Orhan Abi Bir Türküye Ağlayalım; Bir Türküyle Ağlayalım…

“Masallar çocukluk dünyamızın en temiz, en el değmemiş, en kirlenmemiş bölümleri… Bütün masumiyetiyle içimizin en masum yerlerine yerleşen ve bir daha oradan çıkmayan bir özelliğe sahiptir çocukluğumuzun masalları. Masallarda, mesellerde, cenklerde, cönklerde hep iyiler kazanır, hep iyi olanlar. Aslında o masallar; biz büyüdükçe, hayatın acımasız, kötü taraflarıyla karşılaştıkça bizi iyiliğin yanında tutar. İçimize merhameti, adaleti, güzelliği fısıldar. Masalların içinde aynı zamanda annelerimizin, babalarımızın, dede ve ninelerimizin geçmişte kalan sesleri de saklıdır.”

 

Masalı, meseli, menkıbesi yitmiş bir dünyadayız. Büyüsü yitmiş…

Cenkleri, cönkleri, siretleri kötülüğün askerleri tarafından işgal edilmiş; iyileri kesilmiş ekin başakları gibi toprağa düşmüş bir dünyadayız Orhan Abi…

Ayağımızın altındaki toprak her dem kayıp gidiyor Abi. Biz yitip gidiyoruz zamanın karanlık koridorlarında. Yitip gidiyoruz… Kötünün, kötülüğün, kötü insanın egemenliğini ilan ettiği bir dünyada hüzne kesiyoruz baştan başa. Hüzne…

Senin portreni yazmak için oturmuştum klavyenin başına Orhan Abi. Bir portre yazısından daha çok bir iç dökmeye dönüşüyor bu yazı. Senin yazdığın satırları okudukça samimiyetin, merhametin, vicdanın, gurbette içi göğünmüş birinin derin, içli sesi, çığlığı yükseliyor satırlardan. Karşılıklı bir iç dökme, bir içten konuşma başlıyor şimdi. “Nedense insan yabancı ülkede, gurbette daha ürkek olur. Bir şeylerden kaçayım derken kendi kendine sarılır ve daha da korkar. O korku anlarında Köln’de hep Anadolu’nun sesini, soluğunu ararım. Yalnız başıma uzun yürüyüşlerden sonra kulaklarıma taktığım kulaklıktan sanki Anadolu’dan bir “hu” sesi yükselir ve beni biraz olsun kendime getirir.” diye yazmışsın bir yazında. Aslında gurbet sınırları belirli bir olgu değilmiş abi. Sen Almanya’da bir gurbeti yaşıyorsun. Ben sılada bir sılasızlık… Abi bu topraklar da bize çok yabancılaştı, bizden uzaklaştı bu coğrafya. Anadolu’nun o kadim sesi kısıldı. Ne idüğü belirsiz bir gürültü, bir karmaşa, bir bulanıklık… 

Tarihsiz, mazisiz, belleksiz bir insan güruhuna dönüşmüş haldeyiz. Yalanın, sahteliğin, ikiyüzlülüğün her köşe başında sırıttığı bir sürü… Aşklar aşka benzemiyor; nefretler nefrete… Acıların çekilecek bir yanı kalmamış. Sevinçlerin tadı hiç yok. Bu coğrafya en sefil, en pespaye, en sıkıcı, en renksiz, en aşksız, en kinsiz dönemlerinden birini yaşıyor sanırım. Hayat albenisini, neşesini koyu bir karanlığa bırakarak çekiliyor yüreğimizden, evimizden, sokağımızdan… Bir cendereye sıkıştırılmış gibiyiz. Güneş bereketsizlikle doğuyor. Bunaltıcı bir parlaklık var yıldızlarda. Şafaklar hep rızıksızlığa söküyor. 

Biliyorum Abi yaşadığımız bu keşmekeşin, yozluğun, bitmişliğin, düşmüşlüğün son derece farkındasın. Yine de gayreti elinden bırakmıyorsun. Çalışıyor, çabalıyor, koşturuyorsun. Karanlığa karşı bir mum yakma derdindesin. Aklın ve gönlün çokça yorulduğu zamanlardayız. Morale, motivasyona ihtiyacımız var. Yazılarınla, şiirlerinle bizim yalnız olmadığımızı vurguluyorsun. Acılarımıza tutunmak, insan yanımıza… Dostluğa değer veriyorsun, duygulara… Menfaat, makam peşinde değilsin. Hatta nefret ediyorsun bunlardan ve bunlarla değer bulanlardan. Bir yerlere tutunmadan, bir yerlerin adamı olmadan ayakta kalınabilineceğini de gösterdin, gösteriyorsun. 

Orhan Aras… Orhan Abi… Biyografinden bahsedecek olursak: 1963 Iğdır/Kuzugüden doğumlusun. Eğitimini Iğdır, Artvin, Kars ve Erzurum illerinde tamamladın. Iğdır’da doğdun ve kader genç yaşlarında Almanya’ya savurdu seni. Öykücü, romancı, şair, çevirmen aynı zamanda akademisyensin de. Türkçe ve Almanca kitapların var. Her ne kadar Almancayı yazıp okusan da gönlün Türkçe’de biliyorum. Alman Yazarlar Birliği üyesisin. Azerbaycan’da çok tanınıyorsun. Yazıların Azerbaycan basınında yer alıyor. Bir çok tartışmaya yol açan, 70’li yıllarda edebiyat fenomeni olan, Ali ile Nino adlı eseri dünyanın birçok diline çevrilen Azerbaycanlı yazar Esad Bey (Kurban Said) ile ilgili çalışmaların dikkat çekici. Said’le ilgili tartışmalara yeni boyutlar getirdin. Üstüne sis çekilmiş büyük bir yazarı “Esad Bey, Kurban Said, Lev Nussimbaum Oryantalist Mi?” kitabınla bu sisi araladın.

Orhan Abi çok çalışkan, fedakâr, adanmış bir şahsiyet olduğunu tereddütsüz söyleyebilirim. Almanya’da Türkiye ve Azerbaycan’ın tanıtımı için candan çalışmış, ter dökmüş bir aydınsın. “Ayrılığın Rengi Hüzün”, “Ah Türkiye Ah”, “Kaşgar’dan Berlin’e Portreler ve Kitaplar”, “Azerbaycan Davamız”, “Son Cennet”, “Masal Avcısı”, telif  Ali ve Nino”, “Selahaddin Eyyubi: Sultan ve Dönemi (1138-1193)”, “Teleskop Tiyatro Oyunları-Trajik Komediler” çeviri kitaplarından. Çalışmalarınla, yazılarınla, kitaplarınla bir büyük kültürün kapısını aralıyorsun. Çok içten, samimi, su gibi akan bir dile sahipsin. Şair olman hasebiyle metinlerinde yoğunluk, duygu kendini çokça hissettiriyor. Şiirinde, kaleminde bu toprakların tecessüsü var, acısı var, ıstırabı… Kalemin vicdanlı, insaflı, insandan yana… Namuslu, haysiyetli, eğip bükülmeyen, cesur bir kişiliğe sahipsin. 

Bir yazında: “Bir Âşık Veysel, bir Neşet Ertaş, bir Mahzuni Şerif türküsü dinlemek adetâ Anadolu’yu rengiyle, kokusuyla, sesiyle, sevdasıyla yanıbaşınıza getirmeye yetmektedir.

Türkülerimiz alın yazımız gibidir. Hatta hâtıralarımız, umutlarımız, acılarımız ve sevinçlerimizdir türküler. Hepsinin ayrı bir hikâyesi, ayrı bir ağız tadı, ayrı bir söyleyiş tarzı vardır. Asya’dan Balkanlara, hatta Avrupa’ya kadar Türk, gittiği her yerde türkü yakmış ve avazını rüzgârlarla birlikte soydaşlarına, dildaşlarına duyurmaya çalışmış. Aşk, ayrılık, ölüm türkülerimizin ana temaları olmuştur.” diyorsun ya Orhan Abi biz de bir türkünün atına binip gitsek buralardan. Boğulduğumuz, eridiğimiz, ezildiğimiz bu zamanın içinden kaçıp gitsek. Kevn-ü mekâna, Ulu divana ersek. Cennet bahçelerine… Binip gitsek bir türkünün terkisine. Ilgıt ılgıt eserken seher yelleri, ılkım ılkım erirken dağların karları…

Orhan Abi bir uzun hava sinerken bozkırın karanlığına, bozkırın ıssızlığına oturup seninle ağlasak. Gözyaşlarımızla ıslansa çimenler.

Oturup seninle bir türküyü ağlasak; bir türküye ağlasak; bir türküyle ağlasak…

Bir ritim tutsak; bir ritme tutulsak…

Muaz ERGÜ

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir