“Sezai Karakoç‘a Doğru” alt başlığını taşıyan “Günler Çözüldükçe” adlı kitabınız geçtiğimiz aylarda yayımlandı. Okuru bol umarız. Böyle bir kitabı hangi amaçla, neyi düşünerek yazdınız? “Günler Çözüldükçe” bir biyografi, bir hatıra kitabı mı? Nasıl değerlendirmeliyiz bu kitabınızı?
Bu kitapta üç yoldan tek merkeze ulaşma çabası var. Sezai Karakoç’un şiiri, benim şiir maceram ve Türkiye. Her üçü de bir araştırmanın değil ortak yaşamın konusu olduğu için onları kendimce belirginleştirip ayrıştırmak istedim.
Kitabınızın adı rastgele verilmiş bir kitap adına benzemiyor. “Günler Çözüldükçe” adını çözümleyin desek neler söylersiniz?
Ayrıca bir yoruma ihtiyaç duymayacak kadar açık aslında kitabın ismi. Çağrışım kadar yolunu net ortaya koyuyor. Çözerken çözümler, çözümlerken yorumlarsınız.
Sezai Karakoç ismini ilk ne zaman duydunuz? Nasıl oldu Sezai Bey’in sizin dünyanıza girmesi?
Bunu kitabın girişinde detaylı şekilde anlattım. Okurlar orada ayrıntıları okuyabilirler.
Ömer Bey genelde yazarlarla, şairlerle ilk karşılaşma, tanışma ilginç olur. Hele sosyal medyanın bu kadar yaygın olmadığı zamanlarda ilk karşılaşmalar daha şaşırtıcıydı mutlaka. Çoğu zaman yazar ya da şairler okuyucunun kafasındaki imaja pek uymaz. Sizin Sezai Karakoç’la ilk karşılaşmanız nasıl oldu? Neler hissettiniz? Hatırladığınız kadarıyla anlatır mısınız?

Her şey şaşırtacak kadar yalın ve abartısızdı. Bir ağacın bozkırda kendiliğinden gölge salması kadar doğal.
Şimdiden geçmişe baktığınızda sizi Sezai Karakoç’a götüren saikler hakkında neler söylersiniz? Neden o zamanlarda başka bir şair, yazar değil de Sezai Karakoç?
Çünkü lise çağımın sonuna doğru içine girdiğim düşünsel atmosfer böylesi bir süreci doğurdu. Benim planımla değil hayatın akışıyla geldi bu tanışıklık.
Karakoç’la aynı dönemde yaşayan Cemal Süreya, Ece Ayhan, Turgut Uyar, Edip Cansever, Ülkü Tamer, İlhan Berk… gibi Türk şiirinin öneli isimleri her zaman ve zeminde görünür olmuşlar. Şiir, edebiyat üzerine konuşma, tartışma ortamlarında bulunmuşlardır. Sezai Bey böylesi ortamlarda bulunmuyor. Gözükmüyordu, göz önünde değildi. Çağdaşlarıyla bu ayrışma noktasında neler düşünüyorsunuz?
Bu hem Karakoç hem şiirimiz hem de dönem için büyük talihsizlik. Bir noktadan sonra ideolojik dünya görüşüne bağlı kopmalar yaşanıyor.
Sezai Karakoç sosyal ortamlarda görünmüyor, konuşmuyordu bunu biliyoruz. Yayınevinde ya da daha dar ortamlarda edebiyat, şiir üzerine konuşur muydu? Sezai Bey’in bu görünmeme, ortada olmama tercihini siz neye bağlıyorsunuz?
Daha çok kendi yanına gelip giden gençler ve ziyaretçilerle konuşuyordu. Edebiyat daha geri plandaydı.
Sezai Bey’in çok yakınında oldunuz, Onunla aynı ortamı paylaştınız. Yazdıkları dışında göz önünde olan biri değildi Üstat. Neler söylersiniz Onunla aynı ortamı paylaşmış biri olarak Onun hakkında?
Bir insanın hayatında olabilecek en zor fakat bir o kadar da samimi ve kaynak bir kişilikti.
Karakoç edebiyat, şiir dışında sinema, tiyatro, müzik… gibi sanat dallarıyla ilgili miydi? Müzik dinler miydi mesela?
Sanat faaliyetleri onda bir yaşam pratiği olarak gözükmezdi. Kavramsal planda daha çok ilgileniyordu.
“Kapalı Çarşı”, “Kız Kulesine Gazel”, İstanbul’un Hazan Gazeli” şiirlerini yazan “ve ben karadan geldim ama denizi üstlendim”, “artık ölebilirdim/Bütün İstanbul şahidim” diyen Karakoç için İstanbul neyi ifade ediyordu?
Ona göre İslam medeniyetinin başkenti olduğu kadar gelecek idealinin de kalbiydi.
Sezai Karakoç’un çok yakınında bulunmuş biri olarak “Diriliş” ve “Diriliş Düşüncesi” hakkında neler söylersiniz?
Diriliş bir insan ufku çizen ve bunu kültür sanat kadar inançla destekleyen çağdaş ve samimi bir yol önerisidir.

Sezai Karakoç “Diriliş Partisi” adıyla bir parti kurdu. Daha sonra adı “Yüce Diriliş Partisi” oldu. Göz önünde bulunmayan, kitlelerden ve kalabalıklardan uzan duran birinin tamamen kitleye, kalabalığa hitap eden parti kurmasını siz nasıl değerlendiriyorsunuz? Neler söylersiniz?
Düşünsel hareketinin doğal bir açılımı olarak görüyorum. Parti kitlesel bir harekettir fakat Türkiye’nin onun çizdiği yolu benimseme ihtimali zayıftır.
Popülist ve anamalcı olmadığı kadar pragmatist ve kavgacı değildir çünkü.
Ömer Bey kitabı hazırlarken önce yazıp sonra sildiğiniz bölümler oldu mu? Ya da kitap yayımlandıktan sonra şunu da yazmalıydım dediğiniz ve kimsenin duymadığı bir hatıranız var mı Sezai Bey’le? Bahsetmek ister misiniz?
Çok hatıra var. Onları günlüklerle yeniden kitap yapmak isterim.
Son olarak neler söylersiniz?
Umarım bu kitap vasıtasıyla sakince ve sevgiyle düşünmek mümkün olur.
Teşekkür ederiz.
Ömer ERDEM
- 1967 doğumlu.
- Bozkır Lisesi ve İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesini bitirdi.
- Modern şiir üzerine akademik çalışmalarda bulundu.
- İlk şiiri Diriliş Dergisinde yayınlandı.
- Şair arkadaşlarıyla Kaşgar dergisini kurdu.
- 1996’da ilk şiir kitabı Dünyaya Sarkıtılan İpler okurla buluştu.
- Şiir ve şairler üzerine eleştiri ve inceleme yazıları kaleme aldı.
- Son kitabı Güneş Kalır Bir Başına ile beraber toplam on bir şiir kitabı yayımlandı.
- Evvel, Kireç, Kör, Pas, Azap, İstanbul’a şiir kitaplarından bazılarıdır.
- Deneme yazılarından bir seçkiyi Yakınlıklar adıyla kitaplaştırdı.
- Cahit Zarifoğlu, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Attila İlhan, Oğuz Tansel şiir ödüllerine değer görülen şair Nisan ve Atlas’ın babasıdır ve İstanbul’da yaşamaktadır.

Son Yorumlar