Hanifi Kayan ve Kubbealtı Fotokopi

1995-2000 yılları arası… İstanbul Üniversite’sinde öğrencilik yıllarım. O zamanlar kitaba gerçekten değer veriliyordu. İnsanlar okumayan yazar olmaya hevesli değillerdi. O zamanlar beş yıldızlı avm’ler yok denecek kadar azdı. Tabii ki zincir kitabevleri de… Kitaplar birer meta ya da nesne muamelesi görmüyordu. Kitaplar kitap okumaya zaman bırakmayan, teknolojik zımbırtılarla bir arada pazarlanmıyordu. Kitapçıların dek derdi kitap satıp para kazanmak değildi. Kitap okumayan, kitabı sevmeyen patronları yoktu kitabevlerinin.

O zamanlar pasajlarda kitabevleri… Kapısından girdiğinizde sizi karşılayan kitap kokusu… Sahaflar… Kitap müdavimlerinin bir araya geldiği tadına doyulmaz kitap sohbetleri… Herhangi bir ticari kaygı gütmeyen kitabevleri… Dükkanına giren insanları müşteri olarak görmeyen kitabevi sahipleri… Kitaptan anlayan, kitaba bir meta gibi bakmayan, yüzlerce kitap arasından istenilen kitabı anında seçip isteyene sunabilen kitapçılar. Kitaba dokunan, kitabın sayfalarına dokunmaktan keyif alan kitap tutkunları… 

***

Yukarıda bahsettiğim yıllarda Cağaloğlu’nda küçük ama dikkat çeken bir mekân vardı. Cağaloğlu, Babıâli yokuşu kitabevleri, yayınevleri, gazete büroları bakımından zengindi. Hareketli bir kültür ortamı vardı. Oralar bugünkü gibi sadece turistlerden para kazanma hedefine kilitlenmemişti. Canlı bir dokusu vardı buraların. İşte Cağaloğlu’ndaki bu hareketli ortamlardan biri de küçücük bir mekân olan Kubbealtı Fotokopi idi… Mekân küçük ama etkisi ve içi devasa… Buranın adındaki fotokopi sizi yanıltabilir. Kubbealtı Fotokopi’nin adına bakmak ve burayı sadece bir fotokopici olarak görmek yanlış hem de büyük yanlış. Kubbealtı Fotokopi bir fotokopiciden daha fazlası. Kapıdan içeriye adımınızı attığınızda bir başka dünyaya girerdiniz. Fotokopi makinelerinden önce cilt makinesi, raflarda rengarenk ciltlenmiş kitaplar, masalarda ciltlenmeyi bekleyen Osmanlıca kitaplar, dergiler, gazeteler… Ortama azıcık dikkat ettiğinizde bir tarihin içine düştüğünüzü anlardınız. 

Kubbealtı Fotokopi’nin sahibi, işletmecisi sahaflıktan gelen, kitapla dost olan herkesin dostu Hanifi Kayan. Güleryüzlü, hoşsohbet… İşinin ehli. İşi sadece fotokopi çekmek değildi. Kitap tutkunu. Gerçi buraya gelenler yalnızca fotokopi çektirme ve kitap ihtiyacı dolayısıyla gelenler değildi. Bilinen anlamda fotokopi çekip insanın eline sıkıştıran bir fotokopici profiline hiç benzemez Hanifi Abi. Sohbeti, muhabbeti hoş bir gönül insanı. Sakin biri, müşterilerinin iki ayağını bir pabuca sokan telaşlı işletmecilerden değil. Zaten telaşlı, aceleci insanların burada işi olmazdı. Günümüzün hızlı işleyişinin ve şehrin hıza odaklı temposunun aksine asude bir tavrın insanıydı. Aynı zamanda işinin ehli, yaptığı işin hakkını her daim veren… Baştan savmacılık kitabında yer almaz. Evet, işinde de, dostluğunda da, müşterileriyle ilişkilerinde de aleladelik, laubalilik, gereksiz ciddiyet, sınırsız cıvıklık bulunmazdı hiçbir zaman.

Hanifi Abi üniversiteyi kazanınca memleketi Malatya’dan İstanbul’a geliyor. Seksenli yılların başında Beyazıt Meydanı’nda kendi kitaplarını satarak sahaflık yapmaya başlıyor. Beyazıt Çınaraltı’nda… Bahsettiğimiz zamanlarda buralar çok hareketli. Kitap dışında antika eşyalar, saatler, tespihler, yüzükler… ne ararsan satılıyor. Daha plastik, sentetik egemenliğini ilan etmemiş. İnsanlarda zevk var. Buradaki sahaflar çarşısına dünyanın değişik yerlerinden insanlar uğruyor. Kaliteli bir insan potansiyeli var. Para kazanma hırsı insanların gözünü henüz kör etmemiş. Sahaflık yapanlar kitap tutkusundan dolayı yaparmış sahaflığı. 

Hanifi Abi üniversitede okurken aynı zamanda çalışıyor da. Üniversite ikinci sınıfta evleniyor. Okulu bırakıp çalışmaya ağırlık vermek zorunda kalıyor. Bir kaç yıl Çınaraltı’na devam ettikten sonra 1985’ten sonra Cağaloğlu’nda fotokopiciliğe başlıyor. O zamanlar fotokopi önemli özellikle de  öğrenciler için… Ders notları, piyasada bulunmayan kitaplar, hocaların özel olarak hazırladıkları dokümanlar… fotokopicilerde bulunabilirdi. Kubbealtı Fotokopi, O zamanlar adı Başbakanlık Devlet Arşivleri olan arşivin eski merkezine çok yakın. Malum olduğu üzere şimdilerde Kağıthane’de bulunan arşiv merkezi daha önce Cağaloğlu civarındaydı. Bu durum birçok araştırmacının Kubbealtı Fotokopi’ye gidip gelmesine vesile oluyor. Üniversite öğrencileri, yüksek lisans öğrencileri, araştırmacılar, tarihçiler, hocalar, tarihe ilgi duyanlar…

Fotokopi çekilmesi için dükkâna getirilen kitaplardan birer nüsha da kendisi için ayırıyor Hanifi Abi. Tabi bunu kitabı fotokopiye getirenlerin izni dâhilinde gerçekleştiriyor. Aynı zamanda sahaflık zamanlarında eline düşen nadir eserleri de biriktiriyor. Bu vesilelerle elinin altında büyük bir külliyat oluşuyor. Kendi arşivini kuracak derecede materyale sahip oluyor. Osmanlıca süreli yayınlar arşivi mesela. Dil, edebiyat, tarih alanında önemli kitaplar, dergiler, gazeteler; Arapça, Osmanlıca ve birçok yabancı dilde basılmış eserler… Baskısı olmayan kitaplar…

Hanifi Kayan kişisel arşivini başkalarıyla paylaşmaktan ve işi düşenlere açmaktan çekinmiyor. Cimri değil bu konuda. Bu sebepten dükkânın müdavimi azımsanmayacak derecede çoktu. Günümüzde tanınan, bilinen sosyal bilimler, tarih ve edebiyat alanındaki birçok ismin yolu Kubbealtı Fotokopi’ye uğramıştır. Şu an aklıma gelen müdavimlerden bazıları İlber Ortaylı, Teoman Duralı, Mehmet Genç, İhsan Fazlıoğlu, İsmail Kara, Ali Birinci… Ona arşivin gizli kahramanı dersek abartmış olmayız. Tarihçilerin, edebiyatçıların, araştırmacıların, akademisyenlerin, doktora öğrencilerinin yolu mutlaka Kubbealtı’na uğramıştır. Hatta ben rahmetli Sedat Umran’la ilk kez burada karşılaşmış ve akabinde tanışmıştım.

Kayan Anadolu Ajansı’na verdiği bir mülakatta şu değerlendirmeyi yapıyor: “Eski günlerde dükkanı açardım, çay demlerdim, üniversiteden bir hoca gelirdi. Şu anda yüzde 90’ının profesör olduğu hocaların hepsi buraya gelirdi. Hatta tanımadığım tarihçi kalmadı. Mesela Halil İnalcık Hoca’nın bir gün arşivden çıkıp geldiğini görürdüm. Hoca geldi oturdu, çay demlemiştim, karşılıklı güzel 2 çay da içtik, sohbet ettik. Kitap isteği vardı, yaptım gönderdim. Diğer hocalar zaten hep buradalardı. Rahmetli Mehmet Genç Hoca mesela vefat etmeden bir ay öncesine kadar bile bir şeyler istemişti. Bizzat evine gönderdim. İlber Hoca (Ortaylı) yanında 2 yabancı profesörle gelirdi. ‘Bunlar seni bizden daha iyi tanıyorlar’ dedi. Arşive gelen yabancı araştırmacılar, doktora yapanlar bize uğrarlardı, onlar da hocalarına anlatırlarmış. Yani bu tür şeylere çok rastladım. İlber Hoca buraya geldiğinde bir kitap seçişi vardır hayret edersiniz. Epey kitap seçmişti, bazı siparişleri de vardı gönderdim. Teoman Hoca (Duralı) her hafta uğrar bir şeyler yaptırır. Eskiden kitap getirirlerdi, şimdi PDF getiriyorlar.”

Kubbealtı Fotokopi ya da Kubbealtı Akademi… Bugün dijital teknolojinin gelişmesi, araştırma ve incelemeye verilen değerin azalması, insanların birer makineye dönüşmesi nedenleriyle eski canlılığını yitirdi. Osmanlı Arşivinin Kağıthane’ye taşınması ve Cağaloğlu, Sultanahmet gibi tarihi ve kültürel bölgelerin oteller, restoranlar ve başka turistik mekânlarla dolması dolayısıyla buralarda kültürün nefesi tıkandı. Sultanahmet’te döner ve kebap kokusu ne yazık ki tarihin üstünü kapadı. Hanifi Abi gibi gerçek kitap sevdalıları çok çok azaldı. Kitap da herhangi bir tüketim malzemesi gibi piyasada alınıp satılıyor. Kitap kokusundan mest olan sahaflar yerine eski kitapları ölü fiyatına alıp çok fahiş fiyatlara satan fırsatçılar piyasayı doldurdu. 

Bütün bu olumsuzluklara rağmen Sultanahmet’te Kubbealtı Fotokopi dimdik ayakta. Sultanahmet’e yolunuz düştüğünüzde Kubbealtı Fotokopi’ye mutlaka uğrayın. Hanifi Kayan’la tanışın.

Ömrün bereketli olsun Hanifi Kayan!..

Muaz ERGÜ

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir