Ekinci: “Gelecek Kürt Kuşaklarının Daha Seküler Olacağını Söylemek Mümkün”

“Kürt Sekülerleşmesi” adıyla yakın zamanlarda bir kitabınız yayınlandı. Söyleşiye başlarken sekülerleşme kavramı hakkındaki düşüncelerinizi öğrenmek isteriz. Nedir sekülerleşme? Ülkemizde sekülerleşme genelde dinden uzaklaşma ile ortaya çıkan bir durum olarak algılanıyor. Neler söylemek istersiniz bu hususlarda?

Sekülerleşme çok genel olarak dinin ve diğer doğaüstü öğretilerin güç ve popülaritesini kaybetmesi süreci olarak tanımlanabilir. Elbette din de bu süreçte geleneksel egemenlik alanlarını toplumsal ve kültürel düzeylerde peyderpey kaybediyor. Ancak zannedildiği gibi sekülerleşme dinsizleşmeyle eş anlamlı değil, “dinsizleşmek” de sekülerleşmenin bir biçimi olsa da bir insan hem dindar olup hem sekülerleşebilir. Saha araştırması sürecinde bu gibi örneklerle çok defa karşılaştım. Örneğin bazı katılımcılar görüşme teklifimi “Ben gayet dindarım, seküler değilim, Allah’a inanıyorum, ibadet ediyorum” gibi tepkilerle reddedip araştırma için uygun bir profilde olmadığını söylemişti. Ancak bu katılımcılarla görüştüğümde, her ne kadar inançlı ve ibadetlerini yerine getiriyor olsalar da, önceki kuşakla kıyas edildiğinde bariz bir sekülerleşme sürecini deneyimlediklerini gördüm. Bu örnek şu iki hususu aydınlatıyor: İlk olarak bir insan hem dindar hem seküler olabilir. İkincisi, sekülerleşmeyle ilgili bir yorum yapabilmemiz için muhakkak değişimle ilgili bir referansa ihtiyacımız var. Bir toplumu kendi geçmişiyle ya da bir bireyi kendi geçmişi ve ebeveynleriyle kıyaslamadan sekülerleşme hakkında bir yorum yapmak mümkün değil. Sekülerleşme bu açıdan dinden uzaklaşmadan öte, önceki kuşaktan farklılaşmayla ilgili. Elbette her kuşak farklılaşmasının sekülerleşme olmadığını belirtelim. Değişimin sekülerleşme olarak adlandırılabilmesi için “doğaüstü” öğretilerin kişilerin gündelik yaşamında ve pratiklerinde belirleyici gücünü kaybetmeye başlaması gerekiyor.

Dindar kimliği ve dinle yoğrulmuş geleneği herhangi bir tartışma konusu yapılamayacak Kürt toplumunun 1960’lardan itibaren özellikle siyasal alanda sola yönelmesinin nedenleri neler olabilir? Herkesin malumu olduğu üzere Türkiye’de siyaset genelde sağ çizgide devam ederken Kürt siyasetinde sol etkin. Nedir bunun sebepleri?

Kürt toplumunun “dindar kimliği” vurgunuzun bu toplumun geçmişiyle ilgili olduğunun farkındayım, ancak bunu fırsat bilip bu gibi tanımlamaların hatalı biçimde Kürt toplumunun bugünkü yapısı için de kullanılmasının neden sorunlu olduğuyla ilgili birkaç şey söylemek isterim. Yaşanan hızlı değişim süreçleriyle beraber Kürt toplumunun “dindar kimliği”nin de hızla aşındığı ve geleneksel Kürt toplumu hakkındaki bu tür tanımlamaların geçerliliğini yitirmeye başladığı görülüyor. Geleneksel Kürt toplumu için kuşkusuz “dindar” ve “dinle yoğrulmuş geleneğe sahip” ifadelerini rahatlıkla kullanabiliriz. Ancak Kürt toplumunun “dindar bir toplum” olduğu yönündeki ezberlerin de artık güncellenmesi gerekiyor. Kürt toplumunda bir süredir hızlı bir değişim süreci yaşanıyor ve mezkûr kavramlar gittikçe daha da anlamsız hâle geliyor. Din ve doğaüstü öğretiler genç kuşakların gündeminde ebeveynleri kadar belirleyici değil artık. Kürt kuşakları bu süreçleri çok daha hızlı yaşıyor ve bu açıdan müstakbel Kürt toplumunun kimliği ve kültürü için “dindar” ya da “dinle yoğrulmuş” ifadelerinin yerini “seküler” ve “sekülerleşmeyle yoğrulmuş” ifadelerinin alması hiç de uzak ihtimal değil. Çünkü son birkaç on yıldır Kürt toplumu tarihinde hiç olmadığı kadar hızlı bir değişimle muhatap oluyor. Bunda elbette genel modernleşme süreçleri kadar kitabın da odaklandığı Kürt sol/sosyalist hareketinin yadsınamaz etkileri var.

Peki, yeni Kürt siyasallığı 1960’lardan itibaren neden sola yöneldi ve mesela neden sağda değil de sol/sosyalist hareket içerisinde varlık alanı buldu? Bunun elbette birçok nedeni var, ancak muhtemelen bunda en önemli faktör sol/sosyalist hareketin sağa kıyasla Kürt kimliğini tanımaya daha açık olmasıydı. Sağda ve Türk milliyetçiliğinde Kürt kimliğini içermek bir yana, bu kimliği tanımayan ve dışlayan bir tutum hâkimken sol parti ve örgütler Kürt kimliğini ve haklarını tanımaya görece daha açıktı. Bunun yanında solun “ezilenlerden” ve “dışlananlardan” yana bir söyleme sahip olması da Kürtleri sola yakınlaştıran önemli bir nedendi.

Kitabınız “Kürt Sekülerleşmesi” ve “Kürt Solu”nu merkeze alıyor. Kürt Sekülerleşmesi nedir ve nasıl gerçekleşiyor? Bunda Kürt solunun ne gibi etkileri var?

Kitapta temelde Kürt solu üzerinden yaşanan sekülerleşmeye odaklandım. Araştırmanın temel sorusu da bu doğrultudaydı: Ebeveynleriyle kıyaslandığında gençler dine/doğaüstüne ve bununla ilişkili olan geleneksel kültüre yaklaşımlarında KS’nin etkisiyle nasıl bir dönüşüm yaşıyorlar? Kürt soluna odaklanmamın geçerli ve haklı nedenleri vardı. Bir kere Kürt toplumunda genç kuşakta yaşanan sekülerleşme gözle görülür düzeydeydi. Kuşaklar arasında belirgin bir uçurum vardı ve bunda Kürt solu önemli bir faktördü. Kürtlerle ilgili bazı araştırma verileri de bu gözlemi doğruluyordu. Konda’nın ve Rawest Araştırma’nın Kürtleri ve Kürt gençlerini odağa alan araştırmalarında Kürt kuşakları arasında ülkenin geri kalanına kıyasla oldukça belirgin bir sekülerleşme süreci yaşanıyordu. Kürt toplumunun kendine özgü bu değişim dinamiklerinde esas belirleyici faktörün Kürt solu olduğu anlaşılıyordu. Bu nedenle Kürt soluna odaklanmak ve Kürt toplumunda yaşanan sekülerleşmenin ayırt edici boyutlarını bu yönden anlamaya çalışmak araştırmanın temel amacı oldu.

Kürt sol/sosyalist düşüncesinin miladı 1960’lara dayanıyor. Bu dönemde Kürt solu Türk sol/sosyalist hareketi içerisinde kendisine bir yer buldu, sonraki süreçte bağımsızlaştı, radikalleşti ve nihayetinde 1980’lerden sonra tek bir örgüt üzerinden etki alanını genişleterek hegemonik bir güç haline gelmeye başladı. 1990’lardan itibaren kitleselleşerek toplumsal bir zemine dayanmaya, kendi çapında bir hegemonik güç olmaya ve böylece Kürt toplumunu birçok yönden etkilemeye başladı. Kısacası bu hareketin sol/sosyalist paradigması ve din/gelenek hakkındaki verili sekülerist düşünce ve politikaları, bu yönde siyasallaşan gençlerin sekülerleşmesinde belirleyici bir faktördü. Kürt toplumunda yaşanan değişim sürecini diğer toplumlardan farklı kılan özgün taraf buydu ve Kürt sekülerleşmesi terkibi buna bir göndermeydi.

Yusuf Ekinci

Kürt sekülerleşmesi sürecinde muhtelif temas bölgelerinde gerçekleşen siyasallaşma deneyimleri sekülerleşme sürecinin temel dinamiği olarak işlev görüyor. Bunu daha yakından görmek için katılımcıların yaşam öykülerinde siyasallaşma ve sekülerleşme deneyimleriyle ilgili kırılmalara odaklandım. Siyasallaşma sürecinde etkili olan temas bölgeleriyle ilişkiler ve sol/sosyalist dünya görüşü, gençlerin sekülerleşme süreçlerinin temelini oluşturuyordu. Gençler, politik olarak Kürt solunun sol/sosyalist dünya görüşünü benimsemelerine paralel olarak sekülerleşiyor ve ebeveynlerinden farklılaşıyorlar. Bu politik sekülerleşme ya da sol/sosyalist sekülerleşme sürecinin ise birbiriyle ilişkili muhtelif tezahürleri bulunuyor: Bazı ailelerde son iki kuşakta radikal bir farklılaşma yaşanıyor; ailede, evlilik/flört/boşanma gibi pratiklerde, ibadetlerde, toplumsal cinsiyet alanında ve giyim kuşam tercihlerinde önceki kuşağa kıyasla sekülerleşme eğilimi güçleniyor. Bunun yanında hem politik sekülerleşmenin hem de muhalif olunan politik kategorilerdeki negatif din temsillerinin etkisiyle özellikle genç kuşaklar dinden “soğuma” eğilimini ifade eden tepkisel sekülerleşme deneyimini yaşıyorlar. Siyasallaşmanın bir tezahürü olarak sekülerleşme deneyimini, ebeveynlerden ziyade gençlerde görüldüğünü belirtelim. Ebeveynler siyasal olarak sola yakın olsa bile çoğunlukla dindar kimliğini korumaya devam ediyor.

Modernleşmeyle birlikte sekülerleşme bütün Türkiye’de gözlemleniyor. Kürt modernleşmesi ya da sekülerleşmesini Türk modernleşmesinden ayıran özellikler var mı?

Elbette sizin de vurguladığınız gibi sekülerleşme sürecini sadece Kürtler değil tüm Türkiye deneyimliyor. Genel modernleşme süreçleri tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de ve Diyarbakır’da da etkisini gösteriyor. Ancak Kürt toplumunda yaşanan değişim süreçlerini özgün kılan bazı dinamikler mevcut. Sonuçları itibariyle benzeşse de hem değişimin dayandığı temel nedenler itibarıyla hem de değişimin hızı ve niteliği açısından Kürt sekülerleşmesi Türk sekülerleşmesinden farklı yönlere sahip. Bu farklılığı belirginleştiren temel faktörün Kürt solu olduğu anlaşılıyor. Yukarıda değindiğim Konda ve Rawest Araştırma’nın saha bulguları, Kürt toplumunda yaşanan özgün sekülerleşme dinamiklerini açıkça gösteriyor.

Konda’nın Seçmen Kümeleri araştırmasına göre Türkiye’de tüm seçmenler içinde “inançsız”ların oranı %3 iken, aynı oran HDP seçmeni özelinde %11’dir. Bu seçmen kümesi içinde kendisini “inançlı” olarak tanımlayanların oranı da 2010’dan itibaren sürekli olarak azalıyor (Kutlu, 2018). Rawest’in Kürt Gençler’20: Benzerlikler, Farklar, Değişimler başlıklı araştırmasına göre ise Türkiye genelinde Kürt gençler arasında “ateist, deist, agnostik” oranı %17,3 kadardır. HDP seçmeni Kürt gençler özelinde bu oran %25,8’dir. Kendisini “deist, ateist, agnostik” olarak tanımlayanların dörtte üçü ise siyasi olarak kendisini HDP’ye yakın görüyor. Kitapta “inançsız” oranından öte sekülerleşme eğilimlerini anlamaya odaklandığımı belirteyim. Yine de bu oranlar, Kürt toplumunda yaşanan sekülerleşme eğiliminin “şiddeti” ve kendine özgü değişim dinamiklerine dayanıyor olması hakkında bazı ipuçları veriyor. Söz konusu veriler, hem değişimin ülkenin geri kalanından farklı derece ve biçimlerde yaşandığını gösteriyor hem de meseleyi “Kürt sekülerleşmesi” olarak adlandırmaya izin veren bazı özgünlükleri işaret ediyor.

Kürt sekülerleşmesinin sekülerleşme literatüründen farklı yanları var mı? Kürtlerin sekülerleşme sürecinde sol/sosyalist faktörlerin etkin olduğu, sol/sosyalist sekülerleşmenin, sekülerleşme literatüründe ihmal edilen konulardan biri olduğu gibi bir tespitiniz söz konusu. Sekülerleşmeyle ilgili araştırmaların Katolik/protestan Batı’ya odaklandığı sosyalist sekülerleşmenin pas geçildiği bir ortam söz konusu. Neler düşünüyorsunuz bu konuda?

Yukarıda da belirttiğim gibi Kürt sekülerleşmesinin özgün ve diğer toplumlardaki sekülerleşme deneyimlerinden farklı tarafları var. Kitabın ulaştığı önemli sonuçlardan biri sekülerleşme sürecinde sol/sosyalist faktörlerin de etkili olabildiğiyle ilgiliydi. Literatüre hâkim yaklaşım, sekülerleşmeyi Batı merkezli kapitalist modernleşme süreçlerinin neden olduğu bir sosyo-kültürel değişim süreci bağlamında ele alıyor. Dolayısıyla sekülerleşmeye/sekülerizme dair bilimsel araştırmalar Katolik/Protestan Batı’ya odaklanıyor ve “sosyalist sekülerleşme” ile ilgili olguları “sistematik bir şekilde görmezden” geliyor. Kürt modernleşmesi ve dolayısıyla sekülerleşmesi sürecinde Batılı kapitalist modernleşmenin yanında sosyalist sekülerleşme de belirleyici bir faktör olarak öne çıkıyor. Kitap, bu anlamda Kürt sekülerleşmesinin kendine özgü deneyimlerine odaklanmak suretiyle literatüre mütevazı bir katkı da yapıyor.

Hocam Kürt sekülerleşmesini tepkisel ve radikal sekülerleşme olarak kavramsallaştırıyorsunuz. Bu tepkiselliğin sebepleri hakkında neler söylersiniz?

Radikal sekülerleşme ve tepkisel sekülerleşme kavramları, saha bulgularından hareketle ulaştığım özgün kavramlardı. Radikal sekülerleşme kavramıyla kastedilen şey, Kürt kuşakları arasında yaşanan farklılaşmanın hızlı ve keskin olmasıyla ilgili. Radikal sekülerleşme kavramını ya tek bir biyografide dindarlıktan seküler bir dünya görüşüne büyük değişim yaşamak ya da dindar bir aile geleneğine mensup olup deist, agnostik ve ateist gibi seküler bir dünya görüşüne sahip olmak anlamında kullanıyorum. Katılımcı gençlerin birçoğunda bahsi geçen değişim ani ve radikal nitelikteydi. Bu açıdan gençlerin çoğunun anlam dünyası, dünya görüşü, doğaüstü öğretilere yaklaşımı ve gündelik pratikleri önceki kuşaktan keskin bir şekilde farklılaşıyor. Kürt toplumunda bu radikal farklılaşmanın son iki kuşağa kadar görünür olmadığını, yeni bir olgu olduğunu belirtelim.

Tepkisel sekülerleşme olgusu da Kürt sekülerleşmesinin özgün dinamiklerinin bir tezahürü. Kürt sol/sosyalist dünya görüşüne yakın olmaktan bağımsız değilse de bu süreç, daha ziyade İslam’ın negatif temsillerinin neden olduğu dinden soğuma deneyimleriyle ilgili. Dinin negatif temsilleri, dini liderlerin ve cemaatlerin devlet yanlısı tutumu, bazı tarikat ve cemaatlerle ilgili şaibeler, politik iktidarın dinle ilişkisi, dinin statükoyla ilişkilenmesi ve Kürt toplumundaki içsel faktörlerden biri olarak geleneksel Kürt toplumsal yapısının gençler tarafından “gerici”, “cinsiyetçi” ve “bağnaz” görülen gelenekleri gibi faktörler özellikle muhalif gençleri dinden soğutan bir işlev görebiliyor. Elbette bu olgu bir süredir Türkiye’de diğer etnik ve siyasi görüşten gençlerde de görünür olmaya başladı. Bu açıdan bunun sadece Kürt gençlerinin yaşadığı bir deneyim olduğunu söyleyemem. Ancak Kürt toplumunda PKK ve onun Suriye’deki muadili YPG ile çatışmalar yaşamış Kürt Hizbullahı ve IŞİD gibi dini örgütlerin de etkisiyle “dinden soğuma”nın daha güçlü olduğunu söylemek mümkün. Hatta bu nedenlerle bazı katılımcılarda “İslâmofobik” tepkileri görmek mümkün olabiliyor.

Son olarak genç kuşağın yaşadığı bu sekülerleşme deneyimleri ışığında Kürt toplumunun geleceği konusunda neler söylenebilir?

Aslında gelecekte toplumların nasıl ve ne yönde değişeceğiyle ilgili yorum yapmak için ihtiyatlı olmak gerekiyorsa da eldeki veriler Kürt toplumunda sekülerleşmenin gittikçe yaygınlaşacağını gösteriyor. Çünkü gençlerin sekülerleşmesinde ebeveynlerin sekülerlik düzeyleri de etkilidir. Yapılan bazı araştırmalar seküler ebeveynlerin sosyalleştirici etkisinin de seküler olduğunu gösteriyor. Bu açıdan bugünkü seküler gençlerin çocuklarının sekülerleşmeye daha açık olacağını, müstakbel Kürt kuşaklarının gittikçe daha seküler olacağını söylemek mümkün.

Kitabımızı konuşma fırsatı yaratan bu söyleşi için teşekkür ederim.

Biz teşekkür ederiz Yusuf Bey. 

Muaz ERGÜ

Yusuf EKİNCİ

  • 1984 Dörtyol doğumlu.
  • İlk ve orta öğrenimini Dörtyol ve Batman’da tamamladı.
  • Kafkas Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nden mezun oldu.
  • Gaziantep Üniversitesi’nde Sosyoloji Anabilim Dalı’nda “Müslüman, Proleter, Muhalif: Türkiye’de Anti-Kapitalist Müslümanlar” başlıklı teziyle yüksek lisans, Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi’nde Sosyoloji Anabilim Dalı’nda “Kürt Sekülerleşmesi: Kuşak Farklılaşması Bağlamında Diyarbakır’da Dinî Değişim” başlıklı teziyle doktora derecesini aldı.
  • Bizim Müstakbel Hep Harap Oldu (2016, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları) adlı kitaba eş yazar olarak, muhtelif kitap ve dergilere ise kitap bölümleri ve makaleleriyle katkıda bulundu.
  • Çalışma konuları ve ilgi alanları arasında sosyal teori, din sosyolojisi, göç sosyolojisi, toplumsal değişme ve etnisite vardır. Gaziantep’te öğretmen olarak çalışmaktadır.

One Comment

  1. Mesut Özünlü Reply

    Sekülerleşmek dinsizleşmek değildir. Tanrı’nın objektifliği ile insanın sübjektifliğinin çatıştırılmaması arayışıdır. Selamlar, saygılar.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir