26 Ağustos Cumartesi gecesi…
Gazi ve Müşir (mareşal) Başkumandan, Fevzi Paşa, Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa ve karargâhlarının savaş kademeleri saat 03.30’da atlara bindiler. Sisli, serin ve karanlık bir geceydi. Fenerli iki süvari yol göstermek için öne geçti. Ardından yola koyuldular. Gazi ve Müşir Başkumandan, intikâl hâlindeki kutlu savaşçıların önünde ve tek başında gidiyordu. Arkasından Fevzi ve İsmet Paşalar geliyordu. Daha arkada da kurmaylar, yâverler ve diğer görevliler vardı. Ağır ağır Kocatepe’ye çıktılar.
Gazi ve Müşir Başkumandan ve diğer komutanlar, cephenin hemen yanındaki Kocatepe’de ileri komuta yerinde hazırlar. Onlar için uyku yok. O geceyi İsmet Paşa şöyle anlatıyor:
“O gece sabaha kadar uyuduk mu, uyumadık mı bilmiyorum. Sadece çok iyi hatırlıyorum, Cephe Kumandanı olarak, birliklerin hepsinin yerlerinde hazır olup – olmadığını sabaha kadar kim bilir kaç defa sordum. Müsterih oldum. En heyecanlı günümüz. O güne kadar düşmanın bizden ne kadar bilgi aldığını bilmiyoruz ve yarın ortalık açıldığı zaman her şey meydana çıkacak. Tabii (ki) beklenmesi kumandan için çok heyecanlı olan bir gece.”
Yunan Küçük Asya [1] Ordusu [2] Komutanı Korgeneral Georgos Hacıanesti, [3] İzmir Körfezinde demirli Averof gemisindeki başkomutanlık karargâhındadır.
Eskişehir – Afyon hattındaki cephede bulunan Yunan kuvvetleri ana unsurları ve yüksek komuta heyeti de;
– Kuzeyde Tümgeneral Petros Sumilas [4] komutasındaki Eskişehir Grubu (ya da 3. Yunan Kolordusu),
– Güneyde ise Tümgeneral Nikolas Trikupis [5] komutasındaki Afyon Grubu (ya da Yunan 1. Kolordusu),
– Afyon’un batısında ise Tümgeneral Kimon Diyenis [6] Komutasındaki Yunan İhtiyat Kolordusu şeklindeydi.
Türk komuta heyeti de;
– Başkumandan Mustafa Kemâl Paşa,
– Gnkur.Bşk. Fevzi (Çakmak) Paşa,
– Garp Cephesi Komutanı İsmet (İnönü) Paşa,
– 1. Ordu Komutanı Nurettin (Konyar) Paşa (ve emrinde Albay İzzettin (Çalışlar) Bey komutasındaki 1 Kolordu, Albay Ali Hikmet (Ayerdem) Bey komutasındaki 2. Kolordu ve Albay Kemalettin Sami (Gökçen) Bey komutasındaki 4. Kolordu),
– 2. Ordu Komutanı Yakup Şevki (Subaşı) Paşa (ve emrinde Albay Şükrü Naili (Gökberk) Bey komutasındaki 3. Kolordu ve Kazım (İnanç) Paşa komutasında komutasındaki 6. Kolordu),
– Fahrettin (Altay) Paşa komutasında 5. Süvari Kolordusu ve
– Albay Halit (Karsıalan) Bey komutasında (kolordu muadili) Kocaeli Grubu şeklindeydi.
Saat 05.30.
Fecirle birlikte başladı harekât. Toplarla başlayan taciz atışı yarım saat devam etti. Müteakip bir saat zarfında da önemli noktalar top atışı ile kutlu savaşçıların taarruzuna elverişli kılındı.
Gazi ve Müşir Başkumandan’ın komutasında Afyon güneyinde şanlı piyade, topçu, süvari ve diğer bahadırlardan müteşekkil cümle kutlu savaşçıların Yunan mevzilerini, makineli tüfek yuvalarını ateş altına alan ve tahrip eden toplarının ateşiyle büyük ve umûmî taarruzunun şiddeti de arttı.
Ne Yunanlar böyle kesif ve dehşet verici ateş görmüştü, ne de Türkler. Tepeler yanıyordu adetâ. Yunan mevzileri, makineli tüfek yuvaları, kamyonları, topları ve mühimmatı berhavâ oluyordu. Kocatepe dahi zangırdıyordu. Kutlu piyadeler taarruz mevzilerine ve tel örgülere doğru ilerlemeye başladılar. Bu yoğun ve cehennemî ateş başarıyla tamamlandı. Ardından bataryalar bu kez on dakika sürecek imhâ ateşine geçip siperleri ve gözetleme yerlerini dövmeye başladılar. Gazi ve Müşir Başkumandan, ateş planını, topların ustaca kullanımını pek beğenmişti. Nitekim, bu memnuniyetini de Batı Cephesi Kumandanı İsmet Paşa’ya ifade etti de.
Bazı tel örgüler, topçu ateşinden kaynaklanan basınçla yıkıldı, bazıları da istihkâmcılar ya da şevke gark olan neferler tarafından yıkıldı. İmhâ ateşi bitiminde, subaylar ve askerler, açılan gediklerden düşman mevzilerine korkusuzca daldılar.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi Gazi Mustafa Kemâl Paşa’nın 4 Ekim 1922 tarihinde Büyük Zafer hakkında yaptığı konuşmada 26 Ağustos’ta Türk topçularının durumunu şu şekilde anlatmaktadır:
“Arkadaşlar!
