Anam Zobayı Yahıcı da Acık Köz İstedi

Kış günü, sobayı mümkün olduğu kadar geç yakmak ve böylece odundan tasarruf etmek isteyen bir anne düşünün… Çocuklarının Üşüdük taman zobayı na zaman yahıcın gı?” sızlanmalarına daha dayanamaz ve zaten gayılı duran sobayı yani özene bezene odunları dizdiği, önlerine irice, daha önlerine de küçük ve kuru gamgaların (ağaçlardan elde edilen yontular) dizilmesiyle hazır hale getirdiği sobayı yakmak için harekete geçer. Harekete geçer de yakacak kibrit yoktur evde. Çok evde yoktur, o zamanlar. Savaş(lar) yorgunu ülkemizin kırklı yılların başında İkinci Dünya Savaşı’na ya girerse düşüncesiyle yapılan tahıl depolama sebebiyle oluşan kıtlıktan çıkalı çok olmamıştır; herkes darlığın, bulamamanın, yokluğun, yoksulluğun, olanı da çok çok tasarruf ederek kullanma zorunluluğunun hala etkisindedir. Kibrit çok evde ya olmazdı, ya birkaç çöp kalmış halde ‘belki gerek olur’ diye saklanır dururdu. Hele o zamanlar çakmak olarak rakipsizliğini sürdüren, özel ve güzel yapılmış benzinli, taşlı ‘muhtar çakmağı’ ise zengin evlerinde ve bir de ‘cuvara’ içen ‘heriflerin’ cebinde

olurdu. Bu durumda o anne ne yapabilirdi? Çoğu zaman yaptığı gibi hemen, saasıyı’  (yani ateş küreğini, faraşı) çocuğunun eline tutuşturduğu gibi, evin örtmesinden ‘deatleyip’ (dikkatle bakıp) dumanının tüttüğünü gördüğü bir tanıdık komşu evine ki tüten dumanın renginden sobanın daha yeni mi yakıldığı yok odunlarının artık tutuşmuş mu olduğu anlaşılırdı, tembihlerle gönderirdi:

‒ Anamın selâmı var de.. Icık ateş versin dedi, de.

Onlar da küreğe, harlanan sobalarından bir iki köz veya kösea (bir ucu yanmakta olan, köz olan odun veya parçası) koyup, gönderirlerdi. Çocuk da ateşi, dumanı tüte tüte, tüten dumandan gözleri yaşara yaşara getirir; kapıda bekleyen anasına verirdi. Anası da, gelen ateşi, maşanın da yardımıyla sobadaki gırıkların önüne, biraz da altlarına yerleştirirdi. Yerleştirir yerleştirmez de başlardı küçük gamgaları ve kırıkları tutuşturmak için üfürmeye.. Üfür babam üfür… Bazen kısa zamanda odunlar yanmaya başlar ve odanın içine dolan tatlı bir sıcaklık ile herkes iliklerineaçir ısınmaya başlardı. Bazen de dakikalarca üfürmeye, rağmen yanmaz, hatta tamamen sönerdi… Ya odunlar, tutuşan kırıkların gücünün yetmeyeceği kadar yaştır ya da kırıklar az olduğu için odunlar tutuşmaya fırsat bulamadan yanıp bitmiştir. O zaman, çocukların ümidi kırılırken annenin sinirleri gerilir… Ateşe mağlup olmanın verdiği üzüntü, yakamamış olmanın verdiği mahzunluk, tekrar köz istemek zorunda kalmanın verdiği eymenme (ezilme, utanıp sıkılma) içinde bir şeytan düğünü gibi döner durur odada. Yüreğinde kopmakta olan fırtınanın şiddetiyle yüzü gözü renkten renge girer… Ama anneydi ve çocuklarının ısınması gerekiyordu. Hemen, tekrar, ama eğer hava kararmaya başlamışsa, bu sefer daha büyük çocuğunu, yine ateş istetmek üzere bir başka komşuya gönderirdi…

İşte böyle neler istenmezdi ki…

‒ Ebem ırahatsız oluk da anam, varsa ıcık nane versinler dedi.

‒ Helâya atılacak kül galmamış da aaşamki külüüzden varsa, ebem istedi de…

‒ Bizim sütümüz bitmiş, çocuk ağlayıp duruyormuş; varsa anam bir bardak versinler dedi.

(Elindeki boş kibrit kutusunu göstererek) Kirpitimiz bitik elleham, babam iki çöp gosunlar da versinler dedi.

‒ Anam ıcık turşu istedi.

Bazen bu tür istekler küçük sohbetlere de (aslında sorgulama) sebep olurdu. İstenilen ev sahibi, küçük küreği/ faraşı, kendisiyle beraber kapıya çıkan kızına uzatarak; ‘Şuna ıcık köz goy da getir’ dedikten sonra sondaj başlardı:

‒ Anan ne bişirdi boön?‒ Pilov bişirdiydi; kömbe pilovu..

‒ Dün aaşama doğru eviizden bir cangama gopduydu… Noolduydu la?

‒ Heç. Ebeminen anam…‒ Eben ne dedi ki?

‒ Heç… Anam lambanın camını silerken onun dülbendini kullanık heral; ebem görünce elinden çekdiydi.. Çekince de lamba camı yere düşüp gırıldıydı da ondan…

‒ Baban gelince öökelenmedi elleham?

‒ Yook. İkisi de suçlu ya birbirini şikaat etmeyince…

Az sonra gelen ateş dolu küreği alıp hızla tutardı evin yolunu…

İstemelere devam edelim. Hemen herkes, küçükken bunlardan birisi belki de birçoğu için komşuya ‘yumuşa’ gönderilmiştir.

‒ Anam damızlık yoğurt…  dedi.

‒ Açık ekmeaniz varsa anam iki tane istedi.

‒ Anam tuz istedi.. Anam biber istedi.. Anam iki diş samırsak istedi.. Aşşaaya (alt kata, ahıra) enicik de, anam idarenizi istedi… Anam çam (çıra) istedi.. Anam, oklaa.. Anam, ekmek tahtası.. Anam, evraaç.. Anam güccük tencereazi.. Anam varsa bir sabın kirtii…

Babam, gar küreanizi.. Babam, su getiriciymiş de çangalıızı.. Babam, malaazı,  Babam, geçgereanizi.. Babam, eşşeanizi..

Dedem, searme (seğirme) kitabıızı, Ebem peçiciizi..

Abim, Hatçe ablanın geçen seneki Yurttaşlık kitabını istedi.

Komşu komşunun külüne muhtaçtır” der atalar, buna rağmen komşular, bir şeye dikkat ederlerdi. Böyle her şeyi istemeye bir şey demez, birbirlerinden esirgemezlerdi; ancak, muhtaç olmadığı bilinen birinin sık sık istemesi, onları üzer, sanki aptal yerine konulmuş gibi hissedip kendilerini, birbirlerine fitlerler, hep birlikte tavır konmasını sağlarlardı:

‒ Aman anam, geçen gendinin herifinin çivit aldıını bizimki görmüş. Varmış; amma bu hatın yok gimi gene iki de bir isteyip duruyor gı!..

Böyle var olduğu halde isteyenlere vermek istemeyen ev sahipleri, yumuşa gelene ille bir mazeret uydururdu:

‒ Galmayık..

‒ Ötean anam, babama al demiş amma o da unuduk..

‒ Izıcık galmış da o da bize gereamiş…

İhtiyacı olana ise yok, yoktu…
Bir fıkra ile bitirelim:

Mahalleden annenin biri aklı bir karış havada kızını yumuşa gönderir. Gönderirken de tembih eder:

‒ Hadi gızım, Meyrem bacıgile get, yarım ağız, beş tane yımırta isde.

‒ Eh…

Der ve koşarak Meryem bacılara varır. Ev iki katlıdır. Aşağıdan kapıya vurur. Meryem bacı, az sonra kapının üstündeki kim geldi penceresinden bakar. Geleni tanır ve sorar:

‒ Ne diyon Iraz?

Iraz, hemen sağ elinin parmakları ile iki dudağının da yarısını sıkı sıkıya tutarak kapatır ve cevap verir:

‒ Meyrem bacı, Tavıımız gürk oldu da anam varsa öncüt yımırta istediydi, beş tane…

Meryem Bacı Iraz’ın ağzının yarısını kapattığına şaşırmış halde sorar:

‒ Gız niye aazıyın yarıcıını gapatıp da gonuşuyonki?

Iraz, elini çekerek cevap verir:

‒ Anam, Meyrem bacıya ‘aşşadan, yarım ağız de de gel’ dediydi de…

‒ !?Arif BİLGİN

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir