Bosna Günleri-III: Neretva Günleri

Yine yağmurlu bir güne uyanıyoruz. Kahvaltıyı Konjic’te yapalım diyor İmran. Konjic yolumuzun üzeri. Bol dolambaçlı yollardan Mostar’a doğru ilerliyoruz. Saraybosna Mostar arası yüz yirmi, yüz otuz kilometre ancak üç saatten önce varmanız mümkün değil. Bir yanda bir yılan gibi kıvrılan yol başınızı döndürmekte, bir yandan da pastoral bir tablonun mücessem şekli olan tabiat güzelliği.

Serapa bir yeşilliğin ve dik yamaçların arasında batıya doğru ilerliyoruz. Sağlı sollu dağ yamaçlarına kurulmuş küçük yerleşimler. İstediğiniz hızda yol alamadığınıza seviniyorsunuz. ‘İyi ki ağır aksak ilerliyoruz da bu mükemmel doğayı, bu kartpostallık manzaraları seyretme imkanı da buluyoruz’ diyesi geliyor insanın.

Konjic, Mostar yolu üzerinde ve Neretva Nehrinin kenarında kurulmuş bir şehir. Nehrin her iki tarafında da yerleşim mevcut. Tarihi yerleşim ile modern şehirleşme iç içe. Nehrin kenarında bir yere yanaşıp duruyoruz. Tarihi Konjic köprüsünden karşıya geçmeden buradan geçecek değiliz. Bir de ertelediğimiz kahvaltı işimiz var. Buranın Begova çorbası meşhur diyor İmran. Çorba ile kahvaltı yapmayalı epey bir zaman olmuştur. Çaysız kahvaltı seçeneği pek içime sinmese de rehberimizin rehberliğine itiraz etmiyoruz ve iyi ki de etmiyoruz.

Konjic Köprüsü, Bosna-Hersek’teki diğer meşhur köprüler gibi Osmanlı eseri. IV. Mehmet’in saltanatı döneminde yapılan bu köprü altı kemerden oluşmakta olup seksen küsur metre uzunlukta. İkinci dünya savaşı zamanında ağır tahribata uğradığı söylenen köprü daha sonra kabaca restore edilmiş  ancak köprünün asıl restorasyonu TİKA tarafından yapılarak tarihi ve mükemmel varlığı tescil edilmiş, şehrin en güzel kültürel ve turistik varlıklarından biri haline getirilmiştir.

Bosna-Hersek’in Adriyatik’e doğru uzayan bu güzergâhında Hırvat nüfus varlığı da gittikçe artmakta. İç savaş sırasında Mostar kadar olmasa da Konjic’in de nasibini aldığını söylemek mümkün.  Zaten o cehennem ateşinden nasibini almayan yerleşim yeri de yok gibi buralarda. Adı üzerinde iç savaş, evin içinde olan düşmanca ve yaralayıcı bir uzun süreç. Evet  bu coğrafyada bir iç savaş yaşandı ve geriye unutulması güç trajediler ve onarılması zor travmalar bıraktı.

Köprüden karşı tarafa baktığımızda yıkık bir minare orta yerde durmaktadır. Geçmişin kirli tarihinden karanlık bir sayfa. Özellikle onarılmamış. Bu yıkık minarenin yüz metre ötesinde bir kilise görüş alanınıza giriyor. Sapasağlam ve ayakta. O iki mabet yüzyıllarca bir arada yan yana durabildi ancak bir cinnet anında birileri onlardan birini ortadan kaldırmak için vahşice ve var gücüyle saldırdı. Ama Müslümanlar ‘siz bizim öğretmenlerimiz olamazsınız, bizim mabetlerimizi yıksanız da biz sizin mabetlerinizi yıkmayacağız. Çünkü inanıyoruz ki size benzediğimiz anda asıl kaybedenler bizler olacağız’ diye düşünüp inanarak savaşın da bir hukukunun olduğunu dost düşman herkese gösterdi yıllarca.

Konjic’den sonra zaman zaman biraz uzaklaşsanız da her defasında Neretva’ya yöneliyor, onun takip ettiği güzergâhtan ilerliyorsunuz. Nehir ilerliyor, siz takip ediyorsunuz. O kaçıyor siz kovalıyorsunuz. Hani kovalanmayacak bir güzellik  de değil Neretva. Yeşilin koyu tonu, yüksek dağlar arasında dönenen bir zümrüt kemer gibi aklını başından almakta insanın. Bu mükemmel doğanın beton yapılaşmalarla bozulmadığına seviniyorsunuz.

Yol kıvrıla kıvrıla ilerliyor. Yer yer nehrin yeşilliğinde ve tabiatın güzelliğinde durup soluklanabilmek için küçük cepler oluşturulmuş. Bu küçük mola yerlerinden bir iki tanesinde mola verip anın ve mekanın güzelliğine selam duruyoruz. Tertemiz ve sert havasını ciğerlerimize dolduruyoruz. Ancak çevre koruma çabasının yetersizliği üzüyor insanı. İnsanların bu mükemmelliğe bu kötülüğü nasıl yapabildiklerine şaşırıyor insan. Bu küçük ceplerde her taraf kağıt, plastik ve şişe atıklarıyla dolu. Demek insanı büyüleyen bu güzellik kimilerini de başka şekilde büyülemekte.

Neretva aklımızı başımızdan alıp bizi Mostar’a götürmek istiyor ama biz şimdilik kıyısından geçeceğiz Mostar’ın. Dönüşte uğrayacağız. Sağ yanımızda Mostar, batıya doğru devam ediyoruz. Poçitelli’ye (Poçitelj) uğrayacak sonra Blagay, sonunda Mostar’a uğrama niyetindeyiz. Poçitelli Mostar arası çok uzak değil. Bu güzergah Bosna-Hersek’in Adriyatik kıyılarına uzanan kolu. Hırvatistan sınırına da yakın. Kaçak göçmenlerin buralarda dağda bayırda bırakılıp Hırvatistan tarafına geçmeleri bekleniyor bu işlerle uğraşanlarca. Yol iz bilmez bir şekilde dağda bayırda yaya olarak giden bu insanların çok azı hedeflerine ve hayallerine ulaşıyor. Çoğu yakalanıp geri gönderiliyorlar veya çaresiz kalıp kendileri gerisin geri dönüyorlar.

Poçitelli  küçük bir tarihi kent. ‘Türk köyü’ de deniliyor buraya.  Dubrovnik’e yakın. Osmanlı’nın sınır karakolu görevini ifa etmiş bir nevi uzun süre. Şimdi çok az sayıda yerleşimin olduğu Poçitelli’nin taş duvarlı tarihi binaları geçmişin ihtişamını bu güne taşımakta üzerine düşeni yapmaktalar. Savaş sırasında Hırvatlarca çok tahribat görmesine rağmen savaş sonrası bu yaralar bir nebze sarılmaya  çalışılmış. Bosna-Hersek Devlet Federasyonu’nca daimi koruma programı kapsamına alınan Poçitelli’de özellikle kalede restorasyon ve onarım çalışmaları devam etmekteydi.  Dik ve dar ara sokaklardan yukarıya kaleye doğru tırmanıyoruz bir nevi. Asırlık meyve ağaçlarının özellikle de nar ağaçlarının dalları yola sarkmış, her taraf bağ-bahçe.

Kaleye çıkmak yoruyor insanı ama çıktıktan sonra yorulduğunuza değdiğini teslim ediyorsunuz. Kaleden dört bir tarafı gözün gördüğü çizgiye kadar görebiliyor, Neretva Nehri’nin aşağıda nazlanarak süzülüşünü seyrede biliyorsunuz. Blagay’dan  çıkan Buna Irmağı’nın da karışmasıyla daha bir güçlenen Neretva, Adriyatik’e doğru yol alıyor umarsızca. Kalenin içinde insanın gözünü korkutacak kadar dik ve dar bir taş merdiven burçlara doğru yükseliyor. Çocuklar çıkmak istemese de ben burçlara çıkıp etrafı en tepeden izlemek istiyorum. Ovanın yeşilliğine  ve nehre biraz daha yukarıdan  bakmak iyi gelir diye düşünüyorum. Yükseklik ve yücelik cezbeder insanı her daim.

Kalenin burçlarına çıktığınızda buranın zamanında neden bu kadar müstahkem kılındığını ve devrine göre stratejik önemini daha bir kavrıyorsunuz. Burası bütün bir mıntıkaya hakim sağlam bir gözlem noktası.

Çıkışı yorucu olsa da inişi kolay oluyor. Otantik yapısı muhafaza edilmiş taş döşeli yoldan inerken zamanda bir yolculuğa çıkıyorsunuz adeta. Bu dar sokaklardan bu ihtişamlı kapılardan nice pür silahlı ve zırhlı insan, soluk soluğa atlarıyla çıkıp indi. Nal sesleri yankılandı yüzyıllarca bu taşlarda. Şimdi yamacın başlangıç noktasında sağlı sollu birkaç ev var ve mahzun bir tarihi camii. Daha aşağıda, yolun hemen yanında turistler için bir iki kafe. ‘Bir değirmendir bu dünya’ neyi öğütüp un ufak eylememiş ki?

Poçitelli’den sonra Blagay Tekkesi’ne uğrayacağız. Ama köyden çıktıktan biraz sonra gelirken açık olan yolun kapalı olduğunu ve ancak iki saat sonra açılacağını öğreniyoruz. Yol kapama sebebi ise basit bir yol tamiratı. Giderken tek şeritte dönüşümlü bir geçiş sağlanıyordu. Sonra onu da kapatmışlar. Bizde olsa mutlaka bir servis yolu açılıp, ağır aksak da olsa bir çözüm  yolu bulunurdu. Ama biraz da turizm sezonunun kapanmasının ve fazla araç olmamasının da rahatlığıyla tamamen kapatmışlar yolu trafiğe. İki saatlik kayıp planımızı aksatsa da yapacak bir şey yok. Bekleyeceğiz mecburen. Gecikme Mostar’a akşam karanlığında gitmemiz sonucunu doğuracak ve bu arzulamadığımız bir şey olsa da köye geri dönüyor ve  açık kalmış bir iki kafeden birine  gidip oturmaktan ve yolun açılmasını beklemekten gayrı yapabileceğimiz bir şey yok.

Beklemeye bekliyoruz ama işin güzel tarafı söyledikleri saatte de yol açılıyor. Dakikliklerine şapka çıkarıp Blagay’a doğru yol alıyoruz. Yağmur ince ince yağmaya devam ediyor. Blagay’a vardığımızda vakit ikindi sonrası. Ya buradan hızlı bir tur ile biraz vakitlice Mostar’a gideceğiz ya da Blagay Tekkesini daha ayrıntılı gezip Mostar’a akşam karanlığında varacağız. Buraya kadar gelmişken ikinci seçenek daha makul geliyor bize.

Blagay Tekkesi, Buna Nehri’nin sıfır noktasında. Nehir dağın dibinden güçlü bir karstik pınardan çıkmakta zaten. Tekke, Mostar’a on beş kilometre uzaklıkta Blagay kasabasının üst tarafında tarihi bir Bektaşi tekkesi. Bütün bölümleriyle halen aktif olarak ayakta olan tekkenin girişinde “Hû” selamıyla karşılanırsınız. Günümüzde bile belirli zamanlarda zikir meclislerine  ve  çeşitli etkinliklere ev sahipliği yapmakta. Üç katlı ahşap bir binadan oluşan Blagay Tekkesinin içinde ibadet yerleri, mutfak, hamam ve derviş hücreleri tarihten taşıdığı manevi havayı bu güne taşımakta ve gelen ziyaretçilerine ilahî bir huzur bahşetmekte. Tekkenin güney tarafındaki pencereler, balkonlar nehre ve sanki yekpare bir taştan ibaret olan dağa bakmakta. Tekkenin bahçesinden birkaç basamakla nehre inilebilmekte. Tekkeyi ve bahçeyi gezerken, suyun kaynağından çıkışını izlerken kulağınızda çoğunlukla Türkçe konuşmalar ve anlatımlar çalınmakta. Ziyaretçilerin büyük bölümü Türkiye’den gelenler…

Blagay Tekkesi bu bölgenin yüzlerce yıllık bir manevi kalesi olmuştur adeta. Bölgede Müslümanlığın hızla yayılmasında  bu ve benzeri tekkelerin ve bu tekkelerde “Yaratılanı Yaradan’dan ötürü seven” dervişane bir yaşam biçiminin çok büyük etkisi olmuştur elbette. Bir bakıma Buna Nehri bölgenin maddi susuzluğuna, nehrin kaynağında inşa edilen Blagay Tekkesi de manevi susuzluğuna  derman olmuştur.  

Tekke girişine yakın bir yerden nehrin üzerinden karşıya geçmek için çelikten bir mütevazi köprü yapılmış. Daha aşağıda araç geçişleri için de bir köprü mevcut. Karşıya geçip bu mütevazi yapıyı  suyun öte tarafından da izlemek istiyoruz. Tek katlı tarihi mekanların arasından geçiyoruz. Her tarafta nar ağaçları. İri ve çatlamış narlar dallarından düşmüş, sahipsizlik içinde insanların geçtiği yollara saçılmış durumda. Karşı yakadan tekke bambaşka bir ihtişam içinde. Bir yandan tekkenin muhteşem ve mütevazi duruşu, bir yandan suya yansıyan ışıklandırma manzarayı unutulmaz kılmakta.

Akşam karanlığı koyulaşınca ayrılıyoruz tekkeden Mostar’a doğru. Şehrin içinde kısa bir tur atıp tarihi köprüye yakın bir yerde arabamızı park ediyoruz. Etraf sakinlemiş, köprü girişindeki çarşı boşalmış, dükkanların çoğu kapanmış vaziyette. Tarihi köprüden geçip yüz, yüz elli metre ileride Neretva’ya dökülen  bir  derenin üzerindeki küçük köprüyü ziyaret ediyoruz.

Bu küçük köprüye ‘Küçük Mostar’ da denilmektedir ve Mostar Köprüsünün bire bir maketi şeklinde inşa edilmiş. Mimarı da aynı kişi. Mimar Sinan’ın öğrencisi Mimar Hayrettin. Hatta söylentilere göre Mimar Hayrettin mimari tarihinde bir ilk olacak olan ve devrine göre ileri bir teknoloji ve mimari deha ürünü olan bu sivri kemerli zarif köprüyü yapmadan önce bu küçük köprüyü aynı mimari özellikte yapmış ve buradan aldığı başarılı sonuçla da bütün kuşkularını gidermiş bir vaziyette  meşhur köprünün (Stari Most-Mostar Köprüsü) yapımına başlamış.

Küçük Mostar köprüsünü gezdikten sonra tarihi köprüye dönüyoruz tekrar. Bu köprü asırlarca Mostar’ın doğusu ile batısı arasında, Müslümanlar ile Hırvatlar arasında bir bağ olmuş, onları bir araya getirmiş meşum tarihe ve saldırılara kadar. Yüzyıllarca hoşgörü ve kültürel çeşitliliğin sembolü gibi görülen  bu köprü bu bölgenin çok uluslu tarihi mirasının da abidevi bir nişanesi olmuştur.

Köprünün doğu tarafı daha çok Müslümanların, batı tarafı ise Hırvatların yoğun yaşayageldiği bir yer. Mostar Köprüsü,  dünyada eşi benzeri olmayan bir tarihi miras. Hava biraz soğuk ve vakit geç olmasına rağmen epeyce bir ziyaretçi var köprüde. Ama çeşitli görsel ve görüntülerden aklımızda kalan bu yüksek köprünün ortasından Neretva ‘ya atlayan çılgın yüzücüler yok.

Suyun kenarına kadar inen taş basamaklı yoldan, tarihi çarşının ve dükkanların arasından geçerek aşağıya, nehrin kıyısına doğru ilerliyoruz. Aşağıdan güçlü bir ışıklandırma ile ışıklandırılmış olan köprünün büyüleyici güzelliği  insanı mest ediyor. Gelip bu noktada köprüyü izleyen, görüntüleyen turist sayısı köprünün üzerindekilerden daha fazla ve uzak doğudan gelen turist sayısındaki artış hemencecik göze çarpmakta. Bunlar  arabayı park ettiğimiz yerdeki sıra sıra tur otobüsleriyle gelen kafileler. 

İç savaş sırasında önce Sırpların sonra ise Hırvatların şiddetli saldırıları ile tamamen yıkılan köprü savaş sonunda yeniden aslına uygun olarak inşa edilmiş. TİKA, UNESCO ve Dünya Bankası’nın destekleri ile 1997’de başlayan çalışmalar suyun dibindeki taşların büyük bölümünün tekrar çıkarılıp aslına uygun bir şekilde yerlerine yerleştirilmeleri  ile 2004 yılında yeniden açılmış. Bu açılış Bosna-Hersek topraklarında hoşgörü ve bir arada yaşama pratiğini ve kültürünü ortadan kaldırmak isteyenlere tarihi bir cevap olmuş aynı zamanda. Farklılıklarımızla birlikte bir arada yaşaya geldiğimiz gibi yaşaya gitmek zorundayız demek bu  bir anlamda. Unutulmamalıdır ki insanoğlu kaybettirdiği kadar kaybeder her daim. Mostar Köprüsü ve Mostar şehri bütün olarak 2005 yılından itibaren Dünya Kültür Mirası Listesine alınmış.

Köprüden ayrıldığımızda akşamın karanlığı koyulmuş vakit artık geceye doğru yol almaktaydı. Saraybosna’ya dönüş yoluna girdik. Sessiz sakin ama bol virajlı yoldan ve gecenin karanlığından güzelliğini ve yeşilliğini göremesek de Neretva’nın kıyısından suyu takip ederek ilerliyoruz. Saraybosna’ya epeyce geç bir vakitte varıyoruz. Yağmur çiseliyor ve soğuk bir gece karşılıyor bizi Sarajevo’ da…

Fadıl KARLIDAĞ

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir