Bardaktan boşanırcasına yağan yağmur sizi sırılsıklam eder ancak düşen damlaları fark edemezsiniz. O kadar hızlı hareket eder ki bir kova su kafanızdan aşağı boşalıyor gibidir sadece. Oysaki hissetmek ister insan, her bir damlanın vücudunuzun bir yerine çarptığını hissetmek ve o hissi yaşamak, hafızaya almak ve hatırlamak.
Hissetmek, hayatta olduğunuzun en büyük kanıtıdır. Hissedersiniz; yüzünüze çarpan rüzgarı, sol yanağınıza düşen damlayı, avucunuza konan kar tanesini, tüylerinizi diken diken eden soğuğu. Minimal bir yaşam arzusu bütün bunları değerli kılar. Minimalize edilmiş bir hayat, sıradanlığın cazibesinde kendini özelleştirir. “An” dediğimiz şeyi yaşamak için duyularımızı harekete geçirip etrafımızda olan bitenin biraz farkında olmak gerekiyor. Şehrin kaosa dönmüş yaşamında bu mümkün gözükmezken taşra sağladığı minimal hayatla doğayı özümseyerek şu anda kalmayı kolaylaştırıyor.

Hayatı deniz üstünde geçen Ali’nin hayatı da bu minvalde seyrediyor. Yıldızların yeryüzüne yansıttığı ışığın altında oturup kalmanın huzuru. Denizin kıyısında hatta tam olarak üzerinde sürdürüp gittiği yaşamı sakinliğin lükse döndüğü günümüzde bizler için bir lüks gibi görünüyor. Hayatın yavaş akması bugünün en büyük lüksü.
2018 yapımı olan filmin konusu, balıkçı olan Ali (Kıvanç Tatlıtuğ), Kaş’ta babasıyla birlikte tekne kiralama işi yapmaktadır. Tüm dünyası yaşadığı kasaba olan Ali’nin karşısına çıkan gizemli kadın ile yaşadığı tek gecelik aşk hayatını tamamen değiştirecektir. Adını dahi bilmediği kadından bir çocuğu olmuştur ancak kadın bu çocuğa bakacak kadar sağlıklı değildir. Bunun üzerine Ali artık hayatını küçük oğlu Efe’ye (Alihan Türkdemir) adamak zorunda kalmıştır. Ali’nin hayatta tek tutunduğu dal oğlu Efe diğer çocuklardan farklıdır. İletişim sorunu olan Efe, gülüp oynayan, duyduklarına tepki verebilen bir çocuk değildir. Oğluyla bağ kurmaya çalıştıkça daha da yalnız hisseden Ali’nin en büyük isteği ise, oğlunun onu anladığını bilmek ve bir kere olsun yüzüne baktığını görmektir. Ali’nin oğluna duyduğu sevgi, ikisinin de hayatını şekillendirecektir.

Bir baba ile oğlun hikâyesinin anlatıldığı dram tarzı filmin yönetmenliğini Bora Egemen üstlenmektedir. Ali’nin en büyük destekçisi olan babası Haşmet’i kaybetmesiyle hayatı tepetaklak olur. Oğlu ile sağlıklı bir ilişki kuramayan Ali tamamen yalnız kalmıştır ve hızla dibe doğru sürüklenmektedir. Oğlu Efe’nin müziğe karşı yeteneğini keşfetmesi umudunu yeşertir ancak babasının vefatıyla kendini kaybeden Ali, oğlunu da ihmal eder. Ta ki kendisine gelen bir telefona kadar. Efe’yi de alıp İstanbul’a gelen Ali, oğlunun bu yeteneğini Kaş’ta keşfeden Feridun Düzağaç’ın konserinde seyircinin takdirine sunar. Efe, bu sahnede bizlere babasının ilgisine ve iletişim kurma çabalarına karşı sanılanın aksine tamamen duyarsız kalmadığını kanıtlar.
Filmin oyuncu kadrosunda ayrıca Büşra Develi ve Yücel Erten de yer almaktadır. Filmin çekimleri ise Antalya Kaş’ta gerçekleşmiştir. Filmin müzikleri önemli müzik adamlarından biri olarak kabul edilen Fahir Atakoğlu’na emanet edilmiştir. Filmi izlerken bir yandan da müzik ziyafeti çekmektedir seyirci. Harikulade görüntülerin mimarı ise Stefano Morcaldo’dur. Doğanın bu güzellikleri karşısında nutkumun tutulduğunu itiraf etmeliyim. Kaş’ta günbatımını izlemek bence ölmeden önce yapılacaklar listesine eklenmeli ve asla ertelenmemeli.

Emel AKBAŞ

daha tarihi kitap ve filmler paylaşmanızı bekliyoruz ç.
Tarih ile ilgili kitap değil de film olabilir. Selamlar