Kaç gökyüzü tanır insan
bir yaşam boyu ve kaç
yağmurlu bulut?
Her yanımız geçmişin işaretleri: Pörsümekte olan deri. Gizlemek istesek neye yarar ki? Solgun ve bitkin bir yüzün söylemek istediği yaşamışlık, yaşlanmışlık mı?
Taşımakta olduğumuz şu sancılı yürek: Kutsamayı kör bir kuyuda öğrenmiştir. Korku duvarlarıyla örülü. Ödünç yüzlerimizle en iyi tanıklarıyız çağın. Işıksız bir dehlizde; el yordamıyla ve sessiz.
Sessizlik kirpi savunmasını sürekli tutmaktır.
Gelişen uygarlık, kapatmadı mı kapılarını bilgeliğin?
Hepimiz kolaylaşan yaşamın uçarılığında aşınmış kösele gibi; insana en ait olan öğretiyi aşındırmadık mı?
O öğreti sevgi sütunlarının taşıdığı insanlık tapınağıydı. Şimdilerde nasıl tanımlıyor kendini dünya?
Yaşamak üzerine mi, ölüm üzerine mi çabası? Uygarlık gelişti de ne oldu? Daha çok kolaylaşmadı mı ölüm?
Hangi perdeyi aralasanız; ışık yerine karanlık dolduruyor içinizi: Köhne, kuytu ve kocamış.
Hiçbir ortak değer çiçek açmaz mı burada ölümden ve öldürmekten başka?
Ruhumuzun derinliklerinde bir biri üzerine devrilmiş acı veren tablolar.
Nesne: Asıl değerinden önde tutulduğundan beri, insan kendi putunun kölesi.
Nesne: Hırçın ve kabına sığmaz ece. Köleler ister dört bir yanında.
Erdem: Ahmaklık oldu nesnelerin sağanağında.
Ah yurdundan kovulmuş öz! İnsanı insan yapan töz: Bir gün yurduna döndüğünde acı duyacağın kesin.
Ama üzülme: Seni bekleyen kalp atışları henüz bitmedi.
Her şey değirmi bir döngü içredir: Biri gelir, biri gider. Biri biter, biri başlar. Böyle döner devranın çarkı. Her devir kendi dilini yaratır.
Kaç gökyüzü tanır insan
bir yaşam boyu ve kaç
yağmurlu bulut?
Cemil KANCA

Son Yorumlar