Tuba SİNA AYDIN: “Hep Soruyorum: Bana Haritada Adaletin Yerini Gösterebilir Misiniz?”

Yazmak, çoğu zaman içe doğru yapılan uzun bir yolculuğun dış dünyada bıraktığı izdir. Her yazar kendi sessizliğinden, kendi karanlığından ve kendi hakikatinden yola çıkar; zamanla bunlardan bir dünya kurar. İçten Kozmosa, yazarların bu yaratım serüvenine iki soru eşliğinde yaklaşmayı amaçlıyor. Çünkü bazen bir yazarı anlamak için bütün kitaplarını okumak yerine, doğru iki soruyu sormak yeterlidir.

 

İç dünyanızdaki duygu ve düşünceleri özgün bir anlatı evrenine dönüştüren yazarlık yolculuğunuz nasıl şekillendi?

Doksanlarda Tuba diye bir kız çocuğu vardı. Memur bir aileden ama hiçbir zaman köyle bağını koparmamış. Dokunmatik dünya henüz kapısını çalmazken, hayalmatik dünyasının arsızıydı.

Televizyonda gördüğü ucubelikler, sokakta karşısına dikilen anlamsızlıklar zamanla zihnine dırdırcı kadınları memur olarak atadı. Bir, iki, üç,… derken kırkı aşkın memure kadın ellerindeki evrak dosyalarıyla çöküverdiler Tuba’nın zihnine. Her biri, “yaz kızım, diyorlardı. Çivisi çıkmış bu dünyanın ifadesini al, savunmasını al, enini, boyunu, ölçüsünü al. Al ki kurtulasın bizden. Yoksa biz çoğalıp gideriz böyle işte.”

Şimdi bu anlattığım şeylerden inşallah gözünüzün önünde bir şizofren profili çizmemişimdir. Yok, ben şizofren falan değildim. Ancak frenlerim de pek sağlam sayılmazdı. Çok hızlı hayal kurar, yükseldikçe yükselir sonra da hızla aşağıya iner uyanıverirdim gerçeğe. Bu uyanış çoğunlukla akşam ana haber bültenlerinde olurdu. Bir Bosna Savaşı, bir patlama, orman yangını, açlık, yoksulluk görüntüsü ekranda dönüp dururken elbette ki bebeklerimle oynamaya devam edemezdim. Boğazım düğüm düğüm yatağıma girerdim. Sonra karmakarışık yüzlerce rüya.

Gündüzleri hayallerin zirvesinde bayrak sallandırırken geceleri gerçekliğin en dibine vuruyordum.

İşte sanırım ondan; öykülerimin güzergâhı genellikle George Orwell‘ın 1984 romanının kulvarından geçer. Ancak o koridoru dümdüz takip etmez. Satırların arasına tepeleme yemek kaşığı kadar Pollyanna eklerim ki acıdan ağzımız yanmasın, dişimiz kamaşmasın. Biraz Kemalettin Tuğcu, biraz Aziz Nesin. Bu kalem sevdalısı daha başka neylesin?

Yazdığınız onca hikâye, karakter ve dünyanın merkezinde yer alan; hâlâ da peşinden gitmeyi bırakmadığınız temel soru nedir?

Hepsinde değil ama genellikle soru(n)larını çözümleyebilen, aradığını bulan karakterlere pek rastlanmaz benim öykülerimde. Belki iç sıkıntısına mizahi fon müzikleri bulmuş bir karakter göze çarpabilir ancak kaderin tayin ettiği keder öykü boyunca okuyucunun yakasını bırakmaz. Sorular ve sorunlar da “çözümlenmiş” maskesini takarak sahnede yerini alır. Yüzleşme’yi görürsünüz ama koltuk değnekli. Hedef on ikiden vurulmuştur ama olan olmuş iş işten çoktan geçmiştir. Yani hiç bir şey yerli yerine oturmaz. Yapboz tamamlanmaz. Gri renk, redingotunu çeke çeke gidip baş köşeye kurulur.

Velhasıl, karakterlerim ve ben sanırım şunları soruyorum:

Bana haritada adaletin yerini gösterebilir misin ?

Verdiğin sözü yerine getirmek dünyanın kaçıncı harikası?

Çocukların eceliyle öldüğü dünyayı hayal etsek, hayalimiz bombalanmadan kaç gün yaşayabilir?

Bana bu güzel  soruşturma dosyanızda yer ayırdığınız için çok teşekkür ederim.

Biz teşekkür ederiz.

Muaz ERGÜ

Tuba Sina AYDIN

    • Muğlalı.
    • Muğla Üniversitesi Okul Öncesi Öğretmenliğinden 2009’da mezun oldu.
    • Yaklaşık yedi yıldır Almanya’da yaşıyor ve burada bir anaokulunda öğretmenlik yapmaya devam ediyor.
    • Pandemiden beri düzenli olarak yazmaya çalışıyor.
    • İki çocuğuna ve edebiyata dair yüzlerce hayali var.
    •  Bitmiş, basılmayı bekleyen iki kitap dosyası var.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir