Kış Gündönümü veya Çille

Merhum babam sabah erkenden uyanır, sobayı yakar, çayı demler, namazı kılar ardından da köyün içine giderdi. Kış günü köy sohbeti pek uzun sürmezdi ve en fazla bir saat sonra üşüyerek  eve dönerdi. Biz de o sırada uyanmış olurduk. Sobanın etrafına dizilir babamın getirdiği haberleri dinlerdik. O mutlaka köyün içinde yaşlılardan birini görmüş olurdu ve ondan aldığı bilgileri heyecanla bekliyorum:

“Hacı Hüseyin’i gördüm. “Yıl tehvil (dönüştü) oldu”, dedi. Anlattığına göre bu yıl domuz yılıymış, zor yıl olacakmış, belki kıtlık, kuraklık da olur.”

Hemen gözlerimizin önünde kurak, parasız bir yıl belirirdi. Ürkerdik. Babam üzüldüğümüzü anlar yeni yıl hakkında kendince Hacı Hüseyin’den duyduğu yorumları yumuşatmaya çalışırdı:

“Canım Hacı Hüseyin’in her dediği de olmaz ki… Geçen yıl at yılıydı göçler olacak, dedi. Köyden bir Allah’ın kulu da başka yere göçtü mü?”

Kafamızı sallardık.

“Başka yerden de gelen olmadı.”

Bunları duyunca yeniden sevinir ve gelen domuz yılının “domuz” gibi davranmayacağına kendimizi inandırırdık. Bütün dünyamız rahmetli Hacı Hüseyin tecrübeleri ve köyümüzdeki gelişmelerdi.

Babam 21 Aralık gündönümü ile başlayan büyük çillenin kırk gün süreceğini söylerdi. Küçük çille ise 20 Ocak’ta başlardı. İki çille toplam 60 gündü ve karın, soğuğun, rüzgârın artacağı söylenir, önlemler alınırdı. Evde depolanmış kavun, karpuz gibi yiyecekler kesilir baharın çabuk gelmesi için ümitler depolanırdı.

21 Aralık’ta dünya güneş etrafındaki turunu tamamladı ve yeni bir tura başladı. Artık geceler kısalacak, günler ise uzayacaktır.

Babamın Hacı Hüseyin’den haberini aldığı hayvan takvimine kimileri Çin takvimi de demektedir. Kaşgar’lı Mahmud’a göre ise bu bir Türk takvimidir. Adourd Chavannes de bu takvime, “Le Cyele turc des Douze Animaux”, yani “12 Hayvanlı Türk Takvimi” adını verir. Chvannes’in görüşlerine göre bu takvimi Çinliler Türklerden almışlardır.

Kaşgarlı Mahmud, Divânu Lugâti’t Türk isimli eserinde “12 Hayvanlı Türk Takvimi”nin nasıl ortaya çıktığını da anlatır. Bir Türk hakanı kendisi tahta çıkmadan önce yapılan bir savaş hakkında danışmanlarından bilgi ister. Danışmanlar savaşın tarihi hakkında anlaşmazlığa düşerler. Bunu gören Hakan zamanın bilinmesi için bir takvimin yapılmasını emreder. Takvim yapılır ama ayların ismi yoktur. Hakan danışmanlarını da alarak ava çıkar. Av sırasında hayvanlar sıkıştırılır ve Ilısu nehrinden geçmeleri için zorlanır. Nehirden geçebilen hayvanlar sayılır ve onların isimleri ay olarak takvimde yer alır.

Eski Türklere göre her yıl ismine göre tasvir edilirdi. Uğurlu veya uğursuz olacağı hakkında yorumlar yapılırdı. Yıllar “yan” ve “yang” olarak ikiye ayrılmıştı. “Yan” yeri ve ayı temsil ederdi. Bu da güçlük, zorluk ve soğuk demekti. “Yang” ise gökyüzü ve güneşi temsil ederdi. Bereket, güç ve kuvvet olarak görülürdü. Fare, maymun, tavşan, yılan gibi yıllar zor yıllar olarak bilinirdi. Sığır yılları savaşların çok olduğu yıllar, yılan yılları ise kuraklığın olacağı yıllar olarak algılanırdı.

Korona salgının başladığı 2020 yılı bir fare yılıydı. Gerçekten de bu yaramaz fare adeta ruhumuzu kemirdi. Şimdi ise karşımızda sığır yılı var.  Tayvanlı feng-şui uzmanı Jenny Lin müjdeyi verdi:

“Bu yıl herkesin çift süren öküz gibi sıkı çalışması gerekiyor.”

Rahmetli babamla Hacı Hüseyin yaşasalardı onlara da bu sığır yılının bize ne getireceğini sorardım. Ama ne yazık ki yaşamıyorlar ve onların ruhlarına rahmet göndererek sığır yılına “hoşgeldin” diyor ve gelecek için ümitleniyorum.

Orhan ARAS

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir