Cennette Son Gün

Ediger, Cochem ve Zell arasında yer alan bir köy. Ve komşu köy Eller ile birleşerek Ediger-Eller kasabasına dönüşmüş. İkisinin de ismi Keltçeden geliyor. Sahil boyunda ilerlerken göze batmayan bu küçük kasabada, romantizm ve tarih soluyarak yaşayabilirsiniz.

Nehrin bir yakasında Kröv ile diğer yakasında Traben-Trabach arasına çizgi koyarsak, Cochem’e kadar neredeyse tüm köyleri bu gezimizde ziyaret etmiş olduk. Calmont bölgesinde küçük bir kasaba olan Ediger-Eller’in yanından birkaç kez geçtik. Çünkü bazı yerlerden farklı olarak ana yolda (Uferstraße) araba sürerken orayı göremezsiniz; ortalıkta birkaç lokanta ve küçük dükkan ve gözden kaçırdığınız bir levha bulunur: “Tarihi şehir merkezi”.

Ve bu tür işaretler her zaman arkalarında saklı olan mekânları görmenizi sağlar. Park etmek sadece rıhtım boyunca mümkün. Ziyaretimizi Salı gününe ayarlamıştık. Araştırmalarımız sırasında öğrendiğimiz gibi, bu gerçekten doğru bir karardı. Dar sokaklarda – Belstein’ın aksine – neredeyse yalnızdık.

Ediger’in mazisi çok erken devirlere uzanıyor. İlk yerleşim alanı, adını borçlu olduğu Keltlerin inşa ettiği bir kalenin kalıntıları ile örtüşüyor. Romalılar daha önemli bir rol oynamışlar. Arkeolojik kazılarda bulunan mezarlar Romalıların yerini Frankların aldığını kanıtlıyor. Günümüz Mosel ağzında bu durum çok açık görülür, örneğin Mosel yöresinden gelen arkadaşlarım kendi aralarında ‘Plat’ olarak isimlendirilen ‘yöresel’ Almanca konuşurken ben anlamazdım.

Keltlerin ayin düzenledikleri bir nokta

Hatırlıyorum. Bir gün kendi evimde verdiğim bir davette birbirlerinden habersiz iki Alman arkadaşım Ulrike ile Arno’yu tanıştırdım. Aynı bölgenin çocukları oldukları ortaya çıkınca en az 1 saat aralarında kendi lehçeleri ile sohbet ettiler ve ben, tek kelime anlamadım. Bir bakıma ‘Kölş’ olarak bilinen Ren ağzını öğrenmek istemem bu olaya dayanır. Yerel dile hakim olmam sayesinde öğrenci iken oturma ve çalışma izni almam mümkün oldu, çünkü Alman memurların çok hoşuna gitmişti bu çabam.

Ediger(yerli halk ‘Eca’ şeklinde söylüyor), 14. yüzyıla dek köy olarak kaldı, ancak İmparator IV.Karl, Trier Başpiskoposu’nun talebi üzerine buraya kasaba statüsü tanıdı. Böylece genişlemesine ve etrafının surla çevrilmesine izin verildi. 16. ve 17. yüzyıl arasında döşenen kaldırım taşları ve yapılan ahşap evler bugünkü manzarayı şekillendiriyor. Geçen haftaki yazımda bahsetmiştim. Benim için Ediger, şirin manzarası ve saf romantizmi ile gönlümü çalan bir kasaba. Ama bu kararım kişisel olabilir, çünkü algıların ve zevklerin farklı olduğu ve zamanla değiştiği biliniyor.

Kasabanın etrafı; kayrak taşlardan inşa edilen ve ilk kez 1459’da adı geçen, kısmen iyi korunmuş yedi metreden yüksek surlar ile kaplı. St. Martin Kilisesi ilk günkü haliyle muhteşem duruyor. Surların hemen yanında 1540 yılında inşa edilmiş bir okul bulunuyor.

St. Martin Kilisesi’nin çarpıcı kulesi uzaktan edinilen ilk izlenim. Gotik tarzda inşa edilen 50 metre yüksekliğindeki kule zengin bir şekilde süslenmiş ve Hristiyan aleminde eşi benzeri yokmuş. Bu kilise kulesini bir nehir yolculuğunda uzaktan ilk gördüğümde, tasarımından, hatta önünde durduğumdan daha fazla etkilenmiştim. Araştırmalar, Romanesk bir kilise binasının 1097 gibi erken bir tarihte aynı yerde olduğunu gösteriyor. 1142 yılında yapılan St. Martin Kilisesi ise uzun yıllar tüm bölge halkına hizmet vermiş. 1363 yılında sonradan inşa edilen kilise kapısı, bir koridor ile surlara uyumlu şekilde bağlanmış.

Calmont Tepesi

Kasabadaki son durak Meinrad Şapeli(1666) idi. Küçük ama güzel bir şapel, ancak İsviçre’den Maria Einsiedeln Kilisesi örnek alınarak – taklit de diyebiliriz – yapılmış. İsviçre’nin Mosel’e küçük bir hediyesi olarak görülüyor.

Kısaca, attığımız her adımda geçmişin izlerin bulduk. Bu izler yaşanılan zaman ve mekâna eşsiz bir değer katıyordu. Özellikle 21.yüzyılın başında hayata geçirilen ‘Dinler Yolu’ kültürel zenginliği artırmış. Bu yol Calmont’a yapılan bir yürüyüşten daha ileri bir anlam taşıyor. En azından birinci sınıf bir deneyim. Calmont, Türkçeye “sıcak dağ” olarak çevrilebilir. 400 milyon yaşında, 400 metre yüksekliğinde ve 65 dereceye varan eğimi ile yeryüzünün en dik bağları mevcut.

Ortaçağ’da tüm soylu aileler Ediger- Eller’de üzüm bağları edinmek için birbirleriyle yarışırlarmış. Bağcılık günümüze dek toplum hayatındaki önemli rolünü korumuş. Bağcılar, çoğunlukla ısıyı depolayan arduvaz topraklara sahip dik yamaçlarda yaklaşık iki milyon asma (yaklaşık 200 hektar) yetiştirmektedir. Dünyanın en iyi beyaz şarap üzümü olarak tanınan Riesling bu yöreye özgü kabul ediliyor.

2020 Üzüm Güzeli Katrin

Almanya’da benzersiz bir yürüyüş yoluna sahip olan Calmont, gezginleri Mosel’in en güzel kıvrımlarından birinin nefes kesen manzarasıyla ödüllendirir. Zirvede rahat bir nefes alın ve el değmemiş doğada yeniden güç toplayın ve zihninizi arındırın. Bu, Ediger-Eller’de başka spor dallarından biriyle de mümkün olur. Kanu sürmek, bisiklete binmek, golf oynamak, balık tutmak, paraşütle yamaçtan atlamak, Nordic yürüyüşler düzenlemek gibi… Özetle burada hiçbir dilek karşılıksız kalmaz, çünkü Ediger-Eller, Mosel’de yalnızca geleneksel bir kasaba değildir. Ediger-Eller, vatandaşların ortak çıkarların peşinden koştuğu ve birlikte eğlendiği birçok dernek için bir çıkış noktasıdır. Bu topluluklar aynı zamanda lokomotif işlevi görüyor ve konuklar tarafından beğeniliyor. İşbirliği ve dayanışma, bir yıl boyunca Ediger-Eller’de gerçekleşen çok sayıda festivale ve kültürel etkinliğe zemin hazırlıyor.

Ev sahibemiz Monika

Yukarda iki köyün birleşerek kasabaya dönüştüğünden bahsettik. Komşu Bremm ve Neef köyleriyle birlikte Calmont Projesi hayata geçirilmiş. Hep birlikte Calmont yöresi olarak anılmak ve tanınmak istiyorlar.

Dünyaca ünlü Riesling cinsi üzüm çoğunlukla bu yörede, özellikle Ediger-Eller’de yetiştirilir, ancak dik yamaçlar yüzünden çok fazla el becerisi ve beden gücü gerektirmektedir. Calmont’u görünce Trier Üniversitesinde okumaya gelen kızların niçin güçlü, kuvvetli ve yapılı olduklarını anladım.

Calmont Üzüm Bağları

Arkadaşımız Tarık onlardan biriyle çıkmaya başlayınca okul yolunu şaşırdı ve aylarca derslere gelmez oldu. Merak edip sorduğumda Mosel güzelinin ‘ateşli bir kadın’ olduğunu ve eğitime zaman ayıramadığını söylemişti! Köln Teknik Üniversitesi’ne kaydını aldırdıktan ve kızdan ayrıldıktan sonra mezun olabildi ancak…

Ediger Rahibe Manastırı

Aşırı sıcağa rağmen Ediger-Eller’den Bremm’e doğru bizde yürüdük ama dağı tırmanmadık. Açıkçası talimsiz ve dağ ayakkabısız bir vaziyette iken ‘risk’ almak istemedik. Arabamızı Bremm’in yukarısında yer alan eski Roma Tapınağı yakınındaki yürüyüşçüler otoparkına bıraktık, ve böylece kendimizi bir yükten kurtardık! Otoparktan çıkan düz yol, bizi birkaç dakika sonra doğrudan zirvenin çapraz görüş noktasına götürdü. Burada, Mosel’in en ünlü nehir halkasının iğne gözü şeklindeki harikulade panoraması önümüze açıldı. Gözetleme noktasından, dörtlü denen manzaraya doğru biraz yürüdük. O noktada durunca; Mosel döngüsüne, Bremm kasabasına ve Calmont dağına tamamen farklı bir bakış açısına sahip oluyorsunuz ve karşı yakadaki Rahibe Manastırı kalıntılarını uzaktan görebiliyordunuz. Manastır önünden akan Mosel kıyısında yüzme imkanınız bulunmaktadır. Bu seyir noktasında manzaranın tadını çıkarmak artık size kalıyor. Macera arayanlar yolu uzatabilirler ancak bu güzergahın sadece deneyimli yürüyüşçüler için uygun olduğu ve baş dönmesinden ya da yükseklik korkusundan uzak kimseler olması, kendinden çok emin bulunması ve uyarılara kesinlikle uyulması gerektiği konusunda yol üzerinde sayısız uyarıcı tabela görebilirsiniz. Bu yolun isminin “Ölüm Korkusu” olduğunu ayrıca belirtmeliyim.

Eski Roma Tapınakları

Yine Calmont Dağı sırtında Romalılara ait Tapınak bulunuyor. 5. yüzyılın başlarında yapılmış manastır kalıntıları hâlâ duruyor. Keltlerin ayin yaptığı noktalar yeniden düzenlenmiş. Özetle, dağ ve din arasındaki ilişki dışa vurmuş. Yaklaşık 6 km. uzunluğundaki Dinler Yolu; sosyal, ekonomik ve kültürel yaşam için dinlerin önemini sergilemeyi amaçlamaktadır. Gezgin burada, kendi köklerini tanımalı, yabancı kültürler ve farklı dinler hakkında hoşgörü geliştirmelidir. Yürüyüş yolu üzerinde İslamiyet ile ilgili herhangi bir ilan ile karşılaşmadık. Yerel dinlerin söz konusu olduğunu düşünerek durumu pek yadırgamadık…

Calmont Yürüyüş Yolu

Mosel’e geldiğimden beri Spinoza’yı çok düşünüyorum. İnsanlar akın akın tabiatın kucağına koşuyorlar; binlerce kilometre uzunluğunda yürüyüş ve bisiklet yolları yapılmış vaziyette. Yalnızca arz yok, talep de var. Olayı bu yönüyle değerlendirirsek, Almanların gizli ‘panteist’ olduğuna artık inanmaya başladım. Spinoza; halk egemenliğini, “geniş kitlelerin mantıksız ve isyankar eğilimli karakteri” gerekçesiyle ret eder. Ayrıca monarşiyi bir tek kişinin iktidar aracı olarak benimsemez. Para ve ekonomik gücün zararlı etkisini biliyordu. Spinoza’nın doğa kavramı, doğanın bölünmezliği fikrine dayanır. Ruh ve madde ayrılığına inanılmaz ve onun yerine maddi dünyada içkin olan bir neden aranır. En yüksek hedef, ruh ve doğa birliğidir. Bu nedenle Spinoza’nın felsefesi panteisttir; ona rasyonel mistizm de diyebiliriz.

Baruch Spinoza, etkin veya yaratıcı güç olarak Natura naturans’ı onun yarattığı güç Natura naturata ile karşılaştırdı. Kısaca, Natura naturans, üreten doğadır (yaratıcı güç) Natura naturata ise üretilen doğadır (yaratılış). Her iki güç sonuçta aynıdır ve insanlarda olduğu gibi yeryüzünde de işler.

Sözün kısası; sokakları, kiliseleri ve tarihi yerleri ile Ediger, Eller, Bremm veya Neef merkezlerini keşfediniz isterim. Burada kendinizi kesinlikle zaman kavramından uzaklaşmış hissedeceksiniz. Hunsrück, Eifel ve Lüksemburg gibi komşu bölgelere hızlı bir şekilde ulaşabileceğiniz ideal bir başlangıç ​​noktasıdır Calmont.

Alaattin DİKER

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir