Ankara’ya Geldikten Sonra…

Ankara’ya gelirken muhakkak zaman bulup üstadı ziyaret ederim diye düşünmüştüm. Gürcü misafirlerimizi bu sabah yolcu ettikten sonra üstadın kapısını çaldık. Elimizde ufak bir kutu lokum vardı. Şark usulü ucuz ama gösterişli bir hediye seçmiştik. Allah’tan üstat, Garp medeniyetine intibak edeli çok olmuş. Ufak kutu lokum sorun çıkarmadı ve tatlı dille, güleryüzle karşılandık. İlk defa görüşmemize rağmen kırk yıllık ahbap gibi sarılıp hasret giderdik. Ben üstadı sosyal medyadan tanıyıp berrak dimağından sudur eden steril yazılarını şevkle, zevkle okumuştum. Bu kez hançer kalemin sahibiyle yüz yüzeydik. Devr-i cedit muharririni yakından görüp mülâki olmak unutulmaz bir hatıra olarak hafızamıza celi harflerle nakşolacaktır. Hatta oldu bile.

Mülakat esnasında taze demlendiğini zanneden çaylar geldi. Cimri malı geleneksel ufak bardaklarda sunulan çaylardan yudumlayıp muhabbete daldık. İlk çayda, üstadın son zamanlarda Garp seferleri neticesinde elde ettiği tecrübelerden de yararlanıp Garbı muterakki kılan âmilllerin röntgenini çektik. İkinci çayda da epikrizi hazırlayıp röntgenle beraber Şarkın email adresine gönderdik. Bundan sonrasını Şark’ın kendisi düşünsün. Biz terakkiperver zümre olarak vazifemizi bihakkın icra etmiş olmakla müftehir ve bahtiyarız.

Çayları üstat da beğenmemiş olmalı ki “öğlen oldu, yemek yiyelim” dedi. Çaylar lokum yanında çok mahçup oldular tabii. Ben de Şarklıya mahsus yalancı bir içtinapla “siz yemek yeyin, ben de bir çorba içerim” dedim. E tabii karşındaki ârif bir ehl-i dil… Ankara’nın namdar bir lokantasına gittik. Üstat “yemeklere bak da ne yiyeceğine karar ver” dedi. Yemekleri görünce bir anda nasıl olduysa (hâlâ anlamaya çalışıyorum) acıkıverdim. En yağlısından bir yemek seçtim. Gönül rahatlığıyla yedim. Nasıl olsa “e hani sadece bir çorba içecektiniz” iması duyulmayacak, nurani çehrede ifadesi dahi belirmeyecekti.

Yemeğin üzerine tatlı teklifi gelince itiraz ettim bu kez. Üstat, “noterin ikramını ye, yetimin hakkını yeme” deyince korktum gayriihtiyari. İki seçenekten birini seçmek zorunda hissettim. Tabii ki tatlıyı seçtim ama keşke yarım isteseydim. Şarklı işte. Midesi doysa gözü doymaz. Şimdi ağır bir mide ve doyumsuz bir nefisle Esenboğa havaalanında uyukluyorum. Birazdan uçağa binip uyurum herhalde.

Hoşça kal Ankara.

Hoşça kal Kılçıklı Hikâyeler yazarı.

Biz meğer kalubeladan beri ahbapmışız.

* İstanbul havaalanlarından sonra Esenboğa çok Şarklı göründü gözüme. 😊

Mehdi GENCELİ

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir