Cinayet Günlüğü: Sıradan Bir Kasabanın Sıra dışı Hikâyesi

Bir dedektifin gözleri nasıl bir suçluyla suçsuzu ayıramaz?”
“Sen de bizim gibi bir insan değil misin?”

Bong Joon-ho‘nun yönettiği 2003 Güney Kore yapımı film 1986 ve 1991 yılları arasında Hwaseong, Gyeonggi şehrinde işlenen ülkenin ilk seri cinayetlerini esas almış ve Bong ve Shim Sung-bo tarafından, Kwang-rim’in 1996’da yazdığı ve aynı konuyu işleyen tiyatro oyunundan uyarlanmıştır. Yönetmenin Flandersui Gae’den sonra çektiği ikinci uzun metrajlı filmdir. Filmin başrollerinde cinayetleri çözmeye çalışan dedektif karakterleri ile Song Kang-ho ve Kim Sang-kyung yer alır.

Hikâye Ekim 1986’da tecavüz edilmiş ve öldürülmüş bir kadın cesedinin bir tarla yakınlarındaki su kanalında bulunmasıyla başlamaktadır. Çok geçmeden tecavüz edilmiş başka bir kadının cesedi de aynı şekilde bulunur. Seri katil, kasabayı tedirgin etmek için tam olarak doğru bir şehir ve doğru bir zaman seçmiştir. Kasabada tatbikatın başladığı saatlerde kadınların dışarıda olması ayrı bir soru işareti oluştursa da seri katilin tuzağına bir bir bu anlarda düşmektedir. Yerel dedektif Park Doo-man daha önce buna benzer bir vakayla karşılaşmamıştır. Önemli deliller özensiz bir şekilde toplanır, dedektifin soruşturma yöntemi şüphelidir ve adli tıpla ilgili teknolojileri neredeyse yok gibidir. Dedektif Seo Tae-yoon bu nedenle Seul‘den yardım için gönüllü olarak gelmiştir. Dedektif Seo Tae-yoon, katilin yağmurlu geceleri beklediğini ve sadece kırmızı giyinmiş kadınları öldürdüğünü keşfederken, bürodaki kadın polis memuru da cinayet gecelerinde, yerel radyodan hep aynı şarkının istendiğini fark etmiştir. Bu ipuçları üzerine yoğunlaşan dedektifler yeni şüphelilerin de peşine tek tek düşerler.

Birkaç başarısız ifade almanın ardından aslında yanlış şüphelileri sorguladıklarını ve olaydan uzaklaştıklarını ya da çözdüklerini düşündükleri bir anda meydanda gizemli birkaç ipucu belirmeye başlar: Öldürülen tüm kadınların üzerinde kırmızı bir elbise vardır ve katledildikleri gece yağmur yağmaktadır. Katil, cinayet işlediği her gün yerel bir radyo kanalına kartpostal yollayarak “Hüzünlü Mektup” parçasını istemektedir. “Bu ciddi ipuçları herhangi birinin bu adli süreçte doğru adamı bulmasına yardımı olacak mı?” Bu dava daha ne kadar sürecek? Ve yeni kurban kim?” gibi soruları merak ettiğimiz cevaplar eşliğinde geçen zaman dilimi o denli heyecan vericidir.

Seo, araştırıp ipuçlarını bir araya getirmeye çalışırken, Park ve adamları, olay yerinde mastürbasyon yapan bir adam ve akli dengesi bozuk bir çocuğun da aralarında yer aldığı şüphelileri büroya götürüp itirafa zorlarlar. Ayağındaki askeri postallarla şüphelilere şiddet uygulayan polisler, askeri rejimin izlerini de yansıtırlar. Bütün şüphelileri temize çıkaran Seo ipuçlarını takip ederek, ilk cinayetten kısa bir süre önce şehre gelmiş bir fabrika işçisine ulaşır. Ancak şüpheliyi cinayetlere bağlayacak herhangi bir somut kanıtları yoktur. Bu sırada akli dengesi bozuk gencin katili görmüş olduğunu fark ederler ve onunla konuşmaya çalışırlar. Ancak dedektiflerden korkan çocuk kaçarken kaza sonucu hayatını kaybeder ve dedeklifler eldeki tek görgü tanığını da kaybetmiş olur. Bu sırada tecavüze uğrayarak öldürülen bir başka kadından alınan DNA örneği test için ABD’ye gönderilir ancak gelen sonuç eldeki şüphelileri de aklar ve film, gerçekte olduğu gibi seri katilin bulunamayışı ile son bulur.

1986 yılında Güney Kore, askeri bir diktatörlük altındadır. Ülkede sansürler ve baskı her gün ağırlaşarak devam etmektedir. Askeri diktatörlük ile yönetilen, soğuk savaşın son yıllarının yaşandığı Güney Kore’de halk sürekli olarak tatbikatlar ve Kuzey Kore tehdidi ile korkutulmakta, rejimin baskısı protestolara ve isyanlara neden olmaktadır. Öyle ki yardım talebinde bulunduklarında kendilerine gönderebilecekleri müsait bir polis memurunun bulunmadığı öğrenirler.

Film, suçluluk ve masumiyet kavramları üzerine göndermelerde bulunurken, askeri darbe ortamındaki soruşturmalara ve polis teşkilatlarının işleyişine ilişkin bir fikir de vermektedir. İşkencenin normal olduğu, suçların insanlara dayak ve tehdit ile zorla ezberlettirildiği bir dönem yaşanmaktadır. Bu dönemde karşılarındaki seri katille başa çıkamayan polis teşkilatı, halkın önünde başarısızlığını kabul etmek zorunda kalır. Basın mensupları olayın üzerine her gün biraz daha fazla giderken dedektifler acziyetini kabul etmemek için şüphelilerin üzerine suçu yıkmaya çalışsa da bunu başaramazlar.

Güney Kore sinemasının son yıllarda adından sıkça söz ettiren yönetmeni Bong Joon-ho‘nun en iyi işlerinden biri olarak kabul edilir. Anlatması zor, izlemesi keyifli, sonu tahmin edilmeyen ve izleyiciyi her an tetikte tutan filmin oyuncuları oldukça başarılıdır. Dedektifler gergin olaylar zinciri içinde her nasılsa keyifli görünmeyi başarmaktadırlar. Filmin sinematografisi ve Song Kang-ho’nun performansı geniş ölçüde beğeni kazanmıştır.

Emel AKBAŞ

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir