Ali Kızıltuğ, Gurbet Ozanı…

1950’lilerde başlayan köyden kente göç Alevilik tarihi açısından büyük önem arzeder. Anadolu’da merkezden uzak, egemen otoritelerin baskısıyla kabuğuna çekilmiş halde; kapalı, kırsal bir çevrede yaşanan, yaşayan Alevilik ve Aleviler bu göç olgusuyla beraber daha görünür hale geldiler. Aynı zamanda Aleviler kendi korunaklı zeminlerinden koparak kentin ve modernliğin ağır etkisi altına girdiler. Kırsaldan kentlere göçün sosyo/kültürel, ekonomik bir çok etkileri oldu. Bu husus bilimsel, akademik çalışmalar gerektirir muhakkak ki. Yerini, yurdunu, köyünü, bağını bahçesini geride bırakıp kentlere göçmek; huyunu suyunu bilmediğin yerlere alışmak çok zor. Bir de sılaya duyulan özlem… Yüreği kor gibi dağlayan çocukluğu hatırlamak, su içilen pınarları, başı pare pare dumanlı dağları… 

Gurbet… Anadolu’nun köyünden, kasabasından kopup gelenlerin gecekondularda çile doldurması… Briketlerin üst üste dizilmesiyle kurulmuş evler… Bir rüzgarla uçup gidecek gibi duran çatılar… Evlerin pencerelerine çekilen naylonlar… Yağmurun, karın büyük işkenceye dönüştüğü sokaklar… Yoksulluk, yoksunluk… Bir de doğduğun toprakların burun direğini sızlatan kokusu… Sancılar… Travmalar… Kırılganlıklar… Kırgınlıklar… Gurbette sözün bayrağını dalgalandıran, kültürün yitip gitmesini engelleyen, sılayı hatırlatan, sılanın koyaklarından serin bir rüzgâr gibi esen, dumanlı dağlardan haberler getiren, baharlarda bozbulanık akan derelerin  sesini fısıldayan ozanlar, âşıklar sesleriyle, sözleriyle, sazlarıyla göçün bütün bu ağırlıklarını omuzlarında hisseden Alevilerin memleket hasretini bir nebze de olsun dindirdiler. Yalnızlıklarında yoldaş oldular. Kendilerini güçsüz, kimsesiz hissettiklerinde dizlerindeki derman oldular. Anadolu’yu taşıdılar. Bir büyük geçmişi, bir büyük geleneği…

Evet, ozanlar, âşıklar dile getirdikleriyle, dillendirdikleriyle, dillerine gelenle nice suskun simaların sesi oldular. Moral oldular, motivasyon verdiler. Bu ozanlardan biri de belki de en önemlilerinden biri de Ali Kızıltuğ. Alevi/Bektaşi sözlü kültürünün son dönem en önemlilerinden. Muhabbetin, sohbetin en sıcak, en samimi adamlarından. Gurbeti öylesine derin, öylesine içten anlatan… Türküleri, şiirleri içe işleyen, içi işleyen… Söyledikleri sımsıcak sıla gözyaşları… Gah yitiklerimizi gah özlediklerimizi söyler Kızıltuğ. Yoğun, derin… Onun türküleri Anadolu coğrafyasının acılarını bir araya toplar. Bir uzun yolculuğa çıkarız Onun sözlerinin izinde. Dinmeyen hüznün, tesellisiz kederin… Hep yalnızlığın, daima yalnızlığın…  Bazen yaramızı deşen bir bıçak gibidir söyledikleri bazen yaramıza sürülen bir merhem… Kimileyin ruhumuz çıplaklaşır kimileyin urbalara bürünür bedenimiz… 

Sivaslı Kızıltuğ. Sivas/Divriği Mursal köyünden… Ozan kişisel web sitesinde kendini şöyle tanıtmış: “Ben Ozan Ali Kızıltuğ. 1944 yılında Sivas ili Divriği ilçesi Mursal köyünde dünyaya geldim. 1958 yılında bağlama çalmaya başladım. Bağlamaya ilişkin temel bilgileri köyümdeki Abbas Usta’dan öğrendim. İlk yıllarımda başka âşıkların eserlerini ve yöresel türküleri seslendirdim.

1969 yılında “ASRI GURBET HARAP ETMİŞ KÖYÜMÜ” isimli plağım çıktı. Günümüze kadar 103 plak ve 87 albümüm yayınlandı. Yaklaşık 2160 eserim bulunmakta ve bunlardan 152’den fazlası diğer sanatçılar tarafından seslendirildi. 1969’dan bu yana sadece kendi eserlerimi seslendiriyorum. Eserlerimi hazırlarken genellikle önce şiir olarak yazıp sonra onları besteliyorum. Ancak doğaçlama da çalıp söylüyorum.

Âşık Veysel Şatıroğlu ve Âşık Mahzuni Şerif beni en çok etkileyen âşıklardır. Uzun sap bağlamamı hüseyni düzeninde çalıyorum. “BAYKUŞLARA KALAN KÖY” ve “SORMA EFENDİM” adında iki kitabım yayımlandı. Diğer eserlerimi de kitap olarak yayınlamayı düşünüyorum. Memur emeklisi ve 4 çocuk babası olarak halen Ankara’da ikamet ediyorum.

Başarılarımdan dolayı aldığım ödüllerden bir kısmını söylemek isterim: 

1971 yılında İstanbul tepebaşında yapılan ve tüm ozanların katıldığı bir atışma yarışmasında birinci seçildim. Aynı yarışmada hürriyet gazetesi tarafından ödüle layık görüldüm. 2009 yılında Ankara Gazi Üniversitesi’nde Divriği Vakfı tarafından düzenlenen Cumhuriyet Balosu’nda “YAŞAYAN EN ÜNLÜ OZAN ÖDÜLÜNE” layık görülerek plaketi ise Sayın Kemal Kılıçtaroğlu tarafından verildi. 2011 yılında İstanbul’da “Sivaslı Sanatçılar Birliği”  tarafından düzenlenen “USTAYA SAYGI” isimli programda yılın ozanı seçilerek dernek başkanı Ünal Daşlık tarafından onur plaketi verildi. 2012 yılında “ANKARA HALK OZANLARI DERNEĞİ” başkanı Kenan Şahbudak tarafından “Ustaya Saygı” ve “YILIN OZANI ÖDÜLÜ” verildi.

Hayata bakışımı da şöyle ifade edebilirim.

“Ne yârimden vazgeçtim, ne sazımdan, ne de vatanımdan vazgeçtim. Nasıl Mursal’dan geldiysem o mazlum, sefil, tertemiz bir köylü çocuğu isem şimdi de aynıyım”.” https://www.ozanalikiziltug.com/

Kızıltuğ’un memleketinde öğretmenlik yapmış arkadaşım İsmail Çiçek yıllar sonra bu köyden bahsederken şunları söylüyor: “Divriği’de 6.5 yıl çalıştım. Aklımda Onun köyü Mursal kaldı. O zamanlar orada iki yıl arıcılık da yaptım. Gece arıları taşırken gökyüzünde yıldızlar ışıl ışıl olurdu. Elinizi uzatsanız handiyse parmaklarınız yıldızlara değerdi. O dağlardaki kekik kokusu hâlâ burnumdadır. Köyde aynı isimli yüksek rakımlı bir göl var. Bu göl yılın belli zamanlarında donardı. Ali Kızıltuğ yaşamına uzun yıllar Ankara’da devam etti. Yazları köyü Mursal’a gelirdi.” 

Gurbet akşamlarında yürek yakan sıla özleminin dumanları yükselir mahzun gecekondularda. Kızıltuğ’un sıla kokan sesinin etrafına bağdaş kurar eşinden, yoldaşından ayrılmış garibanlar. Onun sesinde sazında hasret inler, özlem ağlar… Sıladan haberler getirir Kızıltuğ köyden… Geride kalmış günlerden söz açar, geçip giden günlerden… Kimsesizliğin çınladığı köy meydanlarını söyler harabolmuş evleri, bozulmuş bağları, viranolmuş bahçeleri… “Asri gurbet sen harabettin köyümü/Bülbül gidip baykuş konmuş gel hele/Ben ağayım ben paşayım diyenler/Kapıları kitlemişler gel hele/Gel hele de dudu dillim gel hele/Bir ev burda bir ev karşıda kalmış/Sorun hele bizim komşular n’olmuş/Kırk senelik ağaç kurumuş kalmış/Bizim köye benzemiyi gel hele/Gel hele de dudu dillim gel hele/Yanarım da ben bu derde yanarım/Bizim elleri bulanaca ararım/Güzellere sıra vermeyen pınarın/Daşlarına baykuş konmuş gel hele/Gel hele de dudu dillim gel hele/Gel ki çoban gel ki dertleşek bari/Dağlarda meleşen kuzular hani/Tanıdın mı beni çoban Ali’yim Ali/Kaç Ali gitti tanıdın ki gel hele/Gel hele de dudu dillim gel hele”

Ozan Kızıltuğ hayatının büyük bölümünü Ankara’da geçirdi. İçinde Ankara’nın da geçtiği Cem Adrian söyledikten sonra daha tanınır hale gelen “Sen Gel Diyorsun” ya da “Öf Öf” diye bildiğimiz türkü de Kızıltuğ’un. Her sözcüğü insanın içine işleyen, insanın ayaklarının yerden kesilmesine sebep bir türkü. İçli, fena, en hissizi bile duygulandıran… Hani bir şarkı “söyletir dilsizi, ağlatır körü” diyor ya onun gibi bir etki yapar dinleyene. “Aramıza girmiş dağlar, denizler/Gelemem diyorum öf öf, sen gel diyorsun/Kar yağmış yollara, örtülmüş izler/Bulamam diyorum öf öf…/Sen bul diyorsun/Sanma bu sevgimiz sence yaygara/Ne dertler bıraktın öf öf, hep sıra sıra/Sen yoksun ya böyle ıssız Ankara/Sensiz Ankara/Duramam diyorum öf öf…/Sen dur diyorsun/Kızıltuğ’um baharı mı, yazı mı/Hangi kalem yazmış öf öf, benim yazımı/Dert ortağım olan dertli sazımı/Çalamam diyorum öf öf/Sen çal diyorsun…”

İki binden fazla eseri, yüz üç plağı ve seksen yedi albümü olan Kızıltuğ’un eserleri bir çok kişi tarafından seslendirildi. “Baykuşlara Kalan Köy”, “Sorma Efendim” ise kitaplarının adları. Türkülerinden bazıları: Dam Üstüne Çul Serer, Sende Ne Var ki, Sen Gel Diyorsun, Boyun Devrile, Benim O Köyümden Alacağım Var, Duymadı, Gel Hacı Bektaş, Benim Anam O Köylerde, Yama Dağları, Ben Bana mı Yanam, Zam Üstüne Zam mı Geldi, Ömrüm, Sanma Gardaş, Yıkıla da Bizim Eller Yıkıla, Öten Kuşlar, Al Senin Olsun, Gülen Hani Ya, Gönül Ne Gezersin, Yalancı, Güzel Günler Gelip Geçer…

Divriği’nin Mursal köyünde 1944’de doğan Ali Kızıltuğ 13 Aralık 2017’de uzun yıllardır yaşadığı Ankara’da kanser hastalığı dolayısıyla tedavi gördüğü hastanede sonsuza kanatlandı, Hakka yürüdü… Mezarı köyü Mursal’da…

Devri daim olsun Kızıltuğ’un…

Ne demişti büyük Ozan “Garakışı Bahar Eden Vefasız” türküsünde: “Garakışı bahar eden vefasız/Çiğdem çiçek açtı hani nerdesin/Goyunlar guzladı dağlar yeşerdi/Derelerden su coş etti nerdesin/Bana ilaç ettin dağın garını/O da söndürmedi gönül narımı/Yedi yabancılar sordu halımı/Ölümlerden döndüm hanı nerdesin/Gurbet ele gidip gelen gayet çok/Kime sordu isem seni gören yok/Aha bugün aha yarın gelen yok/Gözlerimde fer kalmadı nerdesin/Kızıltuğ’um der ki o günler geçti/Felek tırpan aldı sinemden biçti/Simsiyah saçlara çok aklar düştü/Aha ömrüm geçti hani nerdesin”

Muaz ERGÜ

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir