Yıldırım: “Yunus Emre, Okumuş, Ciddi Ve Derin Bir Düşünür…”

Söyleşimize başlarken dinî, ahlaki, kültürel, edebi açıdan vazgeçilmez bir değer olan Yunus Emre ile ilgili çalışmalarınız dolayısıyla teşekkür ederiz. Yakın zamanlarda Yunus Emre’nin “Risâletü’n-Nushiyye” adlı kitabının çözümleme ve açıklamalarından oluşan “Sözüm Kendözüme & Risâletü’n-Nushiyye’nin Yorumu” adlı kitabınız yayımlandı. Elbette bu kitap bir anda ortaya çıkmadı. Arkasında bir birikim olması şart. Evet, Yunus Emre ile ilgili çalışma fikri nasıl doğdu sizde? Hangi gerekçeler sizi Yunus Emre çalışmaya itti? Yunus’u çalışırken nelerle karşılaştınız?

Şimdiden bakışla; Yunus Emre’yle ilişkimde, bağımda üç aşama, iki dönem görüyorum. Yunus Emre dünyasına insanlar ya okuyucu ya da araştırmacı ve yazar olarak girer. Ben ise doğal okuyucu olarak başladığım yolculukta hiç düşünmediğim, hesaplamadığım biçimde araştırmacı ve yazar olarak yola devam ediyorum. Yunus Emre farkındalığı ile Yunus Emre’de farklılaşmak, özgünleşmek biçiminde iki yönü sırayla yaşamaktayım. Bu süreçte kendime özgü önemli tarihler var: 1981, 1986 ve 1991, 2011… Bu tarihler benim önemli dönemeçlerim.

Yunus Emre’ye dair ilk farkındalığım 1981’de başladı. Dedem Mehmet Ali Koçer bir âşık, bir kalem âşığı olduğu için şiire doğdum, şiirle büyüdüm desem yalan olmaz. Bunun etkisiyle henüz 11 yaşında tüm Karacaoğlan şiirlerini okumuş, bitirmiştim. Bu zamanda, yakın çevremdeki hiç kimseden yanıtını alamadığım “Halk âşığı kimdir, hak âşığı kimdir?” soruları zihnime takılmıştı. Ortaokul birinci sınıf bu sorunun yanıtını bana kendiliğinden verdi. Müzik öğretmenimiz, bir ilahi kitabı aldırmıştı. İçinde çokça Yunus Emre ilahisi vardı. Bunlardan “Bana seni gerek seni” ilahisi beni çok derinden etkilemişti. Allah, varlık ve insana dair tüm algılarım alt üst olmuştu.

1985 benim hayatımda önemli kırılma noktalarındandır. Lise öğrenimine zoraki ara vermem tarih ve edebiyat alanında lise üstü birikim oluşturmama vesile oldu. Uzun kış gecelerinde kalın kalın bir çuval dolusu kitap okudum. Bunlardan biri de İbrahim Hakkı Konyalı’nın 670 sayfalık Karaman kitabı idi. Bu kitapta farklı bir Yunus Emre’den söz ediliyordu. Ve Yunus Emre Divanı’nın en eski nüshasının Karaman’da olduğu da ayrıca vurgulanıyordu. Onun hayatını, tarihi kişiliğini ve eserleri hakkındaki sistemli bilgileri, diğer şairlerden farklı bir dünyaya ait oluşunu o zamanlar fark etmiştim. Ve ders kitapları ile ulusaldaki yayınlarda tekrarlanan ezber Yunus Emre bilgisine ilk muhalefetim bu tarihlerde başladı.

UNESCO’nun Uluslararası Yunus Emre Yılı ilan ettiği 1991 aynı zamanda benim İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ne adım attığım yıldır. Kültürün göbeğinde olmak, geniş yelpazeli bir Yunus Emre literatürüne dalmama dolayısıyla Yunus Emre beslenmemde araştırmacı sınıfa atlamama aracı oldu.

Öğretmenlik, insana bakışta ve insan eğitiminde beni farklı bir yöne çekse de bendeki Yunus Emre farkındalığına katkı veriyordu. 2000’lerin başında Yunus Emre Divanı Karaman Nüshası’nın mikrofilmini Milli Kütüphaneden alma yönünde zihnim sürekli telkinler yapıyordu. Ama aldığımda ne olacaktı? Bir yol haritasından ve onu değerlendirebilme olanağından yoksundum. 2008’de aile içi Yunus Emre okuması yapmak istedim. Yunus Emre okumalarına Risâletü’n-Nushiyye’den başladım. Ancak ilk beyitte kaldım ve bıraktım. Çünkü neredeyse dizedeki her bir sözcük, sembolik, mecaz ya da terim anlamlı idi. Dolayısıyla her bir kelimeyi ayrı ayrı açıklamak gerekiyordu.

2011 yılı ise Yunus Emre çalışmalarımda yazarlık dönemimin başladığı tarihtir.

Kendimi o yıllarda yoğun Yunus Emre tartışmalarının içinde buldum. Bu noktada Yunus Emre Divanı Karaman Nüshası’nın Milli Kütüphaneden mikrofilm kopyasını getirmeyi kafama koydum ve 2012’nin Ocak ayında o nüshanın kopyasını getirttim. Yunus Emre’de farklılaştığım dönem de böylece başlamış oldu. Karaman Nüshası’nın transkripsiyonunu yaparken Risâletü’n-Nushiyye’nin insandaki güzellikleri anlatan harika bir eser olduğunu fark ettim. Transkripsiyon çalışmam aynı zamanda, Risâletü’n-Nushiyye’ye yoğunlaşmama ve onu beyit beyit dize dize inceleme ve anlama uğraşına evrildi.  Daha da ilginci, Yunus Emre’nin eserdeki üslubu sayesinde, kendimi, kendisiyle konuşuyor gibi hissediyordum. Sanki bana sesleniyordu, sanki her bir dizedeki her bir sözcük içime ışıma yapıyordu. Sanki Yunus Emre, Risâletü’n-Nushiyye’nin içi sırlı açılmamış bir hazine sandığı olduğunu bana sezdiriyordu. Tüm bunlara rağmen en doğru biçimde okuma ve olabildiğince anlayabilme uğraşıyla boğuştuğum trankripsiyon çalışmalarımda, şifreli anlatıma sahip Risâletü’n-Nushiyye’nin belki dörtte birine hâkimdim. Kapalı anlatımla eserde oluşturulan anlam katmanlarının henüz yüzeyinde idim. Ama açıklamalı, yorumlamalı, değerlendirmeli hak ettiği biçimde Risâletü’n-Nushiyye’nin kültüre kazandırılması gerektiğini görüyordum.

Yunus Emre Divanı Karaman Nüshası’nı, genişletilmiş baskıya hazırladığım 2016 yılında, Risâletü’n-Nushiyye’de göreceli derinleştim. Ve 2018’de, onu kitaplaştırmaya karar verdim. Yol haritam belirginleşmişti. Sözüm Kendözüme’yi yazma planım ve hakkındaki ön araştırmalarım; 2020’ye kadar sürdü.

2020’nin ilk yarısında oluşturduğum Sözüm Kendözüme’nin ilk taslağı bende hüsrandan başka bir şey değildi. İki sorun önümde kale duvarı gibi duruyordu: Birinci olarak, Yunus Emre’nin beyitlerde oluşturduğu anlamı derinlemesine verememiştim, hiç tatmin olmamıştım ve bu beni çokça rahatsız etmişti. İkinci olarak, hiç hesaplamadığım kadar terim, kavram, bağdaştırma, eserde karşıma çıkmış ve hiçbir yerde değinilmemiş, hiçbir yerde çalışılmamış Yunus Emre’nin bu sözcüklerini çözmek, bir anlama bağlamak haftalarımı, aylarımı alıyordu.

Bir nefeslendikten sonra 2020’nin ikinci yarısında ikinci taslağa başladım. Bu taslak bittiğinde kendi birikimimle Risâletü’n-Nushiyye’’yi anlatmamın mümkün olmadığını, çalışmayı bilimsel bir temele yerleştirmem gerektiğini gördüm. Üçüncü taslak dolayısıyla çok sancılı geçti. Çünkü tüm arkaik sözcüklere, Yunus Emre’nin tespit edebildiğim tüm terimlerine, deyimlerine, özgün söylemlerine onları anlatmanın dışında tek tek atıfta bulunmak, kaynak göstermek gerekiyordu. Hem anlatmak, açıklamak hem de dipnot vermek bir de eşgüdümlü kaynakça oluşturmak yazmaktan daha zor, sıkıcı ve uğraştırıcı idi. Bu da çalışmayı iki kat zahmetli kılıyordu.

Bu şekilde, “Sözüm Kendözüme” 2020-2024 yılları arasında toplam altı kez yazılmış oldu.

Bu zamana kadar ülkemizde Yunus Emre ile ilgili yapılan çalışmaları değerlendirin desek neler söylersiniz? Yapılan çalışmalarda eksiklikler var mı? Neler düşünüyorsunuz?

90’lara hatta 2000’lere kadar Yunus Emre çalışanlarını, Yunus Emre çalışmalarını takip etmek olağandı. Her yıl yayınlanan kitaplar, yapılan sempozyumlar, sayılabilir adette olurdu. Makale, haber vb. yazılar da aynı biçimde… İnternetin yaygınlaşması ile bilgiye erişimin ve etkileşimin kolaylaşarak artması yanında hızla çoğalan üniversitelerdeki akademisyenlerin ve araştırmacıların Yunus Emre araştırmalarına ağırlık vermesi, artan ve çeşitlenen Yunus Emre yayınlarını takip edilemez hale getirdi.

Geçmişten günümüze bakıldığında Yunus Emre çalışmalarında temel ve kurucu isimler var. Fuat Köprülü Hoca tartışmasız, bilimsel anlamda Yunus Emre çalışmalarını ilk başlatan kişidir. Tüm araştırmacılar, onun Türk Edebiyatı’nda İlk Mutasavvıflar adlı kitabındaki bilgilerle Yunus Emre araştırmalarına başlarlar.

İlk derleme olan Burhan Toprak’ın 1932, Yunus Emre Divanı’nın bugün için geçerliliği ve güvenilirliği kalmamıştır.

Yunus Emre ve eserleri hakkında birçok yayını bulunan Abdülbaki Gölpınarlı’nın “Risâlat al Nushiyye ve Divan (1965)” kitabı, Yunus Emre Divanı için hazırlanmış ilk sistematik, bilimsel eser denilebilir. Gölpınarlı’nın ilk Yunus Emre çalışması 1936 yılına aittir. Gölpınarlı’nın maalesef okuma hatalarıyla dolu Yunus Emre kitaplarını bugün doğrudan kullanmak mümkün değildir.

Tenkitli metin konusunda kapsamlı, bilimsel ve standart çalışmayı yapan ise Faruk Kadri Timurtaş Hoca’dır. 1972 ve 1980’de iki kez yayını yapılan ve bir tenkitli metin çalışması olan Yunus Emre Divanı, kendisinden sonra gelen tenkitli metin çalışmalarına örneklik hatta kaynaklık etmiştir. Hoca bu kitabını, yedi Yunus Emre Divanı nüshasını inceleyerek yazmıştır. Timurtaş Hoca’nın bu çalışması olmasa Yunus Emre Divanı tenkitli metin çalışmaları yerinde saymış olacaktı.

Bugün bilimsel anlamda Yunus Emre Divanı’yla ilgili titiz, güvenilir ve doğru çalışmalar çoğalmıştır. Eski Anadolu Türkçesinin dil özelliklerine uygun çeviriler yapılmaktadır.

Geçmişten günümüze bakıldığında Yunus Emre çalışmaları iki yönde devam eder: Onun eserleri ve hayatı üzerine.

Hayatı üzerine olan çalışmaların çoğunluğunda taraftarlık zihniyeti hâkimdir. Bilimsel ayağı neredeyse hiç olmayan bu tür çalışmaları, yerel ve serbest araştırmacılar yanında akademik unvanlı araştırmacılar da yapmaktadır. Osmanlı Arşivi’ndeki Yunus Emre belgelerine dayandırılmadan, bir saha araştırmacısı ve gezgin olan Evliya Çelebi’nin verdiği Yunus Emre bilgileri olmadan ve divandaki şiirlerinin tam analizi ve değerlendirmesi yapılmadan doğruluğu şüpheli menkıbeler üzerinden bir Yunus Emre kimliği oluşturmak, bizi hiçbir yere götürmez.

Yunus Emre Divanı çalışmaları birilerinin tekeli altında olmaktan kurtarılmalıdır!

Prof. Dr. Ayşe İlker, Yusuf Yıldırım

Eserleri konusundaki inceleme ve araştırmalar; Divan ve Risâletü’n-Nushiyye üzerinden kitap, makale yayını, konferans, haber metni gibi yollarla devam etmektedir. Son on beş yılda Yunus Emre çalışmalarında neler değişti diye sorulursa, öncelikle Yunus Emre çalışmaları birilerinin tekelinde olmaktan kurtarıldı. Çünkü, hoşgörü, doğruluk ve alçak gönüllülük ile simgelenmiş Yunus Emre’nin eserleri üzerine bir çöreklenme ve başkalarını bu alana sokmama söz konusu idi. Ama özellikle ciddi ve seviyeli Yunus Emre Divanı müstakil nüsha çalışmaları ve yayınları ile bu durum bir nebze yıkılmış durumda.

Yunus Emre Divanı çalışmaları kısır döngüden kurtarılmalıdır!

Yunus Emre dünyasında güzel şeyler olduğu kadar, garip şeyler görülmektedir. Yeni Türk Edebiyatı alanında uzman bir hocamız bir Yunus Emre Divanı hazırladı. Oysa o hoca benim bulunduğum bir ortamda “ben Yeni Türk Edebiyatı uzmanıyım, Osmanlı Türkçe’m de zayıf. Eski Türk Edebiyatı üzerine ve Yunus Emre üzerine konuşamam”, demişti. Çok yakın zamanlarda yine iki prof. etiketli hocamız redakteye dayalı Yunus Emre Divanı yayınladılar. Ve bir hocamız Risâletü’n-Nushiyye’yi sadeleştirme yoluyla yayınladı. Sadeleştirince ne oldu dersiniz? Okuyucu için hiç bir şey olmadı. Zaten anlamıyordu. Ama bu sadeleştirme, derin anlam oluşturmak için Yunus Emre’nin kullandığı tüm imgeleri, mazmunları ve söz sanatlarını dümdüz etti. Ortada nesre bulanmış çarpık çurpuk beyit metinleri kaldı.

Yunus Emre Divanı’ndaki araştırmalar, metin çözümlemeli biçimde anlam odaklı olmadıkça tekrarlar devam edecektir.

Buradan hareketle Burhan Toprak’ın 1932 yılında yaptığı ilk Yunus Emre Divanı yayınından bu yana ne değişti ne gibi aşamalar geçildi diye sorulduğunda çoğunlukla tekrar yayınlara dair yanıtlar alırız.  Yunus Emre Divanı çalışmaları hep redakte yöntemiyle, dilbilgisi çözümlemesiyle mi devam edecek, hep söz varlığına dair sözlük çalışması mı yapılacak? Hep Yunus Emre’de gönül, aşk konutları mı işlenecek!

Ya da bir bütünlük içinde dil, anlatım ve anlam birlikte metin çözümlemeli yolla şiirlerinin açıklanması mı yapılacak? Yunus Emre’de önde olan nedir sorusundan hareket edilirse çalışmaların yolu ve yönü de ortaya çıkar. Tabi ki, Yunus Emre’de anlam öndedir.

Bugünkü durumda şu soru hiç yanıt bulmamıştır: Yunus Emre’nin özgün düşüncesi nedir, hangi nüsha onun özgün düşüncesine yakındır?

Son yıllarda yeni bir moda başladı. Yunus Emre’yle adı hiçbir araya gelmemiş bazı yazar ve sanatçıların Yunus Emre divanları/şiirleri yayınlaması!

Her ne kadar kendi alanında hak edilmiş bir şöhrete ve unvana sahip olsa da Yunus Emre’yle adı hiçbir arada yer almamış yazar ve sanatçılarımız bir bakıyorsunuz bir Yunus Emre kitabı yayınlamışlar, bir Yunus Emre konferansı vermişler. Bu tür çalışmalar olmayacak mı? Tabi ki olacak! Olmalıdır. Çünkü Yunus Emre engin bir deniz. Ancak burada asıl sorun; kendi alanlarının tartışmasız, derinlikli, birikimli bu insanları, Yunus Emre’nin düşünce dünyasının içeriğine dair ne söylüyorlar diye sorduğunuzda; aslında Yunus Emre’nin düşüncelerini değil de kendi zihinlerindeki değerleri Yunus Emre üzerinden aktarmaktadır. Benim her zaman öne çıkardığım bir görüşüm var: Yunus Emre’yi anlamak için onun şiirlerinden mezun olmak gereklidir. İşte söz konusu olan özgünlük, yenilik, farklılık ise bu kişilerin hem Yunus Emre arka planları hem Yunus Emre eserleri de sorgulanır durumdadır. Çok daha açık söylenirse; “Bir yazarın adı önde olabilir ama eseri Yunus Emre’yi açıklamada, Yunus Emre’nin düşüncelerini kitlelere aktarmada yetersiz, çok yetersiz!” olabilir.

Ancak söz konusu olan sürekli aynı şeyleri söylemek, aynı konuda temcit pilavı gibi aynı sözleri tekrar etmek ise yukarıda söylediklerimizin bir önemi ve değeri yoktur.

Yunus Emre her zaman önemini, değerini koruyan bir şahsiyet olarak biliniyor. Yunus Emre’yi bu kadar değerli kılan sebepler hakkında neler söylersiniz?

Yunus Emre ile ilişkilendirilen şu alışılagelmiş ifadelere bir bakalım:

Yunus Emre aşk insanıdır!

Yunus Emre sevgi insanıdır!

Yunus Emre hoşgörü insanıdır!

Yunus Emre gönül insanıdır!

Bu mottolar ve sloganlar peki neden toplumsal hayatta karşılık bulmuyor? Yunus Emre yoksa bir misyon insanı değil mi? Trafikte neden hoşgörü ve saygı yok örneğin! Yok sebepten neden sokak kavgaları, yok yere insan cinayetleri işleniyor o zaman?

Evet motto sözler, afaki ve hamasi söylemler büyüleyici ve etkileyicidir ama etkileri anlıktır, yüzeyseldir. Derine geçmez, yerleşmez. Sadece çevreleyicidir. Birey hayatında ve toplumsal ortamlarda hiçbir karşılıkları yoktur. Örneklersek; birisi trafiğe çıksa ve “Gelin, sevelim, sevilelim” diye herkese seslense; herkes ona bir meczup gözüyle bakar.

Yunus Emre’nin çağlar üstü olmasını ne hümanizm ne tasavvuf tam olarak açıklayabilir. Ayrıca ve öncelikle hümanizm ve tasavvuf yaftalamalarının içinden Yunus Emre’nin kurtarılması gerekmektedir. Bunun için Yunus Emre’nin şiirlerinde ne söylediği ve nasıl söylediğinin bütün olarak tespit edilmesi gerekiyor. Bu bağlamda aslında Yunus Emre’nin, bir çatı oluşturarak evrensel değerleri millilikle dile getirildiği görülmelidir.

Yunus Emre’nin şiirlerinde kullandığı temel araçlardan biri de kullandığı dildir. O birçok anlaşılmaz ve karmaşık konuyu çok kolay anlatabilen bir şair ve düşünürdür. O şiirlerinde ne söylüyor, onun ana düşüncesi ve düşünceleri nelerdir diye sorulduğunda; o aslında medeniyetimize ait olanı ve evrenseli varlık ve insan ölçeğinde milli bir dille, yerli kültürle söylüyor. Burada Yunus Emre, şu soruların tüm yanıtlarını, görebilene, şiirlerinde tüm çıplaklığıyla verir. İnsan nedir, varlık nedir, gerçek nedir? Ve bu kavramların altında oluşan tüm ayrıntılara dair Yunus Emre mutlaka bir söz etmiştir.

Bu evrensel değerler nelerdir diye sorulduğunda başında akıl gelir. Yunus Emre’nin akıl tanımlamaları ve akıl yaklaşımı ile Kant’ın saf akıl düşüncesi arasında benzerlikler var. Bu arada Yunus Emre’nin akıl kavramının enine boyuna, derinlemesine incelendiği ve değerlendirildiği bir çalışma maalesef yok. Olanlar da yetersiz. Daha kötüsü, Yunus Emre’nin geliştirdiği akıl kavramı maalesef tasavvuftaki genel ve durağan tanımlamalara hapsedilmiş durumda. Yunus Emre’nin geliştirdiği “iman” kavramında da durum aynıdır.

Yine aşkı en güzel kim anlatır, aşkı kim en iyi temellendirir, aşkı kim zirveye çıkarır diye sorulduğunda yanıt, Yunus Emre’den gelir! Onun bir “ışk odu” kavramı var ki, aşkın nasıl olması gerektiği o, ışk odu adlandırmasında çok somuttur.

Bu örneklerden hareketle söylenirse; Yunus Emre daha bilinmedik birçok konuda düşünce geliştirmiş, bu düşünceleri de aslında çok kolay biçimde dile getirmiş, anlatmıştır.

Daha önemlisi bu görüş ve düşüncelerini gönülden daha derinden candan etkili biçimde söylemiştir.

Bu durum; Yunus Emre’nin evrensel değer ve düşünceleri milli bir dille Türk kültürüne uygun biçimde aktarması biçiminde açıklanabilir ki, şiirleri aracılığıyla yüzyıllarca kitleleri etkilemiş ve etkilemeye devam etmektedir.

Yunus Emre’nin “Risâletü’n-Nushiyye” adlı kitabından bahseder misiniz? Kitabın içeriği, biçimi hakkında neler söylenebilir? Ne anlatıyor bize bu kitap?

Literatürde Risâletü’n-Nushiyye’ye; öğütler kitabı biçiminde yapılan adlandırma son derece eksik ve yanlıştır. Öğüt; bilgili ve deneyimli bir kişi tarafından muhatabına tek taraflı bilgi aktarımıdır. Oysa Risâletü’n-Nushiyye akıl temelli insanı enine boyuna ele alan eleştirel dille yazılmış analitik bir eserdir.

Edebi tür olarak Risâletü’n-Nushiyye bir mesnevidir. Nüshasına göre beyit sayısı 560-600 arasındadır. İlk 13 beyit “fâ’ilâtün fâ’ilâtün fâ’ilün”; sonraki beyitler “mefâ’îlün mefâ’îlün fa’ûlün” vezninde yazılmıştır. İlk 13 beyitte toprak, su, hava ve ateş ile insanın yaratılışı anlatılır. Sonra düzenlenen nesir bölümde akıl, iman, cennet cehennem, toprak, su, hava ile canın insana kazandırdıkları konularına yer verilir. Daha sonra gönül ile nefis arasında canı ele geçirme savaşlarının anlatıldığı destan adı verilen altı bölüm vardır.

Risâletü’n-Nushiyye’nin ana konusu insanın kendisidir. Nefis ve gönül düzeyinde insanın kendi içindeki üstünlük mücadelesi, eserin ana konusudur. Tasavvufta yapılan bir genelleme vardır: İnsan, kâinatın küçültülmüş halidir. Bu benzetmeyi Risâletü’n-Nushiyye’de daha çıplak daha somut görürüz. Çünkü insan, ruh, beden, gönül, nefis, akıl ve iman boyutlarıyla donatılmış ulu bir varlıktır. Ve insan, ruh, beden, akıl, gönül ve nefis ögeleriyle sıkı sıkıya sarılmış karmaşık yapıdır.

Tema ise hakikatte kendisine yabancı olan insanın kendi içinde verdiği mücadele ile kendisini tanıması ve yaptığı yolculukta can özüne ulaşarak mutluluğu yakalamasıdır. Dışarıdan karmaşık ve anlaşılmaz bir yapı olan insan, Yunus Emre’nin çözümlemeleriyle kolayca algılanan ve anlaşılabilen bir varlıktır. Bu yapının iki önemli kahramanı gönül ve nefistir. Olumsuz olan yani kötüyü temsil eden nefistir dokuz askeri (dokuz özelliği) ile gönle sürekli saldırı durumundadır. Olumluyu yani iyi temsil eden gönül ise 13 özellik (on üç er) ile canı, nefse karşı korur. Gönlün en büyük danışmanı, hocası ise akıldır. Akıl bir orkestra şefi gibi gönül ve erdemlerini nefse karşı sürekli düzen içinde tutar ve cana karşı kalkan oluşturur.

Psikolojide tam çözülememiş sistem olan insanı, Yunus Emre, Risâletü’n-Nushiyye’de tüm yapı unsurlarıyla ve özellikleriyle gözler önüne serer. Bu kapsamda Yunus Emre, günümüz ruhsal hastalıkların ve kişisel gelişim kavramlarının çoğuna değinir.

Bu açıklamalar doğrultusunda benim Risâletü’n-Nushiyye’de ulaştığım sonuçlar şunlardır:

Risâletü’n-Nushiyye, kendisini içten göremeyen insanın bir bütünleme tablosudur.

Risâletü’n-Nushiyye, insanın içten inşa kitabıdır.

Risâletü’n-Nushiyye, üç tabaka insana seslenir: Kendi halinde dürüstçe, doğallıkla bu dünyayı yaşayanlar. Maneviyatı orta derece hisseden ve algılayan insanlar. Hakikati, güzelliği kavramış yakalamış insanlar.

Risâletü’n-Nushiyye, özde estetik gönül ve estetik can ile entelektüel insanın oluşturulmasıdır.

Psikoloji bilimi daha ilerlediğinde mutlaka Yunus Emre’nin anlattığı gibi insana yaklaşacaktır.

“Risâletü’n-Nushiyye” kitabında yer alan odak, mihver terim ve kavramlar neler?

Aslında bu sorunun yanıtı yukarıda verildi. Yunus Emre şu ana terim ve kavramlar üzerine Risâletü’n-Nushiyye’yi yapılandırmıştır: İnsan, dört unsur (toprak, hava, su, ateş), akıl, iman, gönül, nefis, tamah, kanaat, kibir, alçakgönüllülük, sabır, acelecilik, cimrilik, hasetlik, cömertlik, kin, intikam, iftira, doğruluk, düzenlilik vs…

Yunus Emre’nin evrenselliği bağlamında kullandığı güncel ya da modern terimler, kavramlar ya da anlayışlar var mı?

Çok şaşırtıcı ve ilginç bir durumla karşı karşıyayız. Gariban bir çiftçi, zavallı bir köylü, şaşkın bir gezgin tipiyle zihinlere nakışlanan Yunus Emre, şiirlerinde ise okumuş, ciddi ve derin bir düşünür portresi çizer. Şimdi hangisi doğru? Zihinlerdeki vasat Yunus Emre mi, şiirlerindeki entelektüel Yunus Emre mi? Tabi ki şiirlerindeki Yunus Emre! Buradan hareketle şu rahatlıkla söylenebilir ki, Yunus Emre hem Risâletü’n-Nushiyye’yi hem de Divan’ı yazarken uzun bir hazırlık döneminden geçmiş ve planlı programlı biçimde eserini yazmıştır. Bunun en büyük göstergelerden biri eserlerinin mimarisi diğeri ise eserlerinde kullandığı terim ve kavramlar.

Divan’da kullandığı simgelerin, terimlerin ve kavramların büyük çoğunluğu daha çözülemedi, kimsenin çözmek gibi bir derdi yok. Herkes, ilahi aşka susamış bir Yunus Emre algısı üzerinden gidiyor. Akıl ve gönlün birlikteliği üzerinden varlığı işleyen Yunus Emre’ye ilgi gösteren yok.

Risâletü’n-Nushiyye’de kullandığı terim ve kavramların büyük çoğunluğu benim tarafımdan Sözüm Kendözüme’de tespit edildi.

Örneklenirse Yunus Emre, Risâletü’n-Nushiyye’nin hemen başında akla ve imana vurgu yapar. İman, insanın hakikati iken, akıl bu hakikati öğrenen ve kavrayandır. Yunus Emre asıl olan akıl, etkin ve üstün akıldır. İman da sadece inanmak değil, gerçeğin bilgisine ulaşmaktır. Ancak Yunus Emre’de bu kavramların anlam katmanlarında neredeyse hiçbir çalışma yapılmadı.

Yine Risâletü’n-Nushiyye’nin önemli kavramlarından biri “hazret”tir. Hazret kavramı, sadece benim tarafımdan tespit edilmiştir. Bir başka deyişle Muhyiddin Arabi’nin varlığın ve insanın katmanlardan oluştuğunu öne sürerek geliştirdiği ve Yunus Emre’nin de temel kavramlarından olan hazret; şimdiye kadar ne Fuat Köprülü ne Abdülbaki Gölpınarlı ne de başkası tarafından tespit edilmediği gibi fark edilmedi bile… Bu biçimde hiç fark edilemeyen Yunus Emre’nin kullandığı bir terim kavram ordusu vardır.

Yine Yunus Emre’nin temel kavramlarından olan gönül, Yunus Emre’ce çok somut biçimde ele alınmış olmasına rağmen araştırmacılarca ilgili yayınlarında konu dağıtılır ve karmaşık bir duruma sokulur.

Günümüzün modern kavramlarından ve Batı’nın son iki yüzyıldır geliştirdiği önemli bir anlayış olan yenilikçilik ya da inovasyon, bugünkü anlam ve içerikte Yunus Emre’nin düşünce dünyasının merkezinde yer alır. Bazı uzman ve araştırmacılarca fark edilen ancak ve Yunus Emre’ce “yini/yeni” adıyla sunulan bu kavram yine benim tarafımdan tespit edilmiştir.

Yunus Emre’nin doğruluk kavramına değindiği beyitlerde evrensel hukuka göndermeler yaptığı görülür. Mesela suçu kanıtlanıncaya kadar herkes masumdur ilkesini Yunus Emre önemle vurgular.

Bunlar sadece örnektir. Yunus Emre’nin işlediği temel kavramları görebilmek için öncelikle onun eseri içinde kalınmalı, konunun bağlamına dayalı düşünülmeli, çok daha önemlisi multidisipliner bağlar sorgulanmalıdır.

Çünkü doğru gözle bakıldığında aslında Yunus Emre, insana dair ne varsa söylemiştir.

Yunus Emre’nin düşünce ve görüşlerinin kaynağı nedir?

Yunus Emre ve düşünceleri deyince hümanizmin ya da tasavvufun sığ kalıplarına sıkıştırma söz konusu. Oysa Yunus Emre’yi anlamak düşünce derinliğine inebilmek için onun şiirinde kurduğu düşünce dünyasına bakmak gerekiyor. Yunus Emre, düşünce ve görüşlerinin kaynağı olarak iki yere açık ve kesin gönderme yapar. Bunlar Kur’ân ve hadistir. Bunlarında dışında bir yer aramak yaftalamaktan öteye gitmez.

Risâletü’n-Nushiyye’de Yunus Emre’nin, sözlerinin kaynağına dair açıklaması şöyledir:

cümle hâle sabrıla olur gâyet / ma’nîsin gösterür hadîs i âyet

Divân’da Yunus Emre’nin düşüncelerinin kaynağı şöyledir:

Yûnus sözi şi’rden ammâ aslı kitâbdan / hadîsile denene key sâdık olmak gerek

Yunus’un bu eserini edebi açıdan nasıl değerlendirirsiniz? Sözü nasıl söylüyor Yunus Emre?

Öncelikle bir hatıramı anlatayım. Kamuoyunda çalışmalarıyla, duruşuyla ağır abi olarak bilinen, beni ve yayınlarımı da iyi takip eden ve benim sevdiğim saydığım muteber bir büyüğümüz var. Benim Risâletü’n-Nushiyye’yi öne çıkarmamdan rahatsız olmuş. Bir telefon konuşmamızda, “Ben Risâletü’n-Nushiyye’yi dikkate almam. Ben derviş gönüllüyüm, divandaki coşkulu şiirler bana hitap eder.” diyerekten bana tepki gösterdi. Ben bu konuda sadece kendisini dinledim. Bazen tepkilerimi ya da yanıtlarımı yıllara yayarım. Aradan birkaç yıl geçti. Bu sevdiğim abi ile İstiklal Caddesi’nde tesadüfen karşılaştım. Hemen koştum. “Abi merhaba, nasılsın, ben Yusuf Yıldırım!” dedim. O da bana “Merhaba!” dedi ve yüzüme birkaç saniye baktıktan sonra döndü gitti. Ben birkaç gün sonra kendisine mesaj attım. “Sayın abiciğim, bildiğiniz üzere sizinle İstiklal Caddesi’nde karşılaşmış ve yanınıza koşmuştum. Siz de muhtemelen aşırı yoğunluğunuzdan bana birkaç saniyeden fazla vakit ayıramadınız. Bir sonraki görüşmemizde sizinle uzun sohbetler etmek ve sizden yararlanmak isterim.” dedim. O da bana nazikçe bir yanıt verdi. Ancak benim o kişi ile bir daha doğal yollarla bir araya gelmem mümkün değil. Burada kişisel bir durum yok. Erdemlilik söz konusudur. Burada erdem eksikliği söz konusudur. Çünkü erdemlilik noktasından bakınca o karşılaşmamızda, benim ilgime aynı biçimde karşılık göstermesi gerekiyordu. Risâletü’n-Nushiyye’ye yüzde on kadar yoğunlaşsa ve özümsese idi benimle daha sağlıklı ve gereken biçimde bir iletişim kurardı.

O zaman şu söylenebilir ki, Risâletü’n-Nushiyye’nin öksüz kalmasında Yunus Emre Divanı’nın çok öne çıkarılması başlıca nedendir. Burada geçmişten gelen haksız bir yargı söz konusu.  Risâletü’n-Nushiyye hakkında edebi açıdan başarısız bir eserdir, vezni eksikli, dili kuru, anlamı yüzeyseldir, biçimindeki yargı cümleleri ve hükümler son derece haksızdır. Öncelikle Risâletü’n-Nushiyye’ye salt bir edebi eser gözü ile bakmak yanlıştır. Eserde anlama ve anlatıma odaklanıldığında Risâletü’n-Nushiyye olağanüstü bir anlatıdır. Bir kere hemen hemen her beyitte imgeleme söz konusudur. Yunus Emre bu eseri alegori yani imge üzerinden yazmış dense son derece doğru olur. İmgelerin içinde ya da bağımsız biçimde sayılamayacak kadar çok istiare ile karşılaşılır. İmgeleme ve istiare ise şiirde şairliğin zirvesidir. Bunun dışında telmih, leff ü neşr, teşbih, tezat, tevriye, kinaye Yunus Emre’nin sık kullandığı söz sanatlarıdır. Bir de Yunus Emre’nin kullandığı sıra dışı bir yöntem vardır ki, ağızlar açık kalır. Yusuf’un kuyuya atılması ve Karun hikayelerine yaptığı öyküleme üst düzeydir.

Ancak Risâletü’n-Nushiyye’ye salt şiir gözlüğüyle bakmak şaşılık yaratır.

Postmodernizm üzerinden bakıldığında üst kurmaca, metinlerarasılık, pastiş ve parodi gibi anlatım yöntemleri Yunus Emre’de rahatlıkla görülebilir.

“Sözüm Kendözüme Risâletü’n-Nushiyye’nin Yorumu” adını verdiğiniz kitabınızın hazırlık döneminden bahseder misiniz?

İlk sorunuzda bu konuya değinmiştim. Haricinde şunlar söylenebilir: Başlangıçta bir kitaplaşma amacı hiç olmadı. Süreç kendiliğinden gelişti. Ben Risâletü’n-Nushiyye’yi sadece kendimi tanımak ve anlamak için anlamaya odaklanmıştım. Yunus Emre’nin Risâletü’n-Nushiyye’de gönlü, canı ve erdemleri ele alış biçimi deyim yerinde ise beni çarpmıştı. Yunus Emre sanki sadece benimle konuşuyordu, bana anlatıyordu. Yaklaşık on yıl boyunca imgeli ve simgesel bir dille hazırlanmış beyitlerin anlamını, birbirleri arasında kurulan bağı çözmeye çalıştım. Bu süreçte literatürde Risâletü’n-Nushiyye’yi hakkı ile ele alan açıklayan bir çalışma olmadığını görünce kendime bir görev edindim. Risâletü’n-Nushiyye’yi enine boyuna anlatan ve açıklayan bir kılavuz kitabın hazırlanması. Tüm bu süreçler toplamda on altı yıl sürdü.

Kitabınızı kısaca anlatabilir misiniz?

Ben bu soru için, kitabın arka kapağındaki metni aktarmak isterim. O arka kapak yazısı, gerekli tüm mesajları taşımaktadır. Şöyle ki:

Bir şaheser olarak insanı anlatabilmek mümkün mü?

Kendisini çok iyi tanıdığını sanan insan, ne yazık, gerçekte kendisine çok yabancıdır. Altı boş özgüven ve kör benlik hayranlığı, kişinin hakikatine yalancı aynadır. Engin bir evren olan insanın kendi bilinmezlik yolculuğuna kılavuzla başlaması zorunluluk ve gereklilikten öte ihtiyaçtır.

Yunus Emre’nin tüm insanlara evrensel bir kılavuz önerisi var!

Onun adı, olağanüstü bir insan anlatısı olan Risâletü’n-Nushiyye’dir.

Beden, ruh, akıl, inanç boyutlarıyla erdemler biriminde ve estetik düzeyde insanı ele alan Risâletü’n-Nushiyye’nin üstün özelliği; psikolojide, dinde, tasavvufta, felsefede tek yönlü ele alınan erdemleri karşıtıyla, olumsuzuyla birlikte işlemesidir.

İmgeler, söz sanatları, özgün bağdaştırmalar, terimler, kavramlar ile bir dantel işçiliğinde örülmüş Risâletü’n-Nushiyye; öyle hemencecik gizlerini vermez.

Sözüm Kendözüme Risâletü’n-Nushiyye’nin Yorumu adlı bu eser; nihayetinde doğru, nitelikli ve estetik yaşam kılavuzu olan Risâletü’n-Nushiyye’yi beyit, dize, söz öbekleri biriminde açıklayarak ve yorumlayarak Yunus Emre’nin derin, nitelikli ve entellektüel insanını ortaya çıkarmıştır.

Yusuf Yıldırım’ın Sözüm Kendözüme Risâletü’n-Nushiyye’nin Yorumu adlı eseri, Yunus Emre’nin Risâletü’n-Nushiyye’sini ayrıntılı, kapsamlı, bütüncül ele alan ve işleyen tek kitaptır.

Bunun haricinde “Sözüm Kendözüme Risâletü’n-Nushiyye’nin Yorumu” sadece bir şerh kitabı değildir.

Eser, Yunus Emre’nin söz varlığının arka planını ortaya koyması açısından etimolojik özellik taşır.

Yine dönemin kültürüne göndermeler olduğu tarihi ve kültürel içerikle zenginleştirilmiştir.

Eserde yoğun biçimde söz sanatı tespit edildiği için, Yunus Emre’nin şairlik yönüne güçlü vurgu vardır.

Yine özgün kavramları, terimleri ve bağdaştırmalarının tespiti yapıldığı için eserde dilbilgisi izleri vardır.

Risâletü’n-Nushiyye, insanı, erdemli insanı anlatan bir eser olduğu için çok yönlü bir eserdir. Dolayısıyla Yunus Emre’nin eserdeki mesajları sadece ahlaki değildir. Kişisel gelişimden, psikolojiye, varlıktan felsefeye, tarihten edebiyata ve modernizme kadar birçok disiplin, eserde mevcuttur ve bunların hepsi yakalanmış, tespit edilmiştir.

“Risâletü’n-Nushiyye’nin Yorumu” kitabınızı benzer diğer kitaplardan ayıran noktalar var mı? Bahseder misiniz?

Sözüm Kendözüme Risâletü’n-Nushiyye’nin YorumuRisâletü’n-Nushiyye’yi dolayısıyla Yunus Emre’nin temel düşüncesini enine boyuna anlatan, açıklayan ayrıntılı ve kapsamlı tek eserdir. Eserin giriş bölümünde söylendiği üzere, günümüzde Risâletü’n-Nushiyye üzerine yapılmış yayınlar hatırı sayılır noktalara ulaştı. Ancak çoğunluğu, makale, transkripsiyon ya da sadeleştirme olan bu çalışmaların hiçbiri Risâletü’n-Nushiyye’yi kapsamlı, bütüncül, ayrıntılı ele almamıştır.

Risâletü’n-Nushiyye’yi şerh etmeye girişmiş kitaplar ise son derece başarısızdır, eksiktir, Yunus Emre’nin özgün düşüncesini açıklamaktan çok çok uzaktır.

Bu yönüyle “Sözüm Kendözüme Risâletü’n-Nushiyye’nin Yorumu” alanında tektir.

Çünkü bu kitap, metin çözümleme yoluyla yazılmıştır ki, bu yöntem şimdiye kadar Yunus Emre Divanı çalışmalarında hiç kullanılmamıştır.

Bu kitap için metin çözümleme yöntemiyle çalışıldı, yazıldı ifadesi de tam yerini bulmaz, bir önceki soruda yanıtlandığı gibi bu kitapta Risâletü’n-Nushiyye’ye etimolojik, kültürel bir arkeoloji yapılmıştır. Yunus Emre’nin düşünce dünyasını açıklamada dönem kültürüne sürekli gönderme yapılmıştır.

Bunun dışında mutlaka söylenmesi gereken, Yunus Emre’nin öne çıkardığı evrensel değerlerin daha iyi anlaşılması için modernite ilgisi kurulması ve açıklanması yoluna gidilmiştir.

Kitabı hazırlarken hangi yöntemleri kullandınız. Kimlerden ve hangi kitaplardan faydalandınız? Kaynaklarınız hususunda neler söylersiniz?

Daha önce dediğim gibi ben başlangıçta Risâletü’n-Nushiyye’yi şerh edip açıklama ve kitaplaştırma amacı içinde olmadım. 2008-2018 arasındaki dönem onu okuma ve anlama uğraşı biçiminde geçti. Onu anlama yolunda biraz hakimiyet kazanınca ve literatürde de tüm ihtiyaçları giderecek biçimde bir Risâletü’n-Nushiyye çalışması olmayınca, benim süreçlerim bu kez onu açıklama ve anlatmaya doğru evrildi. Risâletü’n-Nushiyye’yi yazarken gördüm ki, tek bir yöntem onu açıklamaya yeterli değil. Bu sebeple günümüzün bilimsel araştırma yöntemlerinden hem nitel hem de nicel araştırma yöntemlerini kullanarak soyut ve somut verilerle Yunus Emre’nin düşüncelerini açıklamaya çalıştım. Nicel ve nitel araştırma yöntemleri altında ise açıklama, karşılaştırma, kanıtlama, betimleme, sayısal veri kullanma, örnekleme gibi bilindik anlatım biçim ve yöntemlerini kullandım.

Çok yönlü bir eser olan Risâletü’n-Nushiyye’yi anlatırken bini aşkın kaynağa gönderme ve atıf yaptım. Ancak şu kesin ki, Divanü Lügati’t-Türk, Tarama Sözlüğü, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, Kamûs-ı Türkî gibi etimolojik kaynaklar olmasa idi bu kadar Yunus Emre’nin özgün düşüncesini yakalamak olası değildi.

Çalışma bittikten sonra kitap üç önemli uzmanın incelemesinden geçti. Bunlar Prof. Dr. Ayşe İlker Hanım, Prof. Dr. Mahmut Kaplan Bey ve Doç. Dr. Himmet Büke Bey. Hepsi, kendilerine gönderdiğim bölümleri kelimesini atlamadan okudular, incelediler ve bana sayfalar dolusu düzeltmeler gönderdiler. Bu çok değerli hocalarımın gönderdiği düzeltmeleri, harfiyen uyguladım.

Bunun haricinde Sayın İRCİCA Başkanı Prof. Dr. Mahmut Erol Kılıç Bey kitabın manevi hamisidir. Yunus Emre ve Risâletü’n-Nushiyye konusunda sağ olsun bana olan güveni tamdır ve saygındır. Kendileri bu çalışmamda hem destek olmuş hem de yayını konusunda referans olmuştur. Kendilerinin ilgisi ve desteği bana çok büyük moral verdi.

Aynı şekilde Sayın Prof. Dr. İskender Pala Bey de çalışmamıza ve Yunus Emre’ye olan farklı, özgün bakışımızı ve birikimimizi görmüştür, takdir etmiştir.

Okuyucularımıza Yunus Emre ile ilgili kitap tavsiyeleriniz olabilir mi?

Söz konusu Yunus Emre’nin şiirlerindeki nitelik ve derin anlam olduğunda maalesef okuyucu merkezli, okuyucu ölçeğinde iyi bir yayından söz etmek oldukça zor.

Okuyucu Sözüm Kendözüme’yi nasıl okumalıdır?

Bu kitap 38 yıllık birikim ve 16 yıllık uzun soluklu bir çalışmayla ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla hemen okuyuvereyim, öğrenivereyim gibi bir durum söz konusu değildir. Ayrıca ve daha önemlisi, Risâletü’n-Nushiyye, insanın kendini tanıma, anlama ve doğru yaşam kılavuzu olduğu için ve de özümsenmesi yıllar alacağından kitaba stratejik okuma uygulanması daha uygundur.

Öncelikle yaklaşık bir aylık bir planlama ile birinci okuma yapılmalıdır. Böylece bu hızlı okuma ile eserle tanışılmalı, içeriğe temas edilmelidir.

İkinci okumada eser bir yıllık planlama beyit beyit okunmalıdır ve anlamına odaklanılmalıdır. Üçüncü okuma ise kendi seyrine bırakılmalı, ihtiyaç duydukça Risâletü’n-Nushiyye’ye bakılmalıdır.

Kitapta ilk dikkat çekenlerden biri de yayıncınız! Duru Gıda, neden böyle bir kitaba yayıncı oldu?

Kitabın hamisi, Duru Bulgur Onursal Başkanı İhsan Duru Bey ile Duru Bulgur Yönetim Kurulu Başkanı Emin Duru Bey’dir. İhsan Duru Bey, Yunus Emre Tekkesi son Şeyhi Sunullah Efendi’nin yaşayan en büyük erkek torunudur. Dolayısıyla Yunus Emre çalışmaları, sahibi olduğu şirketin yanında şehir kadar kültür kadar önemli bir konudur, İhsan Duru Bey için.

İhsan Duru Bey, benim bu kitap çalışmamdan haberdardı, bir taslağını da okumuştu. İki yıl önce de bu kitabı yayınlamayı talep etti. O sırada “Sözüm Kendözüme & Risâletü’n-Nushiyye’nin Yorumu”nun yayını için birkaç yerle olumlu görüşmeler yapıyorken, İhsan Duru Bey’in bu teklifini tereddütsüz kabul ettim. Böylece bu kitabın olağanüstü öyküsü de başlamış oldu.

Son olarak neler söylersiniz?

Sözüm Kendözüme Risâletü’n & Nushiyye’nin Yorumu” insanı tüm yönleriyle ele alan Risâletü’n-Nushiyye’yi en iyi anlatan dolayısıyla Yunus Emre’nin düşüncelerini en iyi açıklayan tek kitaptır. Dolayısıyla Yunus Emre çalışmalarındaki yeri, zirvedir.

İlerleyen zamanda şartlar ve ihtiyaçlar, bu çalışmanın kapsamını ve niteliğini daha anlaşılır kılacaktır.

Kitap yazmak, konferans vermek, tanıtım yapmak, kitleler üzerinde yapıcı etkinin başlangıcıdır. Bu kitap, kitlelere hitap etme bakımından başka çalışmalara da ön ayak olacak, kaynaklık teşkil edecek niteliktedir. Çizgi filmden sinemaya kadar edebiyatın ve sanatın birçok türünde ürünler ortaya koyarak Yunus Emre’nin özgün düşüncesi, çok rahat biçimde kitlelere aktarılabilir. Önemli olan vizyoner bir bakışa sahip olmak yani basiret sahibi olmaktır.

Son olarak Sayın Muaz Ergü Bey, böyle ayrıntılı ve kapsamlı bir röportajla sayfalarınızda bana da yer verdiğiniz için çok çok teşekkür ederim.

Sizin aracılığınızla kitabın çalışıldığı zamanlarda destek ve ilgisini esirgemeyenlere, basımı sonrasında ve tanıtımı sırasında erişilen ve kitaba ilgi gösteren yaklaşık iki milyonluk seçkin okura, yazara, araştırmacıya bir kez de buradan teşekkür ederim.

Biz teşekkür ederiz.

Yusuf YILDIRIM

    • 1969 Karaman doğumlu.
    • Karaman İmam-Hatip Lisesi (1990), İstanbul Üniversitesi Arşivcilik Bölümü (1995) ve Anadolu Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü (2015) mezunu.
    • 1998 yılında Millî Eğitim Bakanlığında öğretmen olarak göreve başladı. Dedesi Aşık Mehmet Ali Koçer’den dinlediği şiirlerle ve tarihi hikayelerle büyüdü.
    • 16 yaşında şiirle başladığı yazı hayatı sonraki yıllarda hikâye ve günlükle devam etti.
    • Yunus Emre araştırmalarına ve Osmanlı Türkçesi öğrenmeye lise yıllarında (1986) başlamıştır. 
    • İlk öyküsünü lise yıllarında (1987) yazmıştır. 1995 yılında mezuniyet tezi olarak Matbah-ı Âmire’yi hazırladı.
    • İntel Öğrenci Kursu Formatörü olarak proje tabanlı ve etkin öğrenme yöntemleriyle kurslar (2007-2012) düzenledi.
    • Karaman’da Bakış (2008) ve İmaret dergisini (2009-2019) bir grup arkadaşı ile çıkardı.
    • Karaman Belediyesi Türkçe (Uluslararası Türkçe Bilim) Merkezini kurdu ve yönetti (2010-2014).
    • 2012’de Yunus Emre Divanı Karaman Nüshası’nın Milli Kütüphaneden mikrofilmini getirtti.
    • Yazı, haber, sunum, röportaj ve kitap yayınıyla Karaman’da ve Türkiye’de eserin geniş çaplı tanınmasını sağladı, eser hakkında farkındalık yarattı.
    • Karaman Şehir Mezarlığı’ndaki 1100 tarihi mezar taşının çevirisini ve kataloglamasını yaparak şehir mezarlığı otomasyonuna (2013) katkı verdi.
    • Karaman Milli Eğitim Müdürlüğü Stratejik Planlama Yöneticiliği ve TKY Koordinatörlüğü ve PİSA Koordinatörlüğü görevlerini (2013-2016) yürüttü.
    • leylek baba dergisinin (2017-2020) editörlüğünü yaptı. Şehir dergisi KARTAP yayın kurulunda (2022) bulundu.
    • Yunus Emre, Karaman, mezar taşı, kitabe, gezi, tarih, edebiyat, sanat tarihi, sinema-dizi başta olmak üzere birçok kültürel alanda yayınlanmış bildiri, kitap bölümü, makale, röportaj ve köşe yazısı vardır. Yunus Emre, mezar taşı ve Karaman tarihi konularında konferanslar vermektedir.
    • Yunus Emre, Belgeler Bilgiler (2012), Risâletü’n-Nushiyye ve Divân-ı Yunus Emre Karaman Nüshası Çeviri Tıpkı Basım (2014), Talat Duru Armağanı (2016), Karaman Milli Bankası (2017), Risâletü’n-Nushiyye ve Divân-ı Yunus Emre Karaman Nüshası (2017), Karaman 150 Yıl Öncesine Bir Bakış (2018), Yunus’tan Günümüze Karamanlı Şairler Seçkisi (2019), Yunus Emre’nin Karaman’daki Kültürel Mirası (2021), Yunus Emre Gezi Rehberi (2022) yayınlanmış; Karaman Mezar Taşları yayına hazır kitaplarıdır.

www.researchgate.net/profile/Yusuf-Yildirim-17
istanbul.academia.edu/yusufyildirim
twitter.com/yildirimyusuf

2 Comments

  1. Muzo Reply

    Kisi olarak Yunus Emre yi anlamamiza yardimci olacak boyke bir yaklasimla yapilan calismalar merak uyandirici.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir