“Her devirde yeni bir âlem, yeni bir hayat ve yeni doğumlar meydana geliyor”*
“Her çağ kendi şarkısını Söyler”**
Zaman çok hızlı akıyor… Zamanı yakalamak, çağın akışkanlığına entegre olmak zor. Hele bir de ipin ucunu kaçırdığınızda zamana yetişmek daha imkânsız bir hal alıyor. Hızına yetişemediğimiz ne varsa sosyal medyada yakalamak istiyoruz. Sanal bir dünya da olsa orada olmak zamanı yakalayamasak bile geçip gidenlerden haberdar oluyoruz. Diz dize, göz göze olduğumuz sohbetler yok artık. Böylesi sohbetlere ne zaman var ne tahammül… Toprakta misket oynayan çocukların yerini bilgisayarda oyun oynayan çocuklar aldı. Küçücük çocuklar bile telefonla doğmuş gibiler adeta. Telefon organlarından biri haline gelmiş durumda.
Böyle bir ortamı büyük bir sorun olarak görenler olmakla beraber; bunu olumlu karşılayanlar da var. Zaten teknolojinin bir yanıyla faydaları çokken diğer yanıyla da zararları azımsanmayacak ölçüde çok. Her çağın kendi içinde bir şarkısı, bir ritmi var. Önemli olan şarkının ritmini zamana ve mekâna göre ayarlayabilmek. Şimdiyi ıskalamadan geçmişin güzelliklerini anmak, anımsamak güzeldir. Aynı zamanda burada olmak, şimdinin içinde olmak da gerekli. Geçmişe dair sözlerimiz olmalı ama geçmişin yıkıntılarında kaybolmamalıyız. Şimdiki zamana, ana dair de söyleyeceklerimiz olmalı mutlaka. İlim, bilim, sinema, edebiyat… alanında yeni sözler söylemeli, yeni şarkılar dillendirmeli.
İşte bu bağlamda Hasan Boynukara‘nın Hibrit Hikâyeler kitabı söylemek gerekenleri zamanın formatına uygun olarak söylüyor. Kısa cümlelerle uzatmadan, sıkmadