Abdurrahman Kızılay: Mum Kimin Yanan Kerküklü…

Mûsiki ya da müzik sadece sesin, sözün ve çeşitli enstrümanların ahenkle bir araya gelmesi anlamı taşımaz. Birbiriyle alakası olmayan seslerin kulağımıza hoş gelecek şekilde terkibi de değildir. Bütün bunların toplamından daha aşkındır. Büyük filozoflardan Pisagor mûsikiyi kozmik düzenin matematiksel bir ifadesi olarak ifade eder. Mûsiki insanın elinden, dilinden sadır olan ama Onu görebildiği ve göremediği âlemlerle bağlantılı kılar. Ruhumuz üzerinde yadsınamaz bir etkiye sahiptir. Geçmişle şimdi arasında bağlantıyı en hızlı şekilde mûsiki ile kurarız. Yozlaşmış, derinliğini, değerini yitirmiş toplulukların mûsikisi de basit, değersiz, gürültüden ibaret bir forma dönüşür. Nitekim Platon yozlaşmış olan, değerini yitiren bütün müzik aletlerini yasaklamıştır. Onun devletinde öğrencilerin mutlaka mûsiki bilgisine ve bir enstrüman çalma becerisine sahip olması gerekir. Karmakarışık, ritimsiz, hızlı bir mûsiki ruhu yaralayan bir etkiye sahiptir.

İnsan içinde bulunduğu çevreden, doğadan etkilenen ve doğayı etkileyen bir varlıktır. Hem etkileriz hem de etkileniriz… Yeryüzünde tek tip bir insan ve kültür formundan bahsedilemez. Farklı kültürel değerler ve coğrafyanın kendine özgü yapısı değişik kültür formları meydana getirir. Buna bağlı olarak farklı anlam dünyasına sahip insanların farklı mûsiki anlayışları vardır. Buradan baktığımızda Anadolu, Doğu zengin bir mûsiki evrenine sahiptir. Bu farklı, zengin, derin, içten evrenin içinde Kerkük ve Kerkük mûsikisi önemli bir yere sahiptir. Hepimizin malumu olduğu üzere ruhu besleyen, insanı kozmik dünyayla bağlantılı kılan şey zevkten, konfordan ziyade acı, ıstırap, arayış gibi insanî hislerdir. Konfor, zevk insanı yaratıcılıktan ve kendinden uzaklaştırır.

Kerkük… Kerkük deyince geniş zamanlar boyunca acı çekmiş, baskılar ve sıkıntılarla inlemiş bir coğrafya gelir akla. Burası yer altı kaynakları bakımından zengin toprakların üstünde yer aldığından yerel, küresel politikanın merkezinde bulunmaktadır. Küresel politika uygulayıcıları kendi menfaatleri doğrultusunda Kerkük’ün demografik yapısıyla sürekli oynamakta ve bu bu da oarada yaşayan halkları etkilemektedir. Kerkük Türkleri asimilasyon, şiddet, yok sayılma, pasifleştirilme, kültüründen uzaklaştırılma gibi olumsuzluklarla sürekli karşı karşıya kalmıştır. Büyük hüzünler, tarifsiz acılar, horlanmalar, sürgünler… 

Savaşın, yokluğun, yoksulluğun, yok sayılmanın, yalnız bırakılmanın, belirsizliğin bir alın yazısı olduğu Kerkük’te kültür de mûsiki de kırık dökük, hicran dolu, iç yaralayan, içi yaralayan bir formatta. Şiirler, ağıtlar, hoyratlar, gazeller bir yangın yerine dönüştürür insanın ruhunu. Yakıp kavuran bir iksire dönüşür ses. Her tını acıdan bir deniz gibidir. Gönlünüzün kıyılarına vurup duran bir acı dalgası… Derindir Kerkük’te mûsiki… Acıyla olgunlaşmış bir dimağdan süzülür sözler… Sevinç hüzne, hüzün sevince koşar her daim. Yüzlerce yılın horlanmışlığıdır bütün çığlıklar. Yüzlerce yıl horlanmışlığa… Saftır, temizdir, kirlenmemiştir ah u vahlar… İçlidir ağıtlar, içli… İçe işler buram buram toprak kokusu…

“Dağlar yeşile boyandı/Kim yattı kim uyandı/Kalbime ataş düştü/İçinde yâr da yandı/Su serptim ataş sönsün/Serptiğim su da yandı” sanırım Kerkük’ü, Kerkük insanını, o toprakların çocuklarının içini bundan daha güzel anlatan sözler bulunamaz. Muhalif bir hoyrattır bu. Dinleyenin ciğerine işleyen, ağlatan, ezip geçen… “Mum kimin yanan” bir kalpten yükselen, göğün sonsuzluğuna karışan bir çığlık… 

“Su serptim ataş sönsün/Serptiğim su da yandı”  Kerkük’ün bu muhalif hoyratını en güzel Abdurrahman Kızılay söyler. Tabiki hocası Abdulvahid Kuzecioğlu‘nu saymazsak. Asıl adı Abdurrahman Ömer İbrahim. O türküleri, hoyratları söylerken soydaşlarının Kerkük’te yaşadığı sıkıntıları bütün dünyada dillendirdi. Uzun yıllar Kerkük Kızılayı’nda gönüllü hizmet verdikten sonra kendisine Kızılay soyadı teklif edildi ve kabul etti. “1940 yılında Kerkük’te başlayan ve 12 Aralık 2010 günü Ankara’da son bulan yaşamı boyunca, Abdurrahman Kızılay, toplumun sıkıntılarını ve çektiği acıları dile getiren bir sözcü olmuştur. Okuduğu türkülerin arasına yerleştirdiği horyatlarda; doğum yeri olan Kerkük’ün ve Türkmenlerin yaşadığı dramı anlatmıştır. Kerkük’te yaşayan Türkmenlerin sesi olmuş ve Türkmenlerin feryadını tüm dünyaya duyurmuştur. Bu gün “Kerkük” denince akla “Abdurrahman Kızılay”, “Abdurrahman Kızılay” denince de akla “Kerkük” gelmektedir. Abdurrahman Kızılay, müziği, bir meslek değil, Kerkük’ü, Kerkük kültürünü, Kerkük folklorunu tanıtma ve orada yaşayan insanların çilesini anlatmada kendine araç edinmiş bir sanatçıdır. “*

Kızılay küçük yaşlardan itibaren mûsikiye ilgi duymuş ve özellikle Kerkük mûsikisinin üstatları  Reşit Küle Rıza, Mustafa Kalayı, Mehmet Gülboy, Osman Tablabaş, Abdülvahit Küzecioğlu‘nu dinleyerek büyüyor. Küçük yaşlarda ilahi, ezan ve mevlüt okuyarak mûsikiye başlıyor. Hatta Kerkük’e ilk mikrofon geldiğinde ezan okuyor ve sesi çok seviliyor. Sesinin güzelliği yanında çok güzel de ud çalan biridir Kızılay. İlerleyen zamanlarda Abdulvahit Küzecioğlu’yla tanışır ve beraber çalıp söylerler. “Abdülvahit‟le Kerkük‟te arkadaşların düğünlerinde okumaya başladık. Bizim düğünlerde önce mevlit okunur. Biz önce mevlite katılırdık. Mevlitin ardından türküler ve horyatlar okurduk. Sonraları Kerkük‟te herkes bizi dinlemek için mevlit okutmaya başladı.”

“Bende bir çığır açtı”, sözleriyle bahsettiği Abdülvahit Küzecioğlu ile beraberlikleri, onun ölümüne kadar sürmüştür. Abdülvahit Küzecioğlu, Abdurrahman Kızılay’ın hem ustası, hem ağabeyi, hem de dostu olmuş ve uzun yıllar beraber türkü okumuşlardır.”**

Kızılay müzik eğitimi almak amacıyla 1960’da Türkiye’ye gelir. Konservatuvar sınavlarına girer ve ülkemize yerleşir. Ankara Devlet Konservatuvarı Kontrbas Bölümü’nü bitirir ve 1974’te Türk vatandaşlığına kabul edilir. Ülkemizde ud çalan ve Kerkük mûsikisini tanıtan Kızılay “Altun Hızma Mülayim” türküsüyle tanınıp bilinir. “Altun hızma mülayim/Seni haktan dileyim/Yaz günü temmuzda/Sen terle ben sileyim/Gün gördüm günler gördüm/Seni gördüm şâd oldum/Altun hızma incidir/Gömleği nar içidir/Menim lâl olmuş dilim/Ne dedi yar incinir/Gün gördüm günler gördüm/Seni gördüm beg oldum” Bu türküyü bilmeyen, söylemeyen yoktur sanırım. Bu türküyü dinlerken sevinci ve hüznü aynı anda hissedersiniz. Çok asil, çok insani bir hüznü vardır. Kalbiniz incinir… Coşar içinizin pınarları…

Abdurrahman Kızılay ismi hemen Urfalı, halk müziğimizin kilometre taşlarından Mehmet Özbek’i aklımıza getirir. Bir çok programda bir arada bizleri müzik denizinde dolaştırdılar. İki ismin “Mum Kimin Yanan Kerkük Türküleri” bir çalışmaları var. Mutlaka dinlenilmeli. Bu ikilinin programları Anadolu ile Kerkük arasındaki kültürel benzerliği de ortaya koyar.  “Kerkük müziği ile Anadolu müziği arasındaki bağlantı aslında çok eskilere dayanıyor. Aslında bu bağlantıyı kuran ve bugün iki olan coğrafya aslında tekti. Ortada Irak sınırı diye bir şey yoktu. Nihayet seksen senelik bir hâdise bu. Ondan evvel gidip gelmeler, aileler arasındaki bağlar ve aynı kültür coğrafyasında olmamızdan dolayı bu alışverişin olması son derece tabii. Bu ortak müziğin oluşmasında sanatçıların gidip gelişinin ve daha sonra da plakların büyük etkisi vardır. Edindiğimiz üç-beş kelimeden anlıyoruz ki Urfalı Cemil Cankat, Diyarbakırlı Celal Güzelses ve Harputlu Nuri Bey, Kerkük Türkmenleri üzerinde büyük etki bırakmış.”

“Dede gene yüz aydır/Kaşlar keman yüz aydır/Öyle bir güne kalmışam/Yok umudum/her dakkası yüz aydır” diyen Mazan Hoyratı, “Mavi yazma yar bağlamış başına/Saçakları düşmüş hilal kaşına/Yeni girmiş on üç on beş yaşına/Gözellerin meskeni bu bağdadır/İçmişem bade bilmirem sevdam hardadır” diyen Kalk Gidelim Şıh Bağına türküsü, “Ay çıktı daha batmaz ay dolan aydı/Hüsnüvü gören yatmaz gün dolan aydı/Hüsnüv gibi bir/hüsün ay dolan aydı/Bir de Allah yaratmaz gün dolan aydı/Ay dolanaydı gün dolan aydı/Yarin tek tek yürüyüşü mende olaydı” Ay Dolandı türküsü, “Cerrevin kulpı burma/Doldır cerrevi durma/Yengi bir yar sevmişem/Ağzı bal dili khurma” Cerrevin Kulpu türküsü, “Dağlar başın alaydım/Çağıraydım çalaydım/O yar bırdan geçende/Kol boynına ataydım/Dağlar dağlar…” Dağlar Başın Alaydım türküsü “Heliyden dağlar kamış/Yar bize vâ’deylemiş/He dedi gellem gellern/Gelmedi kher görmemiş” Helliyden Dağlar Kamış halay havası ve benzeri Kerkük türkü, hoyrat, uzun havalarını bize duyuran, dinleten Abdurrahman Kızılay’a selam olsun!

Muaz ERGÜ

Kaynak
(*),(**) https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/tezDetay.jsp?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir