İslam’da kadın başlığından en çok tiksinen kesim Müslüman kadınlar. Haklı oldukları taraf şu. Kadınları hep erkekler konuşuyor. Bırakın kadınlar ne ise ne olduklarına kendileri karar versinler. Bunu şu an en çok yapabilecek durumdalar. Kadın ilahiyatçılar, bakanlar, diyanet başkan yardımcısı dahi var. Kadınların anlamadıkları ise şu. Kadın en çok erkeğin merakı, arzusu ve sorunudur. Bu açıdan erkeklerin kadınlardan konuşması son derece doğal.
Bu sorun bugün doğmadı. Eyüp Ay Bey’in aktardıklarına göre Babil sarayında bundan dört bin küsur yıl önce sarayda çalışan kadınlar ayda altı gün mecburi izne tabi olurlarmış. Bu semitik tavrın Arapların kültürlerine ve Kuran’a geçmemesi de düşünülemezdi tabiatıyla.
Arapların kültür ve algıları İslam’ı sınırlamış mıdır? Evet, Hayır. Eğer hadislerin tamamını birer şeri delil, kesin kaynak kabul ederseniz evet. Ayetleri Mushaf parçasından ibaret saymazsanız hayır. Müslümanların İslam’a karşı tutucu ya da özgürlükçü yorumları, suale verilecek cevabın istikametini belirliyor.
Zina doksanlarda hocaların kürsülerden en çok uyardıkları günahların başında geliyordu. Haliyle o dönemde Müslüman bir erkek olmak, kadınlardan uzak durmakla eş anlamlıydı. Bazı edepsiz, gavurlar okulda kız arkadaş buluyorlardı zinhar kefereydi onlar. İmam hatipte de en çok uyarı aldığımız mesele buydu.
İktidar nimeti ele geçince işlerin seyri biraz değişti. Artık zina değil de nikah konuşulmaya başlandı. Hocam, ikinciyi alsak sorun olur mu? Hanıma haber vermek zorunda mıyım? Bunun düz ayak cümlesi şu. Benim önümde imkanlar var, artık zina umurum değil, bana bir kılıf bul.
Dağın tepesi dumanlı ve yağmurlu ise eteğine de su sızar. Halkın kadına ve kadınlığa bakışı değişti mi, evet mecburen. Çünkü kadınların erkeklere bakışı değişmişti.
İslamcı camiada erkek, evinin reisi, söz sahibi iken yeni nesilde kadınların da iş güç sahibi olmasıyla paydaş konumuna tenzil-i rütbe eylediler. Bu çığın habercisiydi sadece.
Babadan görülen roller, anneden miras kalan tavırlar reddedilmişti. Rayiçten çıkmış para hükmündeydiler. Eskiden ev alan paralara şimdi sakız vermez olmuşlardı.
Geleneğin dilinde türetilen bazı kavramlar da yerle bir olmuştu. Kadına bakarsan göz zinası, dokunursan el zinası. Evet, bu söylem doksanlara kadar çok iş gördü. Çünkü bu söylemin test edilebileceği bir ortam yoktu. Ne zaman ki başbakan, cumhurbaşkanı bizim eski kadın eli sıkmayan taifeden oldu, tartışma başladı. Erdoğan Merkel’in elini sıkacak mı, sıkarsa zina olur mu?
Sadece o değil, onunla birlikte milyonlarca Müslümana da iktidar, koltuk, ikbal kapıları açıldı. Koltukta oturanı da rahat bırakmazlar. Karşı koltukta oturan mevkidaş bir kadın bulunur. O kadının öyle bir derdi yoksa ne olacak? O da soruldu. İçini ferah tut, kalbine bir şey gelmesin bir şey olmaz dendi. Özellikle ilk dönemlerde o koltuklarda oturanlar bugün şeytandan daha lanetli bir grubun üyesiydi.
Onlarla işimiz bittiğinde onların miras bıraktıkları koltuklara daha bizden olanlar oturdular. Bugüne geldiğimizde el zinası, göz zinası diye bir şey kalmadığını rahatlıkla söyleyebilirim gördüğüm kadarıyla. Önceden de yoktu zaten.
Mekke’de fahişelik bir sektördü ve fahişeler bu işi geçim kapısı haline getirmiş, müşteri toplamak için kapı kapı gezen birer beden tüccarıydılar. Kendilerini belli etmek için ayaklarını yere tak tak vururlar, vurunca ses çıkaran topuklu ayakkabılar giyerler, kaşlarının ucundan keserler, saçlarını topuz yaparlardı. Mekke halkı da bu kadınları görünce alıcı gözüyle bakardı tepeden tırnağa.
Nur suresindeki örtünme ve bakış indirme emirlerinin muhatabı orasıydı. Örtünme, “ben o kadınlardan değilim” demekti. Bakışını indirme emri de o erkek ve kadın fahişelerin piyasasını daraltmak için mecburi bir emirdi. Bakılmadıklarında iş yapamazlardı.
Zani ve zina bunu anlatıyordu. Zinaya yaklaşmayın emrini kadına yaklaşmayın diye anlatmanın ceremesini bugün modern Müslümanlar dibine kadar yaşıyor. Erkekler kadınlarla iletişim kuramıyor. Kadınlar, kadınlıklarından utanıyor. Eşlerinin hakkı olan cinselliği dahi bilinçaltından kısıtlıyorlar. Bugüne dek de böyleydi zaten ama bugün artık işin ne olduğu medyada son derece açık ve aleni bir şekilde gösteriliyor.
Geleneğin aktardığı dinden vazgeçmem, ben kabuğumda devam ederim diyen bireyler ya eşinin alt beynine zulmediyor ya da üst beyni yalancı bir mutluluğa ikna ederek hayatı idame ettiriyor.
Müslüman olmayı dünyaya ait olmama diye yorumlamanın bu kulvardaki bedeli, Müslüman aile çocuklarının nikah ve ailenin her türlüsünden nefret ve kin ile kaçmak olduğu ile yüzleşmelerine çok kalmadı.
Namusu kadına yükleyip, erkeği mutlak iktidar gören yapı darmadağın artık. Kadim anlayış iflas etti. Ehl-i tarik, cemaat diyerek çevresinden puan toplayan samimi abi, ablaların çocukları deist, ateist oluyor. Zemin çatırdıyor.
Ahmet BAYRAKTAR

Akla mantığa uymayan, erkek egemenliğini ölümsüz kılmak isteyen zihniyet darmadağın. Fakat hala körükörüne inanıp, sorgulamayan, kafa yorma gereği duymayan, kulaktan dolma bilgilerle hayatı kendine ve çevresine zindan eden insan dolu. Kutluyorum.
Teşekkür ediyorum
Erkek ve kadınların normal hayat akışında ve cinsellik dışında iki insan olarak iletişim kurmalarını anlatabilen yazarlarımız bile yok. Oysa kadının örtüsü onun aynı zamanda sosyal hayata katılmasını mükün kılıyor.
Kutluyorum efendim.
Teşekkür ediyorum