Topçularımız bu mevzilere gece geldiler ve karanlık içinde mevzi aldılar ve fecirle beraber bütün dünyanın gözleri açıldığı zaman ateşe başladılar. Tam bir takdir ve hürmetle bunu anmak isterim ki, topçularımızın o gün göstermiş olduğu ustalık ve anlayış, bütün dünya topçuları için örnek olacak nitelikte idi. Askerî hayatımda bu kadar mükemmel bir topçu ve bu kadar mükemmel idare edilmiş bir topçu ateşi(ni) nâdiren gördüm.
Topçularımız, saat 05.30’da endahta yani atış tanzimine başladılar; bilirsiniz ki, topçulukta evvelâ ateş tanzim etmek için endaht (atış tanzimi – tanzim atışı) yapılır. Yarım saat zarfında bütün bu cephe üstünde endaht tanzim edilmiş ve saat altıda yani yarım saat sonra bu saydığım hedefler üzerine şiddetle tesir endahtına başlanmıştır. Bu mevzîler, çok ve çok sağlamdı.”
Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi Mustafa Kemâl, Türk topçularının durumu hakkında Meclis’te yaptığı bu konuşmada sözlerine şu şekilde devam eder:
“Milletin mukadderâtını doğrudan doğruya üzerine alarak karamsarlık yerine ümit, perişanlık yerine düzen, tereddüt yerine azim ve iman koyan ve yokluktan koskoca bir varlık çıkaran Meclisimizin yiğit ve kahraman ordularının başında, bir asker sadakât ve itaatiyle emirlerinizi yerine getirmiş olduğumdan dolayı bir insan kalbinin nâdiren duyabileceği bir memnuniyet içindeyim. Kalbim bu sevinçle dolu olarak pek aziz ve muhterem arkadaşlarımı, bütün dünyaya karşı temsil ettikleri hürriyet ve bağımsızlık fikrinin zaferinden dolayı tebrik ediyorum.
Bu mevzîlerin savunma ile ilgili kıymetini en son tetkik eden bir İngiliz kurmayının verdiği raporda “Eğer Türkler, mevzileri dört, beş ayda işgâl ederlerse, bir günde düşürdüklerini iddia edebilirler.” deniliyordu. Fakat Türklere, bu mevzileri ele geçirmek, için üç, dört ay değil, bir gün de değil, sadece bir saat kâfi gelmişti.
Büyük Taarruz’da sağ kolunu kaybeden şanlı gazimiz Mehmet Ali Soy anlatır, adeta o günleri tekrar yaşarcasına:
“Gündoğumu sıraları yani sabah namazı ile gündoğumu arasında toplarımız geriden ateş etti. Ama öyle bir grup ateş etti ki düşmanın istihkamını savurdu. Yani “düşman” diye bir şey kalmadı orada. Hemen ardından top ateşi kesildi. ‘Haydi, Hücum!’ dediler. ‘Allah Allah’ sadâları semâya yükseldi. Yunan savunma hatlarının tel örgülerini makasla kestik, teptik ayağımızla, girdik içeriye. Düştük düşmanın arkasına!”
Kutlu askerler fırtına gibi esiyorlardı: “Allah Allah…” nidâlarıyla.
Kaleciksivrisi, Tınaztepe ve Belentepe üç önemli Yunan savunma mevzii mevzii idi. Kutlu askerler Tınaztepe, Toklutepe, Belentepe ile Kalecik Sivrisi’nden Yunan birliklerini püskürttüler. Büyük Kaleciktepe ile Çiğiltepe arasında on beş kilometrelik alanda, düşmanın birinci hat mevzilerini ele geçirdiler.
Saat 10.00.
Büyük Taarruz öncesinde Afyon güneybatısına intikâl etmiş olan Fahrettin (Altay) Paşa komutasındaki 5. Süvari Kolordusu gizlice ve süratle Ahır dağları üzerinden (Afyon’un bastısındaki) Sincanlı ovasına akıp (kuzeyindeki) Dumlupınar ovasına doğru ilerledi, düşmanın muharebesini sekteye uğratmak için telefon ve telgraf hatlarını kesip, Afyon-İzmir demiryolunu tahrip etti ve böylece Afyon cephesindeki Yunan birliklerinin İzmir ile demiryolu bağlantısı da kesildi. 5. Süvari Kolordusunun bu başarılı manevrâ ve harekâtı, harekât öncesinde Afyon güneyinden Eskişehir’e doğru kuzey doğuya bakan bir hilâl şeklinde konuşlanmış olan Türk kuvvetlerinin hilâlimsi uçlarının sol taraftan sağa doğru biraz daha daralmasına sebep oldu. Diğer bir ifadeyle 5. Süvari Kolordu Yunan Küçük Asya Ordusunu Afyon Grubunu (1. Yunan Kolordusunu) arka cenahtan kuşatmaktaydı.
Yunan Küçük Asya Ordusu Komutanlığı karargâhı İzmir limanında demirli olan bir Yunan Yunan savaş gemisindeydi. Küçük Asya Ordusu Komutanı Korgeneral Georgos Hacınesti baskın tarzında başlayan 26 Ağustos’taki Büyük Taarruz esnasında da cephede değil cepheden 420 km uzakta olan İzmir’deydi.
Küçük Asya Ordusu Komutanı Hacıanesti’nin daha önceden verilmiş emri gereği cephedeki bu ana unsurların (1. ve 3. Yunan Kolorduları ile İhtiyat Kolordusunun) her biri İzmir’deki Küçük Asya Ordusu Komutanlığına bağlı olduğundan doğal olarak cephedeki bu Yunan aslî unsurları arasında hiyerarşik bir ilişki de mevcut değildi.
Bir harekât ortamında bu durumun çok büyük olumsuzlukları beraberinde getirmesi kaçınılmazdı. Zira harekât ortamının hızlı değişkenliği esnasında cephedeki birliklerin İzmir’deki Küçük Asya Ordusu Komutanlığı üzerinden esnek ve etkili bir şekilde kullanılması hiç mi hiç mümkün olamazdı. Diğer yandan Türk tarafında ise Başkomutan, Gnkur.Bşk., Batı Cephesi Komutanı, 1. ve 2. Ordu Komutanları, Kolordu Komutanları cephede ve asıl muharebe hattında olup cephedeki harekât ortamında süratle değişen durumlara göre süratle karar verilmekte, kuvvetler elastiki ve etkin bir şekilde kullanılmakta, gereken yerlere süratle kuvvet kaydırılmakta ve teksif (kuvvet yoğunluğu) sağlanmaktaydı.
Hacıanesti’nin harp prensiplerine aykırı bahse konu emri gereği Eskişehir – Afyon Cephesindeki Yunan kuvvetlerinde emir – komuta birliği olmadığı gibi, bu kuvvetleri sürekli değişen harekât ortamının gerektirdiği şekilde esnek ve etkili bir şekilde kullanabilmek de mümkün olmamıştır. Bu durum Yunan Küçük Asya Ordusuna son derece pahalıya mâl olacaktır.
Türk birlikleri harekatın ilk günü sabahtan öğleye dek birçok önemli savunma mevziini ele geçirmesine rağmen Yunan birlikleri aynı gün ilerleyen saatlerde kaybettiği kimi mevzileri geri almayı başardı. Gün boyunca devam eden muharebe nedeniyle Yunanlara ait tahkimât ve engelleri tahrip edildi. Fahrettin Paşa komutasındaki 5. Süvari Kolordusu da harekât planına uygun olarak başarılı bir şekilde Yunan hatlarının gerisine sarktı.
Tedirgin bir bekleyiş var. Asıl düğüm 27 Ağustos Pazar günü çözülecek.
27 Ağustos Pazar.
Bir gün önce Cumartesi sabahı Türk taarruzu başladığında Küçük Asya Ordusu Afyon Grubu (1. Yunan Kolordusu) Komutanı Tümgeneral Nikolas Trikupis, Karargâhı İzmir limanındaki bir Yunan savaş gemisinde bulunan Küçük Asya Ordusu Komutanı Korgeneral Georgos Hacıanesti’yi, asıl taarruzun Eskişehir’e değil Afyon’a yapıldığına inandıramamıştı.
Taarruz sabahı Yunan komuta sisteminin içinde bulunduğu acıklı durumu, Küçük Asya Ordusu İkmal Şube Müdürü Albay Spridonos şu sözlerle açıklar:
“Mustafa Kemâl, Genelkurmay Başkanı Fevzi, Cephe Kumandanı İsmet ve 1. Ordu Kumandanı Nurettin 26 Ağustos sabahı şafak sökerken Kocatepe gözetleme yerinde bulunuyorlardı. Türk komutanlığı böylesine uyanık ve kararlarını hemen alma durumunda ve birbirini aynı gözetleme yerinden desteklerken Yunan Küçük Asya Ordusu Komutanlığı İzmir’de muharebe meydanından 420 km uzakta bulunuyor, gözü başka şeyler görüyor, haberler alıyor, emirler veriyor, bunlar da telsizle en aşağı dört saatte yerine varıyordu. Hâlbuki durum, her çeyrek saatte bir değişiyordu.
Bu durumun bir sonucu olarak taarruzun ilk anlarında General Trikupis, Küçük Asya Ordusu emrinde ve ihtiyatta bulunan Tümgeneral Diyenis’in İhtiyat Kolordusundan bazı birliklerin Afyon-Dumlupınar istihkâmlarına yardıma gelmesini emretmiş, ancak General Hacıanesti’nin daha önceden vermiş olduğu emir gereği cephedeki Yunan ana birliklerinin doğrudan kendisine bağlı olmasına ilişkin emri gereği Diyenis, bunun için Hacıanesti’nin emri olması gerektiğini bildirmişti. Trikupis bu kez, Hacıanesti’ye başvurmuş, ancak Diyenis komutasındaki kuvvetleri kafasındaki hayalî bir taarruz için düşünen Hacıanesti, bu isteği reddetmişti.
Yunan diplomat Efthymios Kanellopoulos, Hacıanest’nin bahse konu hatalı emrini “Yunan ordusunun Küçük Asya’da üç sene müddetle yaptığı muharebelerde hiçbir emir, Yunan ırkının istikbâli için o kadar feci neticelere sebep olmamıştı.” şeklinde değerlendirmektedir.
Daha sonra işin ciddiyetini anlayan Hacıanesti, General Diyenis’e, Trikupis’e destek olunması için gerekli emri vermiş ise de muharebenin kaderini değiştirecek önemdeki bu haberleşmeler sürüp giderken Afyon’daki cephe yarılmış ve temin edilen ihtiyat desteği emri de hiçbir işe yaramamıştır.”
Başkumandanlık için 27 Ağustos planı da bir önceki günkü ile aynı şekilde… Taarruzla düşman cephesinin yarılması…
Kutlu savaşçılar hiç topçu ateşi olmadan baskın tarzında saat 04.00’te süngü hücumu ile düşman siperlerine girdi ve Kurtkaya ele geçirildi. Üsteğmen Bayburtlu Âgâh Efendi [7] burada şehit düştü.
Üsteğmen Âgâh Efendi ve bölüğünün Büyük Taarruz’daki cansiperâne vuruşması ayrı kahramanlık destanıydı.
Kurtuluş Savaşı’nın son aşamasını oluşturan Büyük Taarruz’un en fedakâr ve en cesâret isteyen ilk görevlerinden biri de Albay Kemâlettin Sami (Gökçen) Bey komutasındaki 4. Kolordu bağlılarından Albay Osman Nuri (Koptagel) Bey’in komuta ettiği 12. Tümene bağlı alaylardan 36. Alay 6. Bölüğe verilmişti.
Üsteğmen Âgâh Efendinin emrindeki 150 kişilik bölüğün görevi; Gazi ve Müşir Başkumandan’ın taarruzu yönetmek için Kocatepe’ye kurdurduğu Başkomutanlık karargâhını korumak ve bu karargâha yönelik yegâne geçit yeri olan Kurtkaya mevkiine yakın Kalecik bölgesini ele geçirmekti.
Verilen görevin zorluğu imkânsız gibi görünse de yerine gelmesi gereken bir emirdi. Savaş taktiği gereği, taarruza geçen tarafın 1’e 3 kuvvet oluşturması gerekiyordu. Oysa tam tersine saldırıya geçen 150 kişilik bölük mevcudu, düşman birliklerinin dörtte biri dahi değildi.
Üç kat tel örgüyle çevrilmiş Yunan savunma hattında gedik açmak ve o gedikten içeri dalıp ölüme koşarcasına o hattı savunan iki bin beş yüz kişilik düşman birliğine saldırmak, akılların almadığı ancak vatan sevgisiyle yoğrulmuş yüreklerin hissedebileceği bir duyguydu. 6. Bölüğün sahip olduğu silah işte o yürekti…
Taarruzun ilk günü görevini ifâ edememiş olan bölük, gece istirahat emri almıştı. Üsteğmen Âgâh Efendi, “Büyük Taarruz” için önem arz eden bu saldırıyı tekrarlamak ve kesin sonucu almak için Alay Komutanından istirahat emrini geri almasını istedi. Gözü pek komutan, on yedi yaranın izini taşıyan gövdesini başıyla beraber bölüğünün önünde fedâ etmeye hazırdı. Bölüğünü tekrar hücum düzenine koydu.
Birinci günün sabahı başlayan çarpışmalar ikinci gün de devam etti. Demire karşı kemik misâli, kurşun yağmuruna gövdelerini siper edip tel örgüye ulaşmadan ölünmeyecekti.
Yunan ve İngiliz Genelkurmay Başkanlarının dünyaya, “geçilmez” ilan ettiği tel örgüler bir gün önce delinmiş ve geçilmişti.
Topçuların açtığı gedikten içeriye dalıp, kalabalık düşman birliğinin üzerine ilerleyen Üsteğmen Âgâh Efendi, kendisini bulan kurşunla en önde koşmaya devam ediyor, ardındakilerle beraber adeta bir su gibi düşmanın derinliklerine akıyordu.
Hedefteki tepenin düşmandan alınması için önceden belirlenen plan gereği gelmesi gereken 8. Tümene bağlı diğer birlikler geç kalmış, düşman da büyük bir takviye kuvvet almıştı. Artık zaman kazanmak ve ilerlemekten başka yapacak bir şey yoktu.
Bölüğünün şevkini kırmak da istemiyordu. Kanayan yarasını eliyle tuttu…Ne olursa olsun düşman Kurtkaya’dan inecek ve dar boğaza sürüklenecekti!
Çarpışmalar tüm şiddetiyle devam etti. Düşman ezilip geri çekildikçe, Üsteğmen Âgâh Efendi ve bölüğü de gittikçe tükeniyordu.
Her şeye rağmen hedeflenen noktaya çok yakındı. Bir an başını kaldırıp etrafına baktı. Sonra yere eğildi, kaçıp giden düşman mevzilerinden bomba tüfeğini alıp, geriye haber verdi. Gazi ve Müşir Başkumandan’ın önem verdiği ve mutlak bir şekilde sonuca ulaşması gereken görev başarıyla ifa edilmişti. Kurtkaya Tepesi artık zapt edilmişti…
Üç gün sonraki 30 Ağustos Zafer Güneşi, şehitlerin ve gazilerin kanıyla ve şanıyla işte böyle doğuyordu.
Tam o anda sürekli ıskalayan kör bir kurşun bu defa gelip Üsteğmen Âgâh Efendinin başını buldu. Bölüğünün görevi bitmişti… Keza kendisi de… Başçavuş Ali, eğildi yanı başına. Bir şey söylemeye çalışan Komutanı Üsteğmen Âgâh Efendinin, yarasını saracak ne bir teçhizatı vardı ne de zamanı. Sadece söylediklerini anlamaya çalışıyordu. Tek bir şey duyabildi… “Bölüğe selam… Durmayın!” Ve gözleri öylece kapandı…
Bölüğün başı, ayağı, hülâsa her şeyi olan Üsteğmen Âgâh Efendi, yanında Sinoplu Teğmen Feyzullah Hulusi Efendi [8] ve Anadolu’nun dört bir yerinden gelen en küçüğü 16 yaşında olan kınalı kuzular, hepsi toprağa uzanmıştı…
İşte o andı… Dünyanın bir olup üstüne toprak attığı Anadolu’nun, yılmayıp yine o toprağın altından çıkışına şahit olunan. 6. Bölüğün üçte ikisi yerde, geriye kalan diğer 50 kişi ve Vatan da ayakta…
Üsteğmen Âgâh Efendinin şehit olduğu Kurtkaya Tepesine Millî Savunma Bakanlığı tarafından 1972 yılında aziz hatırasına hürmeten bir tören alanı, bir çeşme, bir kitâbe ve bir kubbeden ibaret anıt inşâ edilmiştir. [9] Ruhu şâd, mekânı cennet ola…
Mahâretle savaşan 5. Türk Tümenindeki kutlu savaşçılar saat 08.00 civarında 1.301 rakımlı Erkmentepe’yi zapt ettiler.
Saat 09.00.
Bir gün önce ele geçirilen ama ardından kaybedile Kırcaaslan Tepesi’nde Türk süngüsü parladı.
Saat 12.30.
Cephedeki hedeflerini ele geçirmiş olan 23., 15., 3. ve 14. Türk Tümenleri ovaya çekilen 1. ve 7. Yunan Tümenlerinin peşinden yamaç aşağı koşuyordu…
Saat 13.00.
Afyon Cephe Komutanı General Trikupis daha batıda bir savunma hattı tutmaya karar vererek karargâhı ile Afyon’u terk etti.
Saat 15.30.
Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa 2. Orduya sol yanı ile şiddetle taarruz emri verdi.
Yarıldı, “altı ayda dahi aşılmaz” denen ve tahkim edilmiş Yunan savunma hatları ve ricat etmeye başladı Yunan Kuvvetleri Afyon’a doğru.
Devam eden Türk taarruzlarında tüm hatlarda düşman mevzilerine şiddetli darbeler indirildi.
Afyon – Eskişehir Cephe hattının kuzeyi Yakup Şevki (Subaşı) Paşa komutasındaki 2. Ordunun sorumluluk bölgesi iken güneyi de Nurettin (Konyar) Paşa komutasındaki 1. Ordunun sorumluluk bölgesindeydi. Harekât planı gereği asıl taarruz bölgesi de 1. Ordu sorumluluk bölgesiydi. 1. Ordunun ana bağlıları da Albay İzzettin (Çalışlar) Bey komutasındaki 1 Kolordu, Albay Ali Hikmet (Ayerdem) Bey komutasındaki 2. Kolordu ve Albay Kemalettin Sami (Gökçen) Bey komutasındaki 4. Kolordu idi. Bahse konu kolordular da bir ucu Afyon’un güneyinde bir ucu da Afyon’un kuzeyinde olan bir hilâl şeklinde güneyden kuzeye doğru 4., 1. ve 2. Kolordular şeklinde Yunan siperlerine doğru taarruzlarını sürdürmekteydi. Hilâlin ortasındaki 1. Kolorduya bağlı tümenlerden biri de Albay Reşat (Çiğiltepe) Bey komutasındaki 57. Tümen olup taarruz hâlinde olduğu Çiğiltepe Yunanlılar tarafından çok iyi tahkim edilmiş ve kuvvetle savunulmaktaydı. Cephedeki genel durumu etkilediği için bu tepenin kısa sürede alınması gerekiyordu. Albay Çiğiltepe, Başkumandan ile gerçekleşen telefon görüşmesinde söz verdiği zaman zarfında tepe henüz alınamadığı için zâtî tabancası ile hayatına son vererek onur intiharında bulunmuştur. 57. Tümen kısa bir süre sonra Çiğiltepe’yi ele geçirmiş ve Yunanlardan temizlemiştir. Ruhun şâd olsun Albay Reşat (Çiğiltepe) Bey. [10]
Kutlu savaşçılar sarp kayalık, diken ve çalılıktan oluşan, iyi tahkim edilmiş ve 12 kilometrelik asıl yarma [11] sahası dışındaki Çiğiltepe’yi de saat 17.00’de zapt ettiler.
Çiğiltepe zapt edildikten bir süre sonra da bir yıldır Yunan işgâlindeki Afyon’a da girildi. Gözün aydın Afyon, kutlu olsun âzadlık.
Yunan kuvvetleri perişan bir hâlde Afyon batısı ve Dumlupınar güneyindeki Sincanlı ovasına [12] atıldı.
1. Ordu Kumandanı Nurettin Paşa Afyon’un alındığını Batı Cephesine bildirince Gazi ve Müşir Başkumandan, Fevzi Paşa ve İsmet Paşa onu kutladılar.
İlk zafer haberleri üzerine yurdun her tarafından Meclise, Başkomutanlığa, gazetelere ve Hükûmete tebrik ve sevinç telgrafları yağmaya başladı.
Rusya Federatif Sovyet Şûrâlar Cumhuriyeti [13] Dışişleri Bakan Yardımcısı Lev Mihayloviç Karahan, [14] Ankara Hükûmetine gönderdiği telgrafta zaferi kutladı ve zaferin Rusları da sevince boğduğunu, kesin zaferin yakın olduğuna inandıklarını bildirdi.
Başvekil Rauf (Orbay) Bey de ertesi gün bu nâzik mesaja teşekkür etti ve barıştan sonra da iki ülkenin dostluk ve yardımlaşmasının daha da güçleneceğini bildirdi.
Gazi ve Müşir Başkumandan’dan Meclis’e gönderilen telgraf şu şekildeydi:
“İki gündür kesintisiz devam eden muharebeler sonucunda Afyon’u kurtardık. Esir, ağır ve hafif top ile her çeşit malzemeden ganimet çoktur. Kumandanlarımız sevk ve idarede kumandanlarından üstündür.”
Bu telgrafı tâkiben Meclis de Başkumandanlığa zafer diledi, Afyon’un alınmasından dolayı selam ve saygılarını bildirdi.
Devam edecek…
İrfan PAKSOY
© 2023. Bu makalenin/yazının içeriğinin telif hakları yazarına ait olup, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu gereği kaynak gösterilerek yapılacak kısa alıntılar ve yararlanma dışında, hiçbir şekilde önceden izin alınmaksızın kullanılamaz, çoğaltılamaz, yayımlanamaz ve dağıtılamaz.
Sonnotlar
[1] Küçük Asya: Anadolu
[2] Küçük Asya Ordusu: Kurtuluş Savaşı’nda Batı Anadolu’da Türk kuvvetlerine karşı savaşmış Yunan ordusudur. Bu ordunun büyük bölümü 26.08-18.09.1922 tarihlerindeki Büyük Taarruz’da TBMM Orduları tarafından imhâ edilmiştir. Anadolu’da imha ve esir olmaktan kurtulanlar da gemilerle kaçmış, Doğu Trakya’daki Yunan birlikleri ise Mudanya Mütârekesi sonrasında bu bölgeyi terk etmiştir.
[3] Georgios Hacıanesti (1863-1922), Yunan kara subayı ve generali. Yunan Küçük Asya Ordusu’nun Sakarya Meydan Muharebesi’ndeki yenilgisinden sonra 19 Mayıs 1922 tarihinde görevden alınan General Papulas’ın yerine Küçük Asya Ordusu Komutanlığına atanmış, 5 Haziran’da İzmir’e gelerek göreve başlamış, 26 Ağustos’ta başlayan Büyük Taarruz’un ardından 2 Eylül’de görevinden alınmış ve yerine General Trikupis getirilmiş, Küçük Asya Felâketi sonrasında Yunanistan’da yaşanan askerî darbe döneminde askerî mahkemede yapılan ve Altılar Davası olarak bilinen yargılamada idama mahkûm edilmiş ve idam hükmü 18 Kasım 1922 tarihinde Atina yakınlarındaki Gudi’de Averof Hapishânesinde kurşuna dizilerek infaz edilmiştir.
[4] Petros Sumilas (1861-1955), Yunan kara ordusu subayı ve generalidir. Mayıs 1921 ayında Anadolu’daki 10. Yunan Piyade Tümeni Komutanlığına atanmış, Kütahya – Eskişehir Muharebeleri (10-25.07.1921) ile Sakarya Meydan Muharebesi’ne (23.08-13.09.1921), 1922 yılında da (Ağustos 1922 ayında Küçük Asya Ordusunun Anadolu’dan yenilmesi ve geri çekilmesi sırasında komuta ettiği) 3. Kolordu’nun komutanlığına getirilmiş, Anadolu’da yaşanan hezimet nedeniyle ordu birimleri arasında geniş bir katılımla gerçekleşen ve 11 Eylül 1922 tarihinde başlayan ve Eylül 1922 Devrimi’nin başlamasının ardından 17 Ekim’de görevden alınmış ve Altılar Davası’nda ifade vermiş, 1923 yılında da ordudaki görevinden emekli olmuştur.
[5] Nikolas Trikupis (1868 -1959 ), Yunan asker, kara subayı ve tümgeneralidir. Yunan kuvvetlerinin 19 Mayıs 1919 tarihinde İzmir’e çıkmasından sonra başlayan Türk-Yunan Savaşı’nın ilk yıllarında 3. Yunan Tümenine komuta etmiş, Ocak ve Mart 1921 aylarında gerçekleşen I. ve II. İnönü Muharebelerinde görev almış, Kütahya-Eskişehir Muharebeleri’nde (10-25.07.1921) Eskişehir‘i ele geçirmekle görevli Yunan Kuzey Grubuna komuta etmiş, Aralık ayında da Yunan Afyon Grubu da denilen 1. Yunan Kolordu Komutanlığına atanmıştır. 26 Ağustos 1922 tarihinde Afyon’un güneyinden Trikupis kuvvetleri üzerine yapılmış olan Büyük Taarruz’a hazırlıksız yakalanmış ve cephenin çökmesini önleyememiştir. Dumlupınar Muharebesi’nin (30.08.1922) ardından emrinde kalan birlikler geri çekilmeye başlamış, 2 Eylül’de Uşak yakınlarındaki Göğem köyü civarında maiyetindeki kuvvetle birlikte esir edilmiş, 3 Eylül’de Uşak’ta Başkumandan Mustafa Kemâl Paşa’nın huzuruna çıkarılmış, 1923 yılında gerçekleşen savaş esirleri mübadelesi gereği 1926 yılında Yunanistan’a geri döndüğünde askerlik görevine devam etmiş, 1927 yılında emekliye ayrılmadan önce korgeneralliğe terfî etmiş, daha sonra da Attika ve Boeotia’da vali olarak görev yapmıştır.
[6] Kimon Diyenis (1871–1945), Yunan kara ordusu subayı ve generali. 1920 sonunda Küçük Asya’daki 13. Yunan Piyade Tümeni Komutanlığına atanmış, 1921 yılında İnönü Muharebeleri ve Sakarya Muharebesi’nde görev yapmış, 1922 yılında tümgeneral olarak Küçük Asya’daki 2. Kolordunun komutanı olmuş, Dumlupınar Meydan Muharebesi’nin ardından Türklere esir düşmüş, Yunanlıların Küçük Asya Felâketi’nden sonra 11 Eylül 1922 tarihinde başlayan Eylül 1922 Devrimi’nin ardından ordudan ihraç edilmiştir.
[7] Üsteğmen Âgâh Efendi (1889-1922), ilk tahsilini ve ortaokulu Bayburt’ta tamamladıktan sonra, Erzincan Askerî Lisesinden mezun olmuş, 3. Kolordu 17. Tümen’e bağlı birliklerde başçavuş ve teğmen rütbeleriyle Kafkas Cephesinde (Erzincan ve Sarıkamış havâlisinde) I. Dünya Savaşı’na katılmış, 1916 yazında Kafkas “Kop Savunması” için cephe gerisinde, asker ve sivil halktan oluşan Çoruh Müfrezesi’nin sevkîyatını gerçekleştirmiş, Mondros Mütârekesi sonrasında Kâzım Karabekir Paşa’nın komuta ettiği 15. Kolordunun, 12. Tümen 36. Alay 1. Bölük Komutanı olarak Kars ve Ardahan dolaylarında Osmanlı ordusunu arkadan vurmaya çalışan Ermenilere karşı mücâdele etmiş, kısa ömrüne rağmen askerlik süresince, üstün başarılarından dolayı Muharebe Gümüş Liyakat, Alman Salip ve Harp Madalyaları ile üsteğmen rütbesine kadar yükselmiş, Büyük Taarruz’un ikinci günü şehit olmuş, 31 Ağustos’ta da rütbesi gıyabında yüzbaşılığa yükseltilmiştir.
[8] Efendi: Son dönem Osmanlı ordusunda yazılı ve konuşma dilinde teğmen, üsteğmen ve yüzbaşı rütbesindeki subayların rütbe ve isimlerinden sonra “efendi”; binbaşı, yarbay ve albay rütbesindeki subayların rütbe ve isimlerinden sonra “bey”; mirlivâ, ikinci ferik, birinci ferik ve müşir rütbelerinden sonra da “paşa” ibaresi kullanılmaktaydı.
[9] Âgâh Efendi Şehitliği: Afyonkarahisar ili merkez ilçesine bağlı Büyük Kalecik Kasabası içerisindedir. Afyonkarahisar şehir merkezine 12 kilometre uzaklıktadır. Şehitlik, ilk olarak 26 Ağustos 1972 tarihinde MSB.lığı tarafından inşâ edilmiştir. 1993 yılında Kültür Bakanlığı tarafından şehit kabirleri, bir anıt, tören alanı, geçiş yolları yapılmış, Ağâh ve Feyzullah Efendilerin mezarlarının üzeri Selçuklu Mimarisi tarzında kemerli bir kubbe ile kapatılarak, şehitliğe sahip olduğu manevî değere yaraşır bir görünüm kazandırılmıştır. Ayrıca yola bakan duvarının önüne çeşme yapılarak yoldan geçenlerin kullanımına sunulmuştur.
[4] Reşat (Çiğiltepe) Bey (1879-1922), Reşat Bey, I. Dünya Savaşı’nda üstün kahramanlıkları ile dikkat çekmiş bir subaydır. Kurtuluş Savaşı sırasında da yarbay rütbesi ile I. ve II. İnönü ve Sakarya Muharebelerine katılmıştır. Son olarak 57. Tümen Komutanlığı görevine atanmıştır. Büyük Taarruz’un ikinci gününde Çiğiltepe’yi geri alma emrini Başkomutan Mareşal Gazi Mustafa Kemal Paşa’ya söz verdiği sürede yerine getiremeyince onur intiharında bulunmuştur. Ölümünden sonra Kırmızı Şeritli İstiklâl Madalyası ile onurlandırılmış, Soyadı Kanunu sonrası da Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk tarafından ailesine “Çiğiltepe” soyadı verilmiştir.
[10] Yarma – yarma harekâtı, (girme, başarıdan faydalanma, takip gibi) taarruzî nitelikteki kara harekâtı çeşitlerindendir. Yarma harekâtı, taarruz kuvvetlerinin, düşmanın asıl savunma mevziinin içinden geçerek, onu tamamen parçalamak, düşman kuvvetlerini, tesislerini araç ve gereçlerini tahrip ya da tesirsiz hâle getirmek ve savunmanın devamlılığını bozacak hedefleri ele geçirmek için yapılan bir taarruzî kara harekâtı şeklidir. Bu harekât; düşmanın savunma mevziinin parçalanması, açılan gediğin genişletilmesi ve düşman savunmasının devamlılığını yok eden/edebilecek hedeflerin üzerinden geçilmesi şeklinde üç aşamada yapılır.
[11] Sincanlı, Afyonkarahisar’ın batısında bir ilçe olup günümüzdeki ismi ise Sinanpaşa’dır.
[12] Rusya Federatif Sovyet Şûrâlar Cumhuriyeti (RFSŞC) – Rusya Federatif Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti (RFSSC), 7 Kasım 1917 tarihinde gerçekleşen Ekim Devrimi ile kurulmuştur. 30 Aralık 1922 tarihinde RFSŞC / RFSSC’nin, (Kızılordu tarafından işgâl edilmeleri sonucu yönetimleri sosyalist yapılan Belarus SSC, Ukrayna SSC, Orta Asya ve Kafkas Cumhuriyetleri ile birleşmesiyle de Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği resmen kurulmuştur.
[13] Lev Mihayloviç Karahan (1889-1937) Gürcistan doğumlu Ermeni devrimci ve Sovyet diplomat. 1904’ten ölümüne kadar RSDRP (Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi) üyesiydi. İlk başlarda Menşevik olan Karahan, Mayıs 1917 ayında Bolşeviklere katılmıştır. Ekim 1917 ayında Devrimci Askerî Konsey üyesi olmuş, Brest-Litovsk barış görüşmelerinde de Sovyet delegasyonunun sekreteryasında bulunmuştur. 1918-1920 ve 1927-1934 yılları arasında Dışişleri Bakan Yardımcılığı, 1921 yılında Polonya‘da Sovyet Büyükelçiliği; 1923 ve 1926 yılları arasında Çin‘de Sovyet Büyükelçiliği ve 1934’ten sonra Türkiye‘de Sovyet Büyükelçiliği yapmış, 1937’de SSCB’deki “Büyük Temizlik” sırasında tutuklanmış ve idam edilmiş, 1956’dan sonra hakları gıyâben iade edilmiştir.
Kaynaklar
—; “Bayburtlu Ziveroğlu Yüzbaşı Şehit Agah Efendi”, 30.08.2016, Bayburt Postası, https://www. Bayburtpostasi. com.tr/ dosya/ bayburtlu-ziveroglu-yuzbasi-sehit-agh-h1275.html, Erişim Tarihi: 15.108.2023.
—; Yüzbaşı Agah Efendi Şehitliği – Afyonkarahisar, https://www.kulturportali.gov.tr/turkiye/afyonkarahisar/ gezilecekyer/ yuzbasi-agah-efendi-sehitligi, Erişim Tarihi: 15.108.2023.
-Atatürk, Mustafa Kemâl; Atatürk; Nutuk II, (Baskıya Hazırlayanlar: Birol Emil, Metin Has-Er, Mehmet Ali Aydın), 1. Baskı, Millî Eğitim Bsmv., İstanbul 1973.
-Bayrak, M.Orhan; Kurtuluş Savaşı ve Atatürk, Kastaş Yayınları, 1. Baskı, İstanbul 1990.
-Belen, Fahri; Türk Kurtuluş Savaşı, 1. Baskı, Yeditepe Yayınları, İstanbul 2014.
-Belen, Fahri; Büyük Türk Zaferi, (Afyon’dan İzmir’e Kadar), Yeni Gün Haber Ajansı Basın ve Yayıncılık A.Ş. İstanbul 1999
-Çalık, Murat; “Bayburtlu Agah Efendi”, 20.04.2020. https://muratcalik.com/bayburtlu-yuzbasi-agah/, Erişim Tarihi: 15.08. 2023.
-Çalışlar, İzzettin; Orgeneral İzzettin Çalışlar’ın Anılarıyla Gün Gün, Saat Saat İstiklâl Harbi’nde Batı Cephesi, (Haz. İzzeddin Çalışlar), Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 1. Baskı, İstanbul 2009.
-Çavdar, Hasan; “Kurtkaya Kahramanı Yüzbaşı Agâh Efendi”, 28.07.2022, https://www.afyonpost.com/kurtkaya-kahramani yuzbasi-agah-efendi/, Erişim Tarihi: 15.08.2023.
-Çaykıran, Güzin; “Büyük Taarruz’un Kalpgâhı: 4’üncü Kolordu (26-30 Ağustos 1922)”, Askerî Tarih Araştırmaları Dergisi (ATAD), Yıl 2022, Sayı 34, https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/2535329, Erişim Tarihi: 15.108.2023.
-Erendil, Muzaffer; Askerî Yönüyle Atatürk, GATA Bsmv., Ankara 1981.
-Erkan, Mehmet Sedat; “Türk Tarihinde Bir Dönüm Noktası, Büyük Taarruz ve 30 Ağustos Başkomutan Meydan Muharebesi”, 21. Yüzyılda Eğitim ve Toplum, Cilt 11, Sayı 32, https://dergipark.org.tr/tr/pub/egitimvetoplum/issue/ 73403/1196979, Erişim Tarihi: 15.08.2023.
-Gider, Veysel; “Şehit Yüzbaşı Agah”, 20.https://www.bayburtrehberi.com/bayburt-rehberi/bayburt-kulturu/z-birakanlar/ sehit -yuzbasi-agah, Erişim Tarihi: 15.108.2023.İnönü, İsmet; Hatıralar, (Yayıma Hazırlayan: Sabahattin Selek), C. I, 1. Basım, Bilgi Yayınevi, Ankara 1985.
-Jaeschke; Gotthard;; Türk Kurtuluş Savaşı Kronolojisi (30 Ekim 1918-11 Ekim 1922), TTK Bsmv., Ankara 1970.
-Mango, Andrew; Atatürk, (Çeviren: Füsun Doruker), 2. Baskı, Remzi Kitabevi, İstanbul 2004.
-Paksoy, İrfan; Büyük Taarruz Destanı, Alka Yayınevi, Trabzon 2023, (Baskı sürecindeki eser).
-Tansel, Sabahattin; Mondros’tan Mudanya’ya Kadar, C. IV, Başbakanlık Basımevi, Ankara 1974.
-Uğurel, Rıza Tekin; “Yüzbaşı Agah Efendi – Büyük Taarruz”, 28.08.2013, https://www.dertlidolap.com/yuzbasi-agah-efendi-buyuk-taarruz/, Erişim Tarihi: 15.08.2023.

Son Yorumlar