DEĞER VE DİN İstismarına Bir Bakış

Değer ve din nedir? Din ve inancın istismarı ne şekilde olur? Din istismarı toplumda ne gibi sonuçlar doğurur?

Toplumsal bir olgu olarak değerler, toplumun zamanla ahlaki olarak benimsediği değer yargıları ve dayanak noktalarıdır. Değerler, insanların tutumlarında, davranışlarında ve toplumsal ilişkilerinde önemli roller oynar. Toplumsal değerler içinde önemli bir yere sahip olan dinin de en önemli değer olarak, birçok toplumsal değerin kabulünde rolü vardır. Din dahil bütün milli ve manevi değerler, toplum hayatını yönlendirmede etkili olduklarından dolayı çoğu zaman kullanılmaya müsaittirler.

Hukukumuzda dolandırıcılık suçunun; “dinî inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle işlenmesi,” nitelikli dolandırıcılık olarak düzenlenmiştir. Bir kimseyi kandırabilecek nitelikte hileli davranışlar yaparak, dini değerleri kendi menfaatine alet ederek, mağdurları inançla kandırıp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması bu suçun kurucu unsurlarıdır.

Yerleşmiş kabullere göre; dinin, bir topluluğun sahip olduğu kutsal kitap, peygamber ve yaratıcı kavramlarının da içinde bulunduran inanç sistemi ve bu sisteme bağlı olarak yerine getirmeye çalıştığı ahlaki kurallar bütününü ifade ettiği, dinî inancın, belirli bir dine mensup olup dine inanan kişinin duyguları olduğu, bir insanın dinî inanç ve duyguları ile doğup büyüdüğü, terbiyesini aldığı ailesi, çevresi ve içinde bulunduğu toplum arasında çok sıkı bir ilişki bulunduğu, bu sebeplerle nitelikli dolandırıcılık suçunun gerçekleşmesi için, dinî kurallara bağlı olanların önem verdiği değerler, dinî inanç ve duyguların, aldatma aracı olarak kötüye kullanılması ve bu suretle gerçekleştirilen hile ile haksız bir yarar sağlanması gerekmektedir.

Dinî inanç ve duyguların istismar edilmesi, yalan sözlerle, hileli hareketlerle, birtakım sahte davranışlarla, gerçeğin çarpıtılarak ve farklı gösterilerek ya da saklanması suretiyle yapılır. Dindar görünümlü davranma, olduğundan farklı olma, sahip olmadığı nitelikleri kullanma bu tür dolandırma biçimleridir.

Şimdi hukuki bakışa ek olarak, sosyolojik ve felsefi açıdan da konuya yaklaşarak gerçekleri daha fazla konuşmak zorundayız:

Din istismarı, bir yönüyle din taciridir. Din istismarcısı, ‘din üzerinden çıkar’ elde etmeyi amaç edinir. Din tüccarlığı yapan kişiler, din değerlerinin toplumsal öneme sahip olduğunu bilerek, elde etmek istediği menfaatlere ulaşmak amacıyla dini ve değerleri kullanırlar. Yani bu kimseler, din değerlerini ‘imaj konusu’ yaparlar. ‘Görüntü verirken’, dinin değerleri ön plana çıkarılır ve bu değer istismara açık hale gelir. Gündelik hayatta bu tacirler, insanlar arası ilişkilerde, dini ifadeler kullanarak, mesela ‘Allah adına yemin’ ederek, kendi yalanlarını kapatmaya çalışırlar. Kul hakkına giren haksız eylemlerini, ‘Allah rızası için’ diyerek meşrulaştırır ve zulüm yaparlar. Cami veya Kur’an kursu açarak, çevresine dindar ve dürüst olduğu imajını verirler. Allah’ın dinini, kendi menfaatlerine kullanırlar. Eğer bir insan, bir kuruluş veya bir organizasyon, başka insanların dürüstlüğünden ve saflığından yararlanarak, onlardan (oy) menfaati temin ederek, iktidar olmak ya da iktidarda kalmak için dini ve milli değerleri kullanıyorsa, istismar göz önünde yaşanmaktadır. Bazı din görevlileri, kimi zaman parayla veya başka bir takım maddi karşılıklarla hatim yapıyorsa, cenaze yıkamaları, mevlit okumaları, düğün merasimleri ve mezar başında Kur’an okumaları (para) menfaat içinse, dini istismar ederek dünya için kendilerine çalışıyorlar demektir. Yine cenazenin ardından ölen adına zekat isteme, fitre ya da zekât verileceğinden bahisle hayır için para toplama, cami yaptırılacağından ya da yarım kalan camiyi bitireceğinden bahisle izinsiz yardım alma veya kutsal yapılar adına Kur’an kursu ve yurt bina yaptırmak için para bekleme gibi durumlarda, dinî inanç ve duygular istismar edilmektedir.

