Cevat Heyet’in Karabağ Derdi ve Süleyman Demirel’e Mektubu

“Varlık” dergisi yayın hayatına başladığında, onun uzun süre kalıcı olacağına dair ümit besleyenlerin sayısı oldukça azdı. Çünkü devrimin ilk dönemlerinde pek çok gazete ve dergi, yılını bile dolduramadan kapanmak zorunda kalmıştı. Bu başarısızlığın sebepleri çeşitliydi; ancak en önemlisi, yıllar boyu ana dilde eğitimin yasaklandığı bir ülkede, ana dildeki bir yayının yeterli bir okur kitlesine ulaşamamasıydı.

Ancak “Varlık”, Azerbaycan aydınları tarafından sadece büyük bir sevinç ve ilgiyle karşılanmakla kalmadı, aynı zamanda gönüllerde derin bir iz bıraktı. Sadece İran sınırları içinde değil, yurt dışında yaşayan Azerbaycanlılar da dergiyi kutluyor, abone oluyor, yazılar gönderiyor ve her türlü yardıma hazır olduklarını bildiriyorlardı. Üstat Şehriyar, “Azadlık Kuşu Varlık” şiirini yazarak dergiye hayır duasını verdi. Kısa bir süre sonra Sehend de derginin yazarları arasında sağlam bir yer edindi. “Varlık” dergisinin kalıcılığının asıl sahiplerinden biri de şüphesiz ki onun etrafında toplanan mücadeleci ve onurlu aydın kadrosu olmuştur. Hamid Nitki, Muhammedali Ferzane, Profesör Gulamhüseyin Beydili, Profesör Hamid Memmedzade, Teymur Pirhaşimi, Abdülkerim Menzuri Hamneyi, Hasan Mecidzade Savalan, Samed Serdarniya, Aziz Muhsini, Kerim Meşruteci Sönmez, Ali Kemali, İsmail Hadi, Mirhidayet Hesari, Büyük Resulvend, Memmedrza Heyet, Dilber İbrahimpur ve diğerleri, “Varlık”ın ağır sorumluluğunu omuzlarında taşımışlardır ve hala taşımaya devam etmektedirler.

Üstat Doktor Hamid Nitki, uzun yıllar derginin başyazılarını kaleme almıştır. O, tanınmış bir Türkolog ve ansiklopedik bir zekaya sahip olmasının yanı sıra, usta bir şairdi. “Varlık” dergisinin modern yazım ve dil bilgisi kurallarının işlenip hazırlanmasında onun hizmetleri eşsizdir. Onun “İmla Kuralları” adlı küçük eseri de derginin bir eki olarak yayımlanmıştır. Muhammedali Ferzane, derginin ilk sayısından 2006 yılına kadar büyük bir özveriyle çalışmıştır; elli yılı aşkın bir süre ana dilimizin ve edebiyatımızın gelişimi yolunda yorulmadan hizmet etmiştir. Derginin yayına başladığı ilk günden itibaren orada emek verenlerden biri de değerli şairimiz Hasan Mecidzade Savalan olmuştur. Dilimizin ve kültürümüzün gelişimi uğrunda bilgisini ve yeteneğini hiçbir vakit esirgememiştir; derginin pek çok güncel meselesinin çözümünde rolü büyüktür. Abdülkerim Menzuri Hamneyi, Samed Serdarniya ve merhum Teymur Pirhaşimi de ilk günden itibaren “Varlık”ın samimi ve fedakar çalışma arkadaşları olmuşlardır. Abdülkerim Menzuri, on iki yıl boyunca derginin içeriklerini hiçbir karşılık beklemeden daktilo etmiş, değerli bilimsel ve edebi makaleleri Kiril alfabesinden Arap alfabesine aktarmış, aynı zamanda folklorumuz üzerine mühim araştırmalar yürütmüştür. Tam on dokuz yıldır bu asil görevi Dilber Hanım İbrahimpur sürdürmektedir; yazıların temize çekilmesinde ve idari işlerde hizmetleri pek büyüktür.

Samed Serdarniya ise Azerbaycan tarihine dair Farsça yazdığı makalelerinde, tarihimizin büyük şahsiyetleri hakkında değerli bilgiler sunmuştur. O, aynı zamanda derginin yetkili bir temsilcisi olarak, sayıların Tebriz’de dağıtılması işini gönüllü olarak üstlenmiştir. “Varlık”ın yayınlanmasından birkaç ay sonra Profesör Gulamhüseyin Beydili, birkaç yıl sonra ise Profesör Hamid Memmedzade bu kervana dahil olmuşlardır. Azerbaycan’ın bu iki seçkin edebiyat bilimcisi, Bakü’de eğitimlerini tamamlayarak profesör unvanı almış isimlerdi; onların engin bilgileriyle yazdıkları makaleler derginin içeriğini bir hayli zenginleştirmiştir. Profesör Beydili’nin aracılığıyla dergiye katılan Saveli Ali Kemali, ilk günlerden itibaren yetenekli bir yazar ve araştırmacı olarak öne çıkmıştır. Ali Kemali’nin araştırmaları neticesinde keşfedilen Telimhan adlı şairin eserlerinden pek çok örnek dergide yayınlanmıştır. Aziz Muhsini ise pek çok dile hakim bir şair ve kıymetli bir yazardır; o, güzel şiirlerinin yanı sıra “Yeni Çıkan Kitaplar” köşesinin de öncü isimlerinden biridir.

İsmail Hadi de birkaç yıldır edebiyat, siyaset bilimi, ilahiyat ve hukuk alanlarındaki bilimsel makaleleriyle “Varlık”ın akademik içeriğine katkı sunmaktadır. Kerim Meşruteci Sönmez derginin düzenli şairlerindendir; Büyük Resulvend ve Mir Hidayet Hesari ise son yıllarda bu saflara katılmışlardır. Otuz yıldır “Varlık” uğrunda fedakarca çabalayan bu aydınlar, Doktor Cevat Heyet’in liderliğinde birleşerek; zor ve ağır ama bir o kadar şerefli bir görevi yerine getirmektedirler.

Sönmez, Savalan ve Sahir’in şiirleri okurların takdirini kazanmıştır. Ferzane’nin makaleleri, ana dilin gelişimi uğrundaki mücadelelerin acı-tatlı hatıraları, Genceli Sebahi’nin hikayeleri ve eleştiri yazıları, klasik edebiyattan seçilmiş örnekler; daha ilk sayılardan itibaren derginin saygınlığının artmasına ve geniş bir okur kitlesi edinilmesine vesile olmuştur. Yayın kurulu, öncelikle ana dilin yazım kurallarına özen gösteriyordu. Bilindiği gibi, Arap alfabesini kullanan Türk halkları, lehçe farkları nedeniyle farklı yazım kuralları kullanıyorlardı. Bunun ötesinde, ana dildeki yayıncılığın kendisinde bile ortak bir yazım kuralı mevcut değildi; özellikle sesli harflerin yazımındaki farklılıklar belirgindi. “Varlık” bu sorunun çözümü için büyük çaba göstermiş ve başarılı sonuçlar elde etmiştir. Geleneksel işaretlerden yararlanarak kelimelerin kolay ve doğru okunması yolundaki engelleri kaldırmıştır. Şahlık rejimi döneminde Azerbaycan diline karşı yürütülen olumsuz propagandanın etkisiyle, bu dilin bir dil bilgisi kuralı olmadığına ve bir yazı dili değil, “sokak dili” olduğuna dair yanlış bir algı yaratılmıştı. Bu tarz düşmanca uydurmaları ortadan kaldırmak ve okuyucuları dilimizin zengin yapısıyla tanıştırmak amacıyla, Azerbaycan Türkçesi dil bilgisinin bin yıllık bir geçmişe sahip olduğu, Kaşgarlı Mahmut’un eserinde bunun en parlak örneğinin verildiği bilimsel bir düzeyde ortaya konulmuştur. Tarihi çarpıtanlara, koca bir milletin dilini ve varlığını sahteleştirenlere gereken cevap verilmiştir. Aynı zamanda bu dilin ne kadar ahenkli ve sağlam bir yapıya sahip olduğunu göstermek adına Doktor Hamid Nitki’nin bilimsel değeri yüksek makale serileri yayınlanmaya başlamıştır. Bu makaleler, dilimizin güzelliği ve görkeminin pek çok zihinde canlanmasına, üzerine atılan iftiraların temizlenmesine hizmet etmiştir.

Azerbaycan Türkçesi, itibarını ancak çok asırlık bir söz hazinesine sahip olduğunu ispat ederek tam olarak kazanabilirdi. Bu onurlu görevi derginin kurucusu ve değişmez lideri Doktor Cevat Heyet, adeta efsanevi kahramanlar gibi üstlenmiştir. Onun “Azerbaycan Edebiyat Tarihine Bir Bakış” başlıklı makale serisi, bu zorlu görevin üstesinden başarıyla gelmiştir. Bu yazılar; Türk halklarının zengin bir ortak sözlü edebiyata sahip olduğunu, yazılı edebiyatların farklılaşmasından sonra her bir Türk kavminin, bu bağlamda Azerbaycan Türklerinin de kendilerine has bir edebiyatı bulunduğunu; Nesimi, Fuzuli, Hatayi ve daha nice dehanın eserlerinden örnekler getirerek ispat etmiştir. Milli varlığımızı inkar edenleri susturmuş, günümüz gençliğinin milli gururunu coşturmuştur. Sözlü halk edebiyatı da “Varlık”ın düzenli araştırma alanlarından olmuştur; bu konuda Doktor Cevat Heyet, Muhammedali Ferzane ve Abdülkerim Menzuri’nin emekleri özellikle belirtilmelidir.

Görüldüğü üzere “Varlık”, İran’da Azerbaycan dilinde yayımlanan en uzun ömürlü ve istikrarlı bilim-edebiyat dergisidir. Bu dergi etrafında Güney Azerbaycan’ın tanınmış yazar ve şairlerini birleştirmiştir. Aynı zamanda güneyde ana dilini mükemmel bilen yeni bir neslin oluşmasına etki etmiştir. “Varlık”tan önceki ve sonraki edebi yönelimler karşılaştırıldığında, kaydedilen gelişimin farkı açıkça görülmektedir. Otuz yıldır düzenli yayımlanan bu derginin hizmetleri eşsizdir; o, arazın her iki yakasındaki halkımıza zengin bir kültürel hazine sunmaktadır.

Cevat Heyet, ateşli bir vatanseverdir. Azerbaycan işgal edildiğinde, topraklarımız saldırıya uğrayıp soydaşlarımız öz ocaklarından sürüldüğünde itiraz sesini yükseltenlerden biri o olmuştur. Karabağ savaşıyla ilgili Azerbaycan’ın haklı sesini dünya kamuoyuna duyurmak için büyük fedakarlıklar göstermiştir. Ermeni terörünü ve işgalci siyaseti ifşa eden konuşmaları en önemli kürsülerde yankılanmıştır. İran’daki “Karabağ Müslümanlarına Yardım Komitesi” başkanı sıfatıyla pek çok devlet liderine başvurmuştur. Onun büyük bir yürek sızısıyla Türkiye’nin eski cumhurbaşkanı Sayın Süleyman Demirel’e yazdığı açık mektubu heyecansız okumak mümkün değildir:

“Sayın Süleyman Demirel Hazretleri! Türkiye Cumhurbaşkanı!

Sizi bu yoğun günlerinizde rahatsız ettiğim için özür dilerim. Bu cesareti, sizi elli yıldır tanıdığımdan ve sizdeki insani, milli ve dini duyguların güçlü olduğunu bildiğimden; aynı zamanda tecrübeli ve basiretli bir devlet başkanı olduğunuzu görmemden alıyorum. Müslüman Azerbaycanlı kardeşlerinizin trajedi dolu bir tarihin ve düşmanları arasında yalnız, kimsesiz kaldıklarını anlatmaya gerek görmüyorum. Bugün Araz’ın kuzeyindeki soydaşlarımız, tarihte az rastlanan bir soykırıma maruz kalmaktadırlar. Hem de büyük bir devlet tarafından değil, tarih boyunca himayemizde yaşayan ve adaletimiz sayesinde insani haklardan faydalanan Ermeniler tarafından. Ermeniler en modern silahlarla Azerbaycanlı kardeşlerimizin vatanına saldırmış; insanları kadın, çocuk, yaşlı demeden vahşice katletmiş, evlerini yıkmışlardır. Beş yıldır süren bu saldırılar son zamanlarda daha da şiddetlendi. Dünya kamuoyu susuyor, insan haklarını savunanlar ses çıkarmıyor. Bu durum karşısında Müslüman dünyasının, Türklerin ve Türkiye’nin sorumluluğu ne olmalıdır? Bu mazlum kardeşlerimizi yalnız mı bırakmalıyız? Bu bizim şerefimize ve insanlığımıza yaraşır mı?

Sayın Cumhurbaşkanı! Lütfen beni affedin. Bu satırları gözyaşlarımı tutamayarak yazıyorum. Allah’tan ya halkımıza kurtuluş ya da kendime ölüm diliyorum. Ben bir diplomat değilim, bütün hayatım bilim ve tıp ile geçti. Fakat hiçbir zaman milletimin kederine yabancı kalmadım. Kuzeydeki kardeşlerimiz beni bir büyük (aksakal) olarak görürler. Bir Azerbaycanlı büyüğü sıfatıyla zatıâlinizden rica ediyorum: Ölüm tehlikesi altındaki mazlum kardeşlerimizin yardımına koşun. Azerbaycan halkı dünyanın en mert halklarındandır. Yardımlarına gidelim ve kardeşlerimizi bu zulümden kurtaralım. Şerefimizi muhafaza edelim. Sesimize ses vereceğinizden eminim. İranlı Azerbaycanlı kardeşleriniz adına saygılarımı sunarım.

Doktor Cevat Heyet / Tahran, 21 Kasım 1993

Büyük bir heyecanla Süleyman Demirel’e hitaben yazılan bu mektupta Doktor Cevat Heyet, Azerbaycan’ın sürüklendiği bu adaletsiz savaşa itirazını bildirmekte; Ermeni faşizminin karşısında durmaya çağırmaktadır. Kardeşlerinin kaderine ilgisiz kalmayan bu zat, bütün dünyayı Azerbaycan’ın haklı davasını savunmaya çağırmıştır. İnsani yardımların toplanması ve mültecilere ulaştırılması işinde büyük emek sarf etmiştir. 1990 yılındaki “Kara Ocak” kurbanları için yas tutup taziyeler kurarak acımızı paylaşmıştır.

Doktor Cevat Heyet, 1992 yılında Karabağ savaşının 160 yaralı ve engellisinin tedavisini organize etmiş; en ağır yaralıları bizzat kendisi ameliyat ederek pek çok kahraman soydaşımızı ölümün pençesinden kurtarmıştır. Topraklarımız uğrunda vuruşan ve kurşun kalbinin yakınına isabet eden evlatlarımızı hayata döndüren de o olmuştur. Tedavi ettiği Maarif Aliyev o günleri şöyle anlatır: “1993 Ocak ayında İran’a gittik. Beni bizzat Cevat Heyet ameliyat etti. Kurşun damarların tam üzerindeydi. Kimse risk alamazken o çıkardı. Ameliyattan sonra ayılmam için başucumda arkadaşlarımın Bakü lehçesiyle konuşmalarını, ailemin isimlerini söylemelerini istedi. Bu yöntemle beni hayata döndürdü. Hakkını ömrümce unutmam.”

Şimdi bu duaları tüm gazilerimizin dilinden işitmek mümkündür. Cevat Heyet’in o zor günlerde Azerbaycan’a maddi ve manevi desteğini, vatanseverliğini unutmak imkansızdır. Dergisinde Karabağ olaylarından bahsetmediği tek bir sayı bile olmamıştır. Bugün topraklarımız işgalden kurtulmuş, Karabağ çilesi bitmiştir. Karabağ Azerbaycan’dır! Cevat Heyet’in en büyük emeli bu özgürlüğü görmekti. Ruhu şad olsun; o, halkına hizmet etmeyi en büyük kardeşlik borcu bilen bir bilim insanıydı.

Kuzey ile güney arasında,
Işık oldun Cevat Heyet!
Yaralıya, evsizlere,
Destek oldun Cevat Heyet!

Nezaket ISMAYILOVA
Nahçıvan Devlet Üniversitesi ve Nahçıvan Öğretmenler Enstitüsü doçenti, filoloji üzerine felsefe doktoru

Türkiye Türkçesine Aktaran: Afag ARAS

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir