Değil mi ki her gidiş bir dönüşü büyütür bağrında. Dönüşe durmayan bir gidiş, gidiş değildir esasında. Değil mi ki her yitiş bir varoluşu besler koynunda. Varlığa meyletmeyen bir yitiş, yitiş değildir esasında. Değil mi ki kaybedişler buluşlara gebe, acılar sevinçlere teşnedir her daim. Hüzünler gök mavisi mutluluklar demler yüreğinde. Bitişler yeniden başlangıçlara kapı aralamanın bir başka dilde adıdır her daim.
Evvel ev vardı ve evle var oldu adam. Evle tanındı, evle bilindi, evle büyüdü adam. Çok şey sığdırdı eve adam. Büyüdükçe büyüdü. Çok büyüdü ve sığmaz oldu eve, dar geldi korunaklı dünyası evin. Taştı evden yüreği adamın bilinmezliklere, cezbeden hayallere doğru. Açılıverdi yepyeni dünyalara, öteki evlere meyil saldı. Uzaklara sevdalandı. Değil miydi ki uzaklar tuzaklarla doluydu. Uzaklar yalnızlıklarla meşhurdu. Uzaklar meçhule uzanan kapılardı masal çağlardan bu yana. Her kapının ardında yedi kapı, her yedi kapının ardında başka kapılar vardı. İhanetler tenhadaydı, düşmanlıklar pusuda. Dostluklar haraç-mezat satışta bit pazarında, insanlık izbe sokaklarda ablak suratlı adamların elinde rehineydi. Adam, geç fark etti yalnızlığını. Köprülerin altından çok sular akmıştı gördüğünde yanlışlıklarını.
Çıkış aradıkça duvarlarına çarptı içindeki girdabın. Yüreğindeki karmaşanın dar koridorlarında debelendi epey bir zaman. Sonu gelmez kaçışlara sığındı. Hiçbir yere götürmeyen yollarda dolandı avare kasnak misali. Mecalsiz kaldı, biçare oldu, yığıldı kaldı ıssızlığın ve kimsesizliğin orta yerinde. En uzağındayken en yakınına vardı. Evvel ev vardı ve evle var olmuştu adam. Evle tanınmış, evle bilinmişti varlığı. Aradığını bulmanın sevinci yayıldı bütün bedenine. Yüreğinden taşıp kuşattı her yanını huzur.

Ev hep vardı ve hep oradaydı. Üzerinden ter kokan yazlar, zemheri soğukları, çiçek kokan evvel baharlar ve eylül yağmurları geçmiş, rüzgar kayadan ne alabilirse ancak onu almış, ne fırtınalar ne boranlar atlatmış ama hep var olmuştu ve hep oradaydı ev. Gıcırdayan bir kapıyı korku ve ümitle açtığında sanki sabah çıktığı evine akşamla dönüyordu. İyice yokladı kendini adam.
Oraya ait olmayan ne varsa, üzerinde iğreti duran ne varsa eski elbiseler gibi çıkarıp bırakıverdi kapının önüne sessizce. Bir tüy gibi dalıverdi içeriye. Avluda kurulu sofranın başına geçti ve oturdu yerine. Kimse bir şey sormadı ve kimseye bir şey söylemedi.
Kaşığı eline aldı, bir komut verir gibi bütün varlığıyla ‘bismillah’ dedi. Kendinden kendi dışına, kendi dışından kendine zahmetli bir yolculuğu nihayete erdirmenin iç huzuruyla baş başa kaldı. Bütün uzuvları mutluluk, bütün hücreleri şükür kesti. Gayri ihtiyari kıpırdadı dudakları ‘Ne mutlu ki ev var ve hep orada.’ dedi…
Fadıl KARLIDAĞ

Son Yorumlar