Dede Korkut Hikâyeleri’nde Şiirsel Dualı Dil

Dua dili; içinde şiirselliği barındıran, manevi değeri olan bir dildir. Dua, hem dua eden için hem de dua edilen için kalkan olur. Müslümanlığa gönülden bağlı Oğuz Türkeri’nin bir önsöz oniki hikâyeden oluşan Dede Korkut Hikâyeleri’ne baktığımızda dini telmihlerle örülü, doğaya ait unsurlarla bezeli dua diline rastlarız.

Mukaddime bölümündeki  “besmele” ile başlar dualı dil:

 

Ağız açıp över olsam/üstümüzdeki Tanrı güzel/Tanrı dostu din serveri/Muhammed Mustafa güzel/ Muhammed’in sağ yanında namaz kılan/Ebubekir sıddık güzel/Otuzuncu cüz başıdır Amme güzel/ Hecesinde düz okunsa Yasin güzel/kılıç çaldı, din açtı/Erlerin şahı Ali güzel/Ali’nin oğulları peygamber torunları/Kerbela ovasında Yezidiler elinde şehit oldu/Hasan ile Hüseyin iki kardeş beraber güzel/Yazılıp düzülüp gökten indi/Tanrı ilmi Kur’an güzel

Oniki hikâyeyi okurken Dede Korkut’un ortaya çıkıp söylediği deyişlerde, hikâye sonlarında yapılan dualarda, kâfirlerle söyleşirken, eşlerin birbirleriyle olan sohbetlerinde ve birçok diyalog kısmında şiirsel, dualı bir dil buluruz.

Çağıl çağıl kayalardan çıkan su/Ağaç gemileri oynatan su/Hasan ile Hüseyin’in hasreti su/Bağ ve bostanın zenginliği su/Ayşe ile Fatma’nın bakışı su/Şahbaz atların içtiği su/Kızıl develerin gelip geçtiği su/ Bilir misin de bana/Yurdumun haberini/Kara başım kurban olsun suyum sana

Salur Kazan’ın Evinin Yağmalandığı Destan’da Kazan Bey’in kurduğu bu cümleler su gibi akarken bir taraftan da İslami etkiyi hissettiren kelimeler seçildiğine tanık oluruz. Hasan ve Hüseyin’in hasreti su, derken Kerbela olayına telmih olur bu sözler.

Dualı dilde tabiat da geniş yer bulur. Dua dili dağa, taşa, suya, ağaca yaslanır.

Kafirlere esir düşen Uruz Bey, kafirlerden ağaçla söyleşmek için aman dileyerek şunları söyler:

Ağaç ağaç dersem sana, arlanma ağaç/Mekke ile Medine’nin kapısı ağaç/Musa keriminin asası ağaç/ Büyük büyük suların köprüsü ağaç/Kara kara denizlerin gemisi ağaç/Erlerin şahı Ali’nin Düldül’ünün eyeri ağaç/Zülfikarın kını ile kabzası ağaç/Şah Hasan ile Hüseyin’in beşiği ağaç/Başına doğru bakacak olsam başsız ağaç/Dibine doğru bakacak olsam dipsiz ağaç/Beni sana asarlar taşımayasın ağaç/Eğer taşıyacak olursan gençliğim seni tutsun ağaç

 

Bedduanın bile güzel bir üslupla anlatımı böyle olsa gerek.

Şimdi hani dediğim bey erenler/dünya benim diyenler/ecel aldı yer gizledi/fani dünya kime kaldı/gelimli gidimli dünya/en son ucu ölümlü dünya

Hikâyelerin çoğunda arı sudan abdest alınır, iki rekât namaz kılınır, adı güzel Muhammet Mustafa’ya salavat getirilir. Gelimli gidimli, ucu ölümlü dünyanın faniliğinden, fani dünyanın kimseye kalmayacağından, Allah’tan ümit kesmemek gerekliliğinden, kibirlilik eyleyeni Tanrı’nın sevmediğinden, yalandan, cimrilikten uzak durmanın öneminden, Allah Allah demeyince işlerin düzelmeyeceğinden, ecel vakti gelmeden kimsenin ölmeyeceğinden, eski pamuktan bez eski düşmandan dost olmayacağından, birinin rızkını yemenin yıkıcılığından, ecel geldiğinde arı imandan ayrılmamak gerekliliğinin öneminden söz edilir.

Kara dağın yıkılmasın/Gölgeli kaba ağacın kesilmesin/Taşkın akan güzel suyun kurumasın gibi dizelerle dua temennilerinde doğanın ön plana çıkarıldığını, doğayla iç içe olan yaşamlarının sözlerine de yansıdığını görürüz.

 

Aç görürse doyurma, çıplak görürse donatma, yollar üzerine imaretler kurma isteği birçok hikâyede göze çarpar. Bu da Oğuzlarda yardımlaşmanın, dayanışmanın önemine işarettir. Hayır dua alarak evlat sahibi olabilmek için bu iyilikleri yapan Oğuz beyini görürüz Boğaç Han Hikayesinde. Azrail canını almasın diye ulu yollar üzerine imaretler yapayım senin için, aç görsem doyurayım senin için diyen Deli Dumrul’u buluruz.

Yücelerden yücesin/Kimse bilmez nicesin/ Güzel Tanrı/Nice cahiller seni gökte arar yerde ister/Sen bizzat müminlerin gönlündesin/Daim duran cebbar Tanrı/Baki kalan settar Tanrı/Benim canımı alacaksan sen al/ Azrail’e almağa bırakma diyen Deli Dumrul’un Azrail’e kafa tutması ilmihal eksikliği olurken bir yandan da ondaki iman kuvvetini sezinleriz hikâyede.

Âdeme taç giydiren, şeytana lanet kılan, İbrahim’i ateşe attırıp ateşi gülistan kılan Allah’ın birliğine sığınılır.

Hikâyede ön plana çıkan kadınlar sadece ideal eş, anne değil aynı zamanda cesur savaşçılardır. O dönemlerde göçebe ve çadır hayatının getirdiği zorluklardan dolayı erkekler de kendilerine eş olarak alp tipi kadınları seçerler. Sadakat, yiğitlik, iffetine düşkünlük en çok ön plana çıkarılan değerler olur. Bu tür kadınlarla evlenmek de kolay değildir. Bu kadınları elde edebilmek için belli sınavlara tabi olunur. Ayşe, Fatma soylu kadın olmaları önemsenir. Oğuz kadınları için örnek rol modeldir bu kadınlar.  Bay Büre Bey Oğlu Bamsı Beyrek Hikâyesinde olduğu gibi kız istenirken de dua dili çıkar karşımıza:

Karşı yatan kara dağını aşmaya gelmişim/akıntılı güzel suyunu geçmeye gelmişim/geniş eteğine dar koltuğuna sığınmaya gelmişim/Tanrı’nın buyruğuyla Peygamberin kavliyle/Aydan arı, günden güzel kız kardeşin Banıçiçek’i/Bamsı Beyrek’e istemeye gelmişim, der  Dede Korkut

Kadınlar sözü dinlenir, savaşacak kadar cesurdur. Kanglı Kocaoğlu Kanturalı Destanı’ndaki Selcan Hatun gibi. Düşmana aman vermeyen, eşini düşmanlardan koruyup birlikte savaşan, ok atmada eşinden daha yetkin olan alp bir hatundur.

 

İffetle özdeşleşen kadın tiplerini görürüz. Salur Kazan’ın Evinin Yağmalandığı Destandaki Burla Hatun gibi.

Hikâyelerdeki en ters köşe durum Deli Dumrul Hikâyesindedir diyebilirim. Deli Dumrul’a anasının babasının göstermediği merhameti eşinin göstermesi eşler arasındaki sevginin, fedakârlığın, sadakatin nişanesi gibidir.

Deli Dumrul ile eşi arasındaki şiirsel diyalog şöyledir:

Bilir misin neler oldu/gökyüzünden al kanatlı Azrail uçup geldi/ benim akça göğsüme basıp kondu/benim tatlı canımı alır oldu/babama ver dedim can vermedi/anama vardım can vermedi/ dünya şirin, can tatlı dediler/şimdi yüksek yüksek kara dağlarım/sana yaylak olsun/soğuk soğuk sularım/sana içme olsun/ tavla tavla şahbaz atlarım/sana binek olsun/penceresi altın büyük evim/sana gölge olsun/katar katar develerim/sana yük taşıyıcı olsun/ ağıllarda akça koyunum/sana şölen olsun/gözün kimi tutarsa/gönlün kimi severse/sen ona var/iki oğlancığı öksüz koma, der Deli Dumrul.

 

Bunun üzerine eşi de şunları söyler:

Ne dersin ne söylersin/göz açıp gördüğüm/gönül verip sevdiğim/koçyiğidim, şahyiğdim/bir yastığa baş koyduğum/karşı yatan kara dağları/ senden sonra ben neyleyim/ yaylar olsam benim mezarım olsun/ soğuk soğuk sularını/içer olsam benim kanım olsun/altınını, akçanı harcar olsam/benim kefenim olsun/ tavla tavla şahbaz atlarını/ biner olsam, benim tabutum olsun/ senden sonra bir yiğidi/sevip varsam, birlikte yatsam/ala yılan olup beni soksun/senin o namert anan, baban/bir canda ne var ki sana kıyamamışlar/arş tanık olsun sekizinci kat gök tanık olsun/yer tanık olsun, gök tanık olsun/yüce Tanrı tanık olsun/benim canım senin canına kurban olsun

Eşler arasındaki bu diyaloğa imrenmemek elde değil doğrusu. Bu hikâyelerin dilini güzelleştiren bir diğer önemli husus da “ – e, – a, – elim, – alım “ istek kip eklerinin hakkının verilerek kullanılmasıdır. Malumdur ki günümüzde istek kip ekinin kullanımı çok yaygın değil. İstek cümlelerini emir kip ekiyle ifade etmek tercih ediliyor genellikle. Öyle ki Allah’a dua ederken bile “Allah’ım sen bizi koruyasın.” demek yerine “Allah’ım sen bizi koru.” deniliyor emir kipiyle.

Dede Korkut Hikâyelerindeki istek kip ekinin yaygınlığı dikkat çekicidir.

Han kızı yerimden kalkayım mı/yakanla boğazından tutup da/kaba ökçem altına alayım mı/öz gövdenden başını keseyim mi/can tatlılığını sana bildireyim mi/han kızı sebebi nedir söyle bana/yoksa çok öfkelenirim şimdi sana

Direse Han Oğlu Boğaç Han Hikâyesinde Dirse Han, çocuğu olmadığı için hoş görülmeyip kara çadıra alınınca bu duruma içerleyip soluğu eşinin yanında alarak sorun senden mi benden mi, yüce Tanrı bize haktan ayrılmaz bir oğul vermez, diyerek yukarıdaki sözleri söyler. İstek kip ekinin bu öfkeli dile bile güzellik katmış olduğunu görürüz.

Unutmayalım ki evrensele ulaşabilmek için önce milli değerlerden beslenmek gerekir. Okumalarımız arasında öncelik listemizde Dede Korkut Hikayelerinin yer alması dileğiyle.

Süheyla Karaca HANÖNÜ

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir