Yazmak, çoğu zaman içe doğru yapılan uzun bir yolculuğun dış dünyada bıraktığı izdir. Her yazar kendi sessizliğinden, kendi karanlığından ve kendi hakikatinden yola çıkar; zamanla bunlardan bir dünya kurar. İçten Kozmosa, yazarların bu yaratım serüvenine iki soru eşliğinde yaklaşmayı amaçlıyor. Çünkü bazen bir yazarı anlamak için bütün kitaplarını okumak yerine, doğru iki soruyu sormak yeterlidir.
İç dünyanızdaki duygu ve düşünceleri özgün bir anlatı evrenine dönüştüren yazarlık yolculuğunuz nasıl şekillendi?
Hayal gücünün sınırsızlığı karşısında çoğu düşüncenin uçup gitmesine engel olmak istediğim için yazmaya başladım. Okumayı bilmezken bile annemin anlattığı masalları değiştirip dönüştürürdü zihnim.
Okula başlayınca Ömer Seyfettin hikâyelerinin benzerini kurgulamaya çalıştım mesela. Kendi kendime onlarca şarkı sözü yazıp çoğunu içimden mırıldanırdım. İzlerdim, dinlerdim, görürdüm. Farklı olan ne varsa dikkatimi çekerdi. Onunla ilgili düşüncelere dalıp gider sonra kendimi yazarken bulurdum. Yakın çevrem, öğretmenlerim yazdıklarımı okudukça pekişti durum. Metinler çoğaldıkça düşündüklerimi, hissettiklerimi kalıcı hâle getirdiğimi gördüm.
Başkası için değil önce kendim için yazdım. Yazdıkça düğümlerim çözüldü. Yazdıkça sevincim arttı. İnsanın karmakarışık evrende düğümsüz olması da düşünülemezdi hoş. Sesin söze dönüşmesi muhteşem konforlu. Anladığın gibi deyip geçiyorsun. Bir cümleden sayısız anlam çıkarmak, oyun gibi gelirdi bana.
Okudukça yazma isteğim, yazdıkça okumaya ihtiyacım arttı. Bu döngü beni edebiyat fakültesine, dergilere ilgi duymaya yöneltti. Yazmaya erken, yayımlatmaya geç başladım hep söylerim. Ama zamandaki güzelliği de görmedim değil. İlk kitabı 37 yaşında yayınlanmış biri olarak yolun hem çok uzun hem de sanılandan kısa olduğunu düşünüyorum. Çünkü zamanı, ancak yazdıklarımızla frenleyebiliyoruz.
Yazdığınız onca hikâye, karakter ve dünyanın merkezinde yer alan; hâlâ da peşinden gitmeyi bırakmadığınız temel soru nedir?
“En tehlikeli insan tipi az anlayan, çok inanandır.” der Çehov. Bu sözün devamında en çok şu soruyu sorarım: Anlamak, adlandırmaktan zor mu? Yazdığım çoğu metinde anlaşılmazlıktan doğan çatışmalar, kendini aklama ve anlatma çabası var.
Anlamaya çalışmak iletişimin özü oysa. Öykülerimdeki kötü karakterleri bile tarafsızca yazdığım söylenir. Anlamaya çalışmanın izleri hepsi ve iyi ki öyle değilse anlamlandırmaya çalıştığım şeyle karşılaştığım olaylar arasında bocalardım.
Teşekkür ederim.
Biz Teşekkür ederiz.
Fatma Nur UYSAL PINAR
- 1987 Karaman doğumlu.
- Mersin Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden 2008’de mezun oldu.
- Harran Üniversitesi’nde tezsiz yüksek lisans eğitimini tamamladı.
- Kısa bir süre Berlin’de yaşadı.
- Okuma ve yazma faaliyetleri orada da devam etti. 2015’dw Diyarbakır’ın Kulp ilçesinde öğretmenliğe başladı.
- Uzun zaman yazıp biriktirdiği metinleri, 2020’de yayımlatmaya karar verdi.
- Mahalle Mektebi, Hece Öykü, Hece, Edebiyat Ortamı, Muhit, Türk Edebiyatı, Geçerken, Diyanet, İzdiham, Söğüt, Şiar, Okur, Yitiksöz, Daima Edebiyat, Hisdüşüm gibi dergilerde öykü, küçürek öykü, deneme, inceleme ve şiirleriyle yer aldı.
- Hâlen Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeni olarak Konya’da görev yapmaktadır.
- “Miyase Çıkmazı”, ilk öykü kitabı; “Söz Oyası” küçürek öykülerden oluşan ikinci kitabıdır.

Son Yorumlar