Oysa din, toplumda ahlakî bir düzen isteyerek, insanlara iyi olmalarını, başkalarına zarar vermemelerini murat eden, insanı içten kuşatan, ahlak ve vicdan ile bütünleştiren bir yüce değerdir. Dinin ve değerlerin sömürülmesi, istismar edilen değerlere artık toplumun değer vermemesine neden olur. Değerler istismar edildiğinde ve insanlar bunu fark ettiklerinde sözkonusu değer bütünüyle aşınmıştır. Dinin, maddi, siyasi ve dünyevî menfaatlere alet edilmesi, ticaret unsuru olarak kullanması sadece toplumun bu değerlerden soğumasına neden olmaz, böyle davranan insanlar manen iflas ettikleri gibi başka insanların da dinle irtibatlarını kesmiş olurlar. Zira bu kişiler bilerek ya da bilmeyerek, dindarlığın içini boşaltmışlardır. Bu durum bütün milli ve manevi değerler için de geçerlidir: “Vatanseverlik, milliyetçilik, devlet sevgisi, millet sevgisi” üzerine bina edilecek samimi olmayan davranışlar ve büyük yalanlar, toplumun bu değerlere olan inançlarını tümden yok eder.

Peygamber Efendimiz, dinin çıkar amaçlı kullanılacak olmasını yüzyıllar önce görmüş ve: “Ahir zamanda dünya menfaati için dini alet eden riyakârlar çıkar. Sözleri baldan tatlıdır. Bunlar kuzu postuna bürünmüş birer kurttur,” diyerek iman sahiplerini uyarmıştır.

İslam filozofu Kindî de: “Hayvanî nefislerinde yer eden haset kiri ile düşüncelerini kuşatan karanlığın, hakikatin nurunu görmelerini engellediği din istismarcıları, saldırgan ve zalim düşman olarak, haksız yere işgal ettikleri makamları korumak için elde edemedikleri ve çok uzağında bulundukları insanî erdemlere sahip insanları küçümserler. Amaçları başları tutmak, makam ve mevkilerin başına geçmek ve din tacirliği yapmaktır. Gerçekte onlar, dinden yoksundurlar; zira bir şeyin ticaretini yapan onu satar, sattığı ise artık kendisinin değildir. Dolayısıyla dini satanlar, din üzerinden istismar veya sömürü yapanlar, dine sahip olamazlar,” demiştir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün: “Ölülerden medet ummak, medeni bir toplum için lekedir. Efendiler ve ey millet, biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler ve meczuplar memleketi olamaz. En doğru en hakiki yol, medeniyet tarikatıdır,” şeklinde konuşması da “dinin siyasete alet edilmemesi” noktasında bir ikaz hükmündedir.

Öyleyse dinin toplumsal değerini ve gerçekliğini doğru bilmeli ve bunu göstermeliyiz. Din veya milli değerler adına yapılan davranışları “sorgulama, eleştirme, yanlış inanışları yıkma, sırları açık etme ve büyüleri bozma” üzerinden tartışmaya tabi tutmalıyız. Dini Allah’a has kılarak samimi davranışla sadece O’na yönelmiş olanlar haricinde, dini değerlerin bir takım kişiler tarafından dünya menfaati için kullanılmasına bütünüyle karşı çıkmalıyız. Bu konuda insan onurunu koruyarak, uyanık olmalı, dikkatli gözlem yapmalı, topluma karşı sorumlu davranmalı ve gerçekçi durarak doğruları anlatmalıyız. Bu şekilde davranarak din ve değer istismarını önlendiğimizde, toplumdaki değer aşınması önlemiş ve insanlar arasında olması gereken güveni de kurmuş oluruz.

Metin KAZAN

Yararlanılan Kaynak: Değer ve Din İstismarı. Prof. Dr. Ejder Okumuş/ Eskişehir Osmangazi Üniv. İlahiyat Fakültesi Felsefe ve Din Bil. Böl. / https://jasstudies.com/ DergiTamDetay.aspx?ID=2151

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir