına benim maaşımdan aylık bağlanmasına ben razı olmam. Allah da olmaz. Adalet herkese lazım.
Şiddet sıkılık, esneksizlik demek. İnsanları köşeye sıkıştırarak şiddet körüklenir sadece. Seçim ve özgürlük yoksa şiddet artar, azalmaz. Hukuk insanları köşelerine çekilmeye değil, ilişki kurmaya teşvik etmeli. Bunun yolu da adalettir dün, bugün, yarın.
Ahmet BAYRAKTAR

Anlamlı, doğru, yerinde bir şiddet analizi olmuş. Şunu merak ettim :Hukuku düzenleyenler kadına pozitif ayrımcılık yaparken erkekleri kışkırttığını niçin fark etmez veya yanlışı fark edecek mi? İnşallah birgün.
Hürmetler.
Bu gözle bakmamıştım. Alt beyin meselesi ile .