Türkçülükte Kavram Yanılgısı: Göktürk “Millet” Tasavvuru Ve Oğuz “Milliyetçiliği”

Önceki yazılarımda “Millet” kelimesinin en azından Türk Milleti bakımından “nation” ile karşılanmış olmasına itiraz edilmesi gerektiğine işaret etmiştim. Hilmi Ziya Ülken, “Millet ve Tarih Şuuru” kitabında benim bu yoldaki görüşümün tam aksine Osmanlı aydınlarının “nation=millet” kavramını özellikle kullandığını, ancak bu kullanımın kavramların “mücerret ve boş şekiller” olarak alınmasından kaynaklandığını belirtmektedir:

“Millet kelimesinin modern manasıyla ‘nation’ karşılığı olarak kullanılması oldukça yenidir. Eskiden bu kelime, İslâm dinine girenlerin teşkil ettiği büyük cemaati ifade ederdi. ‘Millet-i İslâmîye’ bütün Müslümanları topladığı için, bugünkü millet kavramından tamamıyla farklı idi. Sonradan bu iki kelime manalarını değiştirdi. ‘Ümmet’ bütün İslâm cemaatini, millet de İslâm cemaatinde ayrı ayrı asırlardan gelen kolları ifadeye başladı. Namık Kemal bir ‘Millet-i Osmaniye’den bahsediyordu. Aynı sıralarda ‘Millet-i İslâmîye’ klişesini devam ettirenler de eksik değildi. Türkçülük hareketini kültür ve siyaset yolunda ortaya atanlar, bunlara karşı ‘Türk milleti’ fikrini müdafaa ettiler. Kelimenin birinci ve ikinci kavramları yavaş yavaş ortadan kalktı. Türk milleti deyince neyin anlaşılması lâzım geldiği de kati değildi. Bazıları ‘kendilerini Türk sayanlar’ın bu kavrama gireceğini söylediler; bazıları ‘gerçekten Türk olanlar’ sözünün buna katılmasını istedi. Bu kelime Türk soyundan gelmek, Türk kültürüne dâhil olmak, Türk vatanında yaşamak gibi manalara gelebilirdi. Bundan dolayı ‘millet’ kelimesinin modern anlamı da birbirinden çok farklı birçok tefsirlere kapı açtı. Millet kelimesi kısa zamanda bu çok buhranlı anlayış farkları içinde bulunurken, vatan kelimesi de bu hususta ondan talihli olmadı. Vatan, Arap lügatinde insanın oturduğu yer, yurt demektir. Fakat bu yurt, bir aşiretin yaylak ve kışlak yeri yahut bir köylünün köyü olabilir. Namık Kemal’in Osmanlı milliyetinde vatan, bütün imparatorluk hudutlarını ifade ediyordu. Türkçülük hareketi de müphem ve hudutsuz genişlediği sırada ‘vatan’ kavramını aynı suretle sınırsız manalarda kullanıyordu. Bütün bu kavram vuzuhsuzluklarına rağmen hangi muhtevaya karşılık olduğunun kati olarak bilinmemesinin sebebi nedir? Biz bu sebebi ‘millet’ ve ‘vatan’ kelimelerinin mücerret ve boş şekiller olarak alınmasında görüyoruz.”

“Millet” kelimesinin “Türk Milleti” bakımından “nation” kavramıyla karşılamanın mümkün olmamasının gerekçesi, Türk Milleti’nin nation kavramının muhtevasına sığmamasıdır. Nation kavramı modern uluslar dikkate alındığında “milliyet=bodun” toplumsallığı ifade etmekten ileri gidememektedir. Dolayısıyla Türkiye Cumhuriyeti bakımından “Türk Kimliği”ne vurgu yapıldığında “Türk Milliyeti” (Nation Türklük) kavramı tutarlı olacaktır. BütünTürklüğü ifade etmek bağlamında “Türk Kimliği”ne vurgu yapılmak istendiğinde ise “Türk Milleti” (Union Türklük) kavramı esas alınabilecektir. Böyle bir kavramlaştırma, örneğin “Kazak Milleti” şeklinde kullanımın da hatalı olduğunu gösterebilecektir. Zira Kazaklar, “bodun” (=milliyet) olarak örgütlenmiştir. Bir milliyetin (nation), union (Millet) haline gelebilmesi için farklı bodunların birliğini sağlaması gerekliliği bulunmaktadır. Bu kapsamda Amerika Birleşik Devletleri (United States of America) elli bodundan (milliyet=nation) müteşekkil bir “Millet=Union” karakteri göstermektedir. Rusya’nın da farklı bodunları (nation=milliyet) “Rus Milleti” kimliği altına aldığı açıktır. Meseleye böyle bakıldığında örneğin Amerika Millet kimliği bakımından “Amerikalı ile Amerikan vatandaşı Meksikalı kardeştir” şeklinde bir söylem dolaşıma girmemektedir. Zira ABD vatandaşı Meksikalı, üst kimlik olarak “Amerikan” olmayı kabul ettiğinde (vatandaşlık seçimini gerçekleştirdiğinde) artık alt kimliği olan “Meksikalılık” bir “Millet aidiyeti” olmaktan çıkmakta, “Milliyet kökenli alt kimlik” haline dönüşmektedir. Diğer ifadeyle “Amerikan kimliği” bakımından ABD vatandaşlarının kökenleri hangi milliyetten gelirse gelsin, “Amerikalı” olmaktan başka bir “Millet=Union” kimliği bulunmamaktadır. Bir Meksikalı, Milliyetini (nation=ulus) “Amerikan Vatandaşı” olduğu andan itibaren kaybetmekte, Amerikan Milleti’ne (union=uluslar birliğine) mensup olmanın kimliğini kazanmaktadır. “Millet” ile “Milliyet” arasındaki bu fark, ne yazık ki Türk milliyetçileri tarafından gözetilememiş, “Türk” adı bodun=nation=ulus mensubiyeti olarak düşünülmüştür. Bu karışıklığı aşmak için tek çare, Avrasya’daki bütünTürklük (“Union Türk”) olgusunu karşılamak için “Türk Milleti” kavramının kullanılması; Türkiye Cumhuriyeti’nin “Türk” olarak adlandırdığı topluma ise “Türk Ulusu-Türk Milliyeti” (“Nation Türk”) denilmesidir. Hakikatte literatürde gerek Ziya Gökalp gerekse diğer aydınlar ve mevzuat sistemi, Türkiye Cumhuriyeti halkını “Nation Türk” olarak tanımladığından, bizim literatüre kazandırdığımız “Union Türk” kavramı, tarih/ülke/coğrafyalar üstü “Türk Milleti” tasavvurunu kuşatabilecek ve anlamlandırabilecek bir muhtevaya haizdir. Buna göre “Milliyetçilik” ideolojisinin de “Türk Ulusu’nun (Nation Türklüğün) yükselmesi” anlamına geleceği ve bütünTürklük (Union Türklük) anlamında Türklüğün ise “Milletçilik” ideoloji olabileceği söylenebilecektir. Kavramları tarihsel oluşuma uyarladığımızda, Göktürklerin Türkçülüğünün “Türk Milleti” inşa etmeyi amaçladığı ve “Milletçilik” ideolojisinin pratiği olduğu açıktır. Göktürklerin Türkçülüğüne karşı Oğuzların Türkçülüğü ise “Milliyetçilik” kapsamında kalmaktadır. Göktürk-Oğuz çatışması düşünüldüğünde, Millet (Union) Türkçülüğü ile Milliyet (Nation) Türkçülüğünün birbiriyle zıt ülkülere sahip olduğu açıktır. Bu analiz, Ziya Gökalp’in “Türkiyecilik → Oğuzculuk → Turancılık” şeklinde aşamalı şekilde hayata geçirilmesini öngördüğü Türkçülük programının başarılı olamayacağını da ortaya koymaktadır. Zira Oğuzların tarih içinde bütünOğuzları kapsayan bir toplumsallaşma modeli bulunmamaktadır. Oğuzlar kendi içinde Hristiyan-Müslüman, Sünnî-Şiî, Osmanlı-Akkoyunlu (→Safevî) bölünmesine uğrayarak İç Oğuz çatışmasına girerek birbirlerine düşmanlaşmışlardır. Göktürklerin bütün yay geren ve ok atan bodunları “Türk Milleti” üst kimliği altında birleştiren bir toplumsallaşmaya yöneldiği de düşünüldüğünde, Oğuzlar Millet (Union) oluşumuna (yani bütünTürkçülük tasavvuruna) karşı çıkmış, “Nation (Boduncu) Türkçülük” ideolojisiyle hareket etmiştir.

Ziya Gökalp’in “Türkiyecilik → Oğuzculuk → Turancılık” olarak programını temellendirdiği “Türkçülük” düşüncesinin başarısız kalmaya mahkûm olmasının bir başka nedeni ise, Ziya Gökalp’ten başlayarak Türk milliyetçilerinin “Türk” Millet kimliğini, “Oğuz” Milliyet kimliğine indirgemesidir. Nitekim, Türkiye’de milliyetçi aydınlar “Türklerin Müslüman olması”, “Türklerin Anadolu’ya girişi”, “Türklerin İslâm’a hizmeti” gibi retorikler kullanmakla aslında “Sünnî Müslüman Oğuz” Milliyetini kast etmektedir. Bu indirgeme nedeniyle Hun bakiyesi Avrupa Türklüğünün alt boyu olan Hristiyan Kıpçaklar ve İtil-Bulgar kökenli Hristiyan Türkler “Türklük dışı” kılınmaktadır.

Ziya Gökalp’in “Türk” tasavvurunda başka bir sapma da Türk Kültürü’nü Anadolu’daki Müslüman Oğuzların köylü yaşamında aramış olmasıdır. Avrasya’daki Türklüğün kültürü bu anlayış nedeniyle Türk Kültürü dışında bırakılmaktadır.

Lütfi BERGEN

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir