Beyhan Özer: “Yazmak, Hayatla Kurduğum İlişkinin Farklı Bir Yerden Dokunuşu”

Yazmak sizin için ne ifade ediyor? Neden yazmak ister insan?

Yazmak, hayatla kurduğum ilişkinin farklı bir yerden dokunuşu. Rahatsız olduğum şeyleri değiştiren, kendi sorularımı özgürce yanıtlayabildiğim, tahammül edebildiğim pişmanlıklarım, acılarım, sevinçlerim, kederli dilim… Başkaları için konuşabildiğim, kalbimin biriktirdikleriyle teselli bulan bir ışık halesi sanki. Gizlenmeyen uysallık ve hikâyelerin içimdeki bazılarına dönüştüğü, yenilendiği bütünlük. Kalemle buluşan sözlerim kusur aramazken, bazen de kırılganlığımda ısrar ederken, biriyle konuşurcasına ruhumun dinlendiği köşe.

Neden yazmak ister insan? Yolunu bulmak, bulduğunu sindirmek, düşüncelerini ölümsüzleştirmek, kendinden bir hatıra bırakmak ister insan. Bilinmek, anlaşılmak ve hissedilen pek çok şeyi içinde barındırmak, bu gizem, içindeki başka güce inanan anlatı isteği bir nevi.

“Öyleyse Masumiyet” adlı öykü kitabınız Edebiyathaber’in digital platformu olan Kitapcumhuriyeti.net’de yayımlandı. Temizliğin, saflığın ya da masumiyetin insanların arasından çekilip gittiği zamanlarda yaşıyoruz. Hayat seli herkesi içine alarak hızla akıyor, hızla… Durmak, düşünmek, düşeni kaldırmak, düşe dalmak, düşte dolaşmak affedilemez suçlar olarak hepimizin önünde duruyor. Durursak, durana el uzatırsak düşeceğiz, mücadeleyi kaybedeceğiz. Bütün bunları düşünerek ve bu kadar  kötülük varsa masumiyeti yeniden bulmalıyız, masumlaşmalıyız mı diyorsunuz? Her şey kirleniyor; öyleyse masumiyet, inadına masumiyet mi? Neler söylersiniz?

Güvenmek, hayal kırıklıklarımızı cesaretle kollayıp sarmaladığında içimizdeki iyilikle buluşabildiğinde tebessüm yerleştirirken duyumsadıklarımıza ve katlanılır bir dünya kurabildiğimizde kendimize, evet inadına masumiyet. Muhatap kaldığımız onca şeyin içinden tahlil ettiklerimizdir bize kalan gerçekler. Pişmanlıklar, sırlar, anılar, rutubetli havalardır bazen dert edinilen her neyse. Her bir yaşamın kattıklarıyla tutunmaya çalıştığımız bilinmeyen yöne gidişlerdir aynı zamanda.

Görmediklerimiz, görmek istemediklerimiz, işimize gelmeyenleri bertaraf edip; itiraz ettiklerimizi anlatmaya çalışarak her şeye rağmen yedeğimizdeki umuda sarılmayı öğreniyoruz yaşanılanlardan. Kırılgan, yarım kalmış duyguların, hayat küskünlüklerinin üzerine bir kılıf geçirip yaşamın içindeki sıradanı keşfetmek belki de.  Öykülerimde, yoğunlukla dönüştürmeye çalıştığım ortak izlek; kişileri gerçek hayatın içinden seçip, onların yaşam biçimlerinde rafine saflığı yakalamak.

Kitabınızda 13 öykü var. Yalnızlıklar, yitirilişler, çelişkiler, kabullenişler, hesaplaşmalar, psikolojik altüst oluşlar, korkular, anlık mutluluklar… Öykülerinizde dile gelen insani haller. Bize öykü dünyanızdan bahseder misiniz?

Karakterlerin trajik yaşamlarına durum içinde tanık olmak, gözlemlediklerimin konular içine dahil olması, anlatmak istediğim meseleyi tanıdık kılıyor. Yaşadıklarıyla -işte benim- diyen birilerine ulaşmak, anlatabilmek meselem. Aynı şeyi duyumsamış insanların karşılaşmaları, suçluluk hisleri ve tam da savrulma hallerinin ortasına lirik bir dil bıraktığım öykü yolculuğum…

Bir anlamda beni rahatsız eden şeyleri cümlelerimle yansıtmak. Elbette hayatla kurduğum ilişkiyle resmettiğim içsel yolculuk hâkim. Karakterlerin pek çok diliyle dokunulan, duyulan, tadına bakılan ve yazdıklarımla anlamın tecrübe edilmesi, söz söylemenin yolu yordamı aynı zamanda.

Öykülerinizde çok fazla karakter, dış ortam, hareket yok, Aynı zamanda öykü kahramanları arasında diyaloglar da neredeyse yok. Ne söylersiniz bu hususta?

Mekânlar, durumlar içinde karakterlerin muhatap dilini bulmayı ve kahramanların hayat anlayışlarını, davranışları üzerinde sorgulatarak içsel betimlemeyi seçerek yazıyorum. Sessiz biriktirdikleri acılarını, mutluluklarını, sığ yanlarını, kısacası insani hallerini içsel konuşmayla yorumlamayı seviyorum. Anlık duygu yoğunluklarını karakterlerin düşünceleriyle göstermek, kalemimi rahatlatan bir tavır. Bazen ilk cümle bazen de bir bakış dönüştürmeye yönelik her bir ruh… Düşün ve hayal sınırlarının öze dokunan sesiyle dinlerken yazdıklarımı, bir şeylerin farkın varıyor, daha derinlere inmek istiyorum. Dilde tutuk olanı, tuhaflık hallerini, karanlığı, ümit edebilmeyi, hatırlamayı, merhameti vs. belli bir tondan duyurarak okura hissettirmek… İnanmak… Varoluşu sorgulayarak, merak ve içgörüyle yaklaşmak tüm şeylere.

Yazmak için özellikle belirlediğiniz vakitler, mekanlar var mı? Neler motive eder sizi yazma konusunda?

Daha güneş doğmamışken, sessiz  ve dingin saatleri tercih ediyorum. Bağımsız, yalnız bana ait bir zaman dilimi. Hatta aydınlanmamış havanın beni güne hazırlayan bekleyişini, sabır ve umudunu hayal ederek masama oturup yazmaya başlıyorum. Deniz ve yosun kokusu, yumuşak bir kalem, defterlerimin kapak renkleri dahi yazmaya iten, daha çok hissettiren küçük mutluluklarım. Yürüyüş sonrası yazıya aktarmak istediğim onca şeyi hevesle not almak. Bir “Kaptan”ın kızı olarak vapur yolculuğu yazma dürtümü destekleyen en güzel ritm.

Severek okuduğunuz, etkisi altında kaldığınız yazar ve kitaplardan bahsedebilir misiniz?

“Tutkularımız; ya birer kusur ya da erdemin daha şiddetli halleridir” demiş, Goethe.

Okumak bir tutku benim için. Yazmak için okumaksa bir arayış, aydınlanma ve hiç bitmeyen bir yolculuk.

Elbette bilinçli okuma yolculuğumda etkisi altına girdiğim, yazmama ve doğru okumalarıma katkısı çok büyük olan, yıllardır ısrarla hiç bıkmadan okuduğum ve kendisinden çok şeyi öğrenmeye çalıştığım değerli edebiyat eleştirmeni, akademisyen ve yazar Feridun Andaç’a minnet borçluyum. Öyküleri-Romanları kütüphanemin en nadir kitaplarıdır.

Severek okuduğum kitaplardan bazılarını da paylaşmak isterim:

Tezer Özlü- Yaşamın Ucuna yolculuk

Ayfer Tunç- Ömür Diyorlar Buna

Füruzan- Parasız Yatılı

Ferid Edgü- Hakkari’de Bir Mevsim

Demir Özlü-Beyoğlu’nda Bir Öğle Vakti

Samuel Beckett- (Üçleme) Molly, Malone Ölüyor, Adlandırılamayan

Gabriel Garcia  Marouez- Yüzyıllık Yalnızlık

Milan Kundera-Kimlik

Joyce Carol Qates- Bir Yazarın İnancı

Son olarak ne söylersiniz?

İnsana dair gerçek duyguları kalemle buluşturmayı ve okudukça daha nitelikli yazmayı, öğrenmeyi ve yazdıkça paylaşmayı uzun yıllar sürdürmek niyetindeyim. Yeni bir yıla girmeye çok az bir zaman kaldı. Dilerim sağlık ve barış içinde; sanatla, edebiyatla ve elbette masumiyeti kalbimize yerleştirerek yaşayalım şu kısacık ömrümüzü.

Teşekkür ederim.

Biz teşekkür ederiz Beyhan Hanım.

Muaz ERGÜ

Beyhan ÖZER

    • 1970 İstanbul doğumlu.
    • İş hayatına özel bir havayolları şirketinde (VIP) Yer Hostesliği ile başladı.
    • Ardından uçaklarda 7 yıl Kabin Memuru (Uçuş Hostesliği) olarak çalıştı.
    • Bir süre sonra Uçak İçi Reklam Ajansı’nda Pazarlama Direktörlüğü görevini üstlendi.
    • Yazar, edebiyat eleştirmeni ve akademisyen Feridun Andaç ile yaratıcı yazarlık kurslarına katıldı.
    • Öyküleri, Edebiyat Haber, Oggito, Korsan Edebiyat, dibace.net ve Kil-tablet’te yayımlandı.
    • Öyleyse Masumiyet, yazarın ilk kitabı.

One Comment

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir