Böyle Buyurdu Hukuk&Robinsonlar ve Cumalar

“Bir gün bir kitap okudum, hayatım değişti.”

Yıl 1992-1993. İstanbul’da Sahaflarda “bir kitap resmi” dikkatimi çekti. Bu Mustafa Everdi’ye ait “Böyle Buyurdu Hukuk” adlı bir kitaptı…

Acaba ne anlatıyordu? Hukukun “sorun” olduğu bir ülkede, kanuni emir ve buyrukların, bazı insanların ayrıcalıklarına göre düzenlendiğini, her zaman diğerlerinden ‘daha eşit’ olduklarını, ‘Robinsonların’ yaşadığı bir adaya sonradan gelen ‘Cumaların’ uymak zorunda bulunduğu bir takım kurallar olduğunu, Robinson’un, elde ettiği nimetleri başkalarına kaptırmamak ve korumak için de koyduğu kuralların, ‘adanın birlik ve bütünlüğü, huzur ve güvenliği için gerekli’ olduğunu söyleyeceğini ama gerçek niyetini gizleyeceğini anlatıyordu…

Bu durumda, Robinsonların hep haklarının olacağı fakat Cumaların yalnızca görevleri bulunduğu bir düzen kurulacağını, ifade ediyordu. Bize bir hukuk bilinci aşılamak üzere, Cumalara, vazifelerinin yanında “haklarının da olduğunu” ve bu “hakları talep etmek gerektiğini” söylüyordu…

Kitap içeriğinden dolayı, ‘güçlülerin buyurduğu hukuku’ rahatsız etmişti ve TCK 163 kapsamında soruşturma geçirmişti.

Kitabı satın alıp okuduğumda, doğrusu “eleştirel hukuk” adına 22 yaşlarında okuduğum ilk kitap oluyordu…

Kitap bana felsefi bir bakışla, bir sorunla karşılaştığımda “Neden?” diye soru sormayı öğretti. Faydacı bir insan ise hak hukuk gözetmeksizin “Nasıl yaparız?” derdinde oluyordu…

Ben bu kitaptan edindiğim hukuk duygusu ve hukuk kültürü ile hayat boyu “yargı makamında oturanları” kritiğe tabi tutacaktım…
Acaba bana imkân verilse, ben nasıl bir hukuk kurardım? Düşünceme göre , Robinson ve Cumaları aynı “hak yarışında” eşit kılmak, seçim gerektiğinde ise “liyakati tercih” etmek, esas amacım olurdu. Peki kader bana bu imkânı verir miydi? Hayat bir sınama yeri ise evet, devlet, hukuk düşüncemi ortaya koymak için ‘mesaisinden yararlanılamayacağı’ diyerek ret etmiş iken, hayatımdaki en büyük aşağılamaya rağmen, bir fırsat vermişti:

Hekimhan kıdemli savcısı (2012-2014) olarak, bu fırsatı yakalamıştım. Artık ‘Robinson’ olmuştum! ‘Cumalara’ nasıl davranacaktım? Onca felsefi görüşümü, hak ve adalet düşüncemi, makamda koruyacak/ortaya koyabilecek miydim?

İlk sınavı; “büyük odaya yerleşip-yerleşmeme” konusunda verdim. Ben Kuluncak’tan naklen atandığımdan Hekimhan‘a gelirken kıdemli savcı, “Sizin yeriniz Başsavcı odası imiş, Kurul’a sordum, siz 1997 yılında mesleğe başlamışsınız, sonradan bırakmış olsanız da kıdem hakkı sizdeymiş. Kuluncak’ta neden küçük odada kaldınız? Hemen yerimi boşaltıyorum” demişti. Ben ise “Hayır, sizin odayı boşaltmanız gereksizdir. Ben yine bir boş odaya geçmek isterim, küçük-büyük oda olması hiç fark etmez” demiş ancak ısrar ve ‘kurum kültürü’ gereği büyük bir odaya(!) yerleştirilmiştim. Öyleyse sorumluluk ve hizmet artık bana düşecekti: Önce Adliyedeki ihtiyaçları belirledim. Bir isteğim olacaksa, kendi kişisel isteklerim/tayinim için değil, “umumun/personelin/halkın ihtiyaçları” için Bakanlığa gidecektim. Hiçbir referansa gerek görmüyordum. Sorunları anlatacaktım. Bakanlıktaki ünvan tabelalarını takip ederek, yetkili ve sorumlu olabileceğini düşündüğüm bir Daire Başkanının odasına girdim. İhtiyaçları anlattım ve kendisinin bu makamlarda bunun için bulunduğunu söyledim. -Adliyemizde tavandan yağmur sızıyordu. Duruşma salonları halkı rahatsız edecek kadar bozuktu. Güvenlik zaafiyeti vardı. Fotoğrafları gösterdim.- derdim buydu. Daire Başkanı, selamsız sabahsız gelişime şaşırmıştı ama benim samimiyetimi anladı ve parça parça adliyemize ödenek göndermeyi kabul etti. Ben de söylediklerimin hepsini yaptırdım. Müteahhitle, Yazı İşleri Müdürünü muhatap kıldım. Kimse yanlış anlayışa kapılmamalıydı. Gelen ödeneklerle ortak alanları yaptırdım. Bu esnada kendi odama hiçbir şey istemeyecektim. En son tüm makam odalarına yeni florasan takılınca, müteahhit bana gelerek, “Başsavcım hiçbir şey istemiyorsunuz ama en azından odanızdaki eski tip ışık düzenini değiştireyim, bir tek sizin ki eski kaldı” dedi. Ben o zaman bütünlüğe uymak için “Sadece bu olabilir” diyerek değişime müsaade ettim. Zihnimde, “Ömer misali, devlet malına, hakkım dışında el sürmeyen bir insan olmak” vardı ve hata olursa da “Bu Ömer’in hatası” diyecek bir sorumluluk ve mertlik duygusu taşımak istiyordum. Huzurluydum… Zira önemli olan halkımız için bir şeyler yapmış olmaktı. Halkın temas halinde olduğu, Hakimlere ait duruşma yerlerini yeniletmiştim.

Bana düşen sadece kendi adli işlemlerimde doğru, dürüst, çalışkan ve başarılı bir meslek ifa etmekti. Nitekim o zamanlarda gelen Müffettiş, bana “Savcım sizin açığınızı buldum! Bir dosyada 5 gün işlemsiz bir evrakını yakaladım!” dedi Sonra da “Şaka bu! Dosyalarda adli evrakları o kadar hızlı çıkarmışsınız ki size takılmak istedim” dedi.

Mesleğe girerken haksızlığı önlemek için varolduğumuza olan inancım, adalet teşkilatında görmeye başladığım “büyük zihniyet sorunları” yüzünden üzüntüye dönüştü. Her gideceğim tayin yerinde ‘Başsavcı yada en kıdemli savcı’ olmak imkânı varken, 2014 yılında tayin isteği ile adalet sorunlarının kaynağına gitmek, oluşmuş adalet sorunlarını, küçük parçalara bölerek, düşünsel ve kültürel becerimle, yeni bir hukuk yapılanması ile değiştirmek istiyordum.

Her türlü haksızlığa meydan okuyarak, ünvansız/teorisyen/felsefeci bir Yargıtay tetkik hâkimi olmak, bana daha değerli geldi. Benim için güç, ünvanda değil, “hak üzere” bulunmakta idi. Ama gel gör ki güç ve ünvan sahiplerince, “eleştirel dilim” zamanla -daha iyi bir hukuku birlikte inşa etmek amacı taşımama rağmen- sorun oluşturmaya başladı ve bu sebeple Hâkimlik mesleğinden ayrıldım.(2017)

Sonuçta, değer yargılarımın daha Üniversite yıllarında, böyle oluşmasında, Mustafa Everdi beyin “Böyle Buyurdu Hukuk” kitabı, çok önemli bir başlangıç oluşturmuştu…

Orhan Pamuk’un dediği gibi “Bir gün bir kitap okudum ve bütün hayatım değişmişti!”

Düşünce dünyam, hukukun; bir sömürü, tahakküm biçimi veya güç unsuru olarak “kullanılmamasını” istiyordu…

Kazandığım hukuk bilinci, “hukuk yolumu” aydınlatmıştı ve her zaman aydınlatmaya da devam edecekti…

Metin KAZAN

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir