Bir Entelektüel İki Hayat: Devrimden Önce ve Sonra Yönetmen Mahmelbaf

 

“Eğer sinema hayatı yansıtıyorsa, orada herkese yer vardır.”
Selam Sinema

 

Kariyerinin başında Mahmelbaf, gençliğinden beri devam ettirdiği devrimci bir Müslüman aktivist kimliğindedir. Henüz 1972 yılında 15 yaşında iken küçük çaplı ama kararlı, kendi şehir gerilla örgütünü kurmuştur. 1974 yılına gelindiğinde Müslüman devrimci aktivist kimliğiyle öyle bütünleşmiştir ki Pehlevi rejimiyle savaşmak için bizzat silaha sarılmıştır. Bir polis memuruna yönelik başarısız bir saldırı sonucunda tutuklanan yönetmen, Ağustos 1974 yılında hapse atılır, reşit olmadığı için idam cezası almaktan kurtulmuştur ancak 1978 yılına değin hapiste kalır. Bu yıllar onda travmatik etkiler bırakmıştır. Bir yüksek okuldan mezun olup koleje yazılabileceği en verimli ve en hayati önemdeki dört yılını politik mahkumlarla birlikte geçirdiği için daha da bilenmiş Müslüman bir devrimci olarak çıkar ve 1979 İran devriminin ateşli bir taraftarı olur. 1981 yılında sinema kariyeri başlayana değin tüm benliğiyle İslam devrimine ve ideallerine hizmet eder. 1981 yılında sinema kariyerine başladığı sırada Mahmelbaf, yaratıcı fikirlerini devrimin hizmetine sokmak gibi kusursuz bir ülküye sahip bir ideologdur. İlk dönem sinema faaliyetlerinde tamamıyla iktidara gelmesinde emek vermiş olduğu teokrasinin metafizik temellerini güçlendirme gayesindedir. Mahmelbaf’ın sanata yönelimi İslam devrimine ideolojik adanmışlığının tabii bir sürekliliği olarak değerlendirilebilir. Mahmelbaf, tüm benliğiyle devrim öncesi sanatı genel olarak mahkûm etmektedir. Hedefinde halk huzurunda yargılanması talebinde bulunduğu laik sanatçı ve film yapımcıları yer almıştır. Öfke doludur ve sanat, felsefe veya popüler Müslüman şahsiyetlerin en basit vaazlarının ve hapiste okuma fırsatı bulduklarının ötesinde İslam öğretisi hususlarında dahi derin bir bilgisi yoktur. Böylece Mahmelbaf’ın sinema kariyeri devrimci ideallerle bir dinsel saplantı bağlamında başlar. Devrimden sonraki süreçte özellikle 1980-1988 İran-Irak savaşı sonrası Mahmelbaf’ın devrime ve düşüncelerine karşı bir özeleştiri getirdiğini ve duruşunun değiştiğini görmekteyiz. Bunu da ortaya koyduğu edebi ürünlerle ve sinema yapıtlarıyla görebiliriz. Bunlardan belki de en önemlisi kendi otobiyografisini ortaya koyduğu filmi (نون و گلدون)‎, “Nūn o goldūn-Ekmek ve Çiçek”tir.

Yönetmenin, İran’da seyredilmesi için çektiğini söylediği filmi (نون و گلدون)‎, “-Ekmek ve Çiçek” ülkede siyasi boyutlu eleştirel bir film olarak tanınmasından ziyade Mahmelbaf’ın kendi iç dünyasında yaşadığı dönüşümü ve geçmişiyle hesaplaşmasını beyazperdeye yansıtması bakımından da önemlidir. Filmde kadınların sosyal ve kültürel durumlarına işaret eden sahnelere de yer verilmiştir. Filmlerinde kadınlarla ilgili problemlere her zaman göndermede bulunan yönetmen, İran’daki kadına karşı sorunlu davranışın kaynağını gündelik siyasetten ziyade geleneklerde aramak gerektiğini düşünüyor. Yönetmene göre patriarkal düzen her şeyden önce İranlı kadının kültürel inancında kökleşerek içselleşiyor.

1995 yılında çektiği filmin konusu, devrimden önceki genç militan Mahmelbaf’ın hesaplaşmasıdır. İki yıl boyunca gösterime giremeyen film, 1997 yılında yapılan seçimlerin getirdiği siyasi şartlarda gösterim imkânı bulmuştur. Devrimden önce çatışmaya girmiş olan iki kişinin, Şah rejiminin polisiyle, bu polisi bıçakla yaralayarak hapse düşen devrimci militan Mahmelbaf’ın yıllar sonra bir film çekimi için bir araya gelişini konu alıyor. Bu filmde Mahmelbaf ve polis, yirmi yıl önceki hadiseleri bugünkü bulundukları noktadan yeni baştan yaşamaktadırlar. Birlikte kendi gençliklerini oynayacak oyuncuları seçerek, onlara kendi gençlik dönemlerini anlatmaya başlarlar. Film boyunca hayalle gerçek iç içe geçiyor. Devrimden önce Mahmelbaf, okumaya düşkün, kendini insanlığın kurtuluşuna adamış bir şahsiyet olarak karşımıza çıkar. Rejimin aleyhinde hareket eder ve bu sırada kendisine fikren yakın bulduğu teyzesinin kızına âşıktır. Duyguları karşılıklıdır ve kitap alışverişlerinde bu durum seyirciye de aktarılır. Ancak genç Mahmelbaf’ın idealleri ilişkilerinin çok üstündedir ve geri planda kalır. Bu sırada bir banka soygununda kullanmak üzere mahalle polisinin silahını almak için teyzesinin kızından yardım ister. Teyzesinin kızı “Polis bey, saat kaç?” diye kendisini meşgul ederken, Mahmelbaf zor kullanmadan silahı alabilecektir. Eğer bu plan başarılı olmazsa elindeki yufka ekmeğinin altında gizlediği çakıyı kullanacaktır. Bu sahneyi birçok kez prova ederler. Öyle ki, Mahmelbaf’ın farkında olmayan polis, kendisine ilgi duyan genç kızın saati bahane ederek yanına geldiğini sanmaya başlamıştır.

Kutsal hedefe ulaşmak için silahlı eylemlerin normal karşılandığı o dönemde, toplumda özellikle öğrenciler arasında devrimci militanların fedakarlıkları ve eylemleri destanlaştırılarak anlatılmaktadır. Bu gençler, dünyadaki eşitsizliği ve baskıyı ortadan kaldırmak amacıyla silahlı mücadeleyi kaçınılmaz bir yöntem olarak görmüştür. Fakat orta yaşlı Mahmelbaf, filminde artık dünyayı gençliğindeki gibi görmüyordur. Devrimci şiddete ümit bağlayan gencin tersine, bir zamanlar yaraladığı polisle iş birliği yaparak, onun bakış açısıyla da geçmişi filme çekmektedir. Bu kez yönetmenin görüşünde polis, Şah’ın rejiminin adamı değil, hasbelkader bu işte çalışan bir insandır. Bir bakıma kurtarmayı tasarladığı insanlığın bir sayfasıdır.

Ekmek ve Çiçek, kültürlü, inançlı ve devrimci duyarlılığa ve dahi mes’uliyet duygusuna sahip bireylerin düşüncelerindeki gelişmeye işaret etmektedir. Orta yaşlı Mahmelbaf, gençlerin toplumsal sorunlarla ilgilenmesini ama bu sorunları barış ve dostluk yoluyla çözüme kavuşturmasını istiyor.

Emel AKBAŞ

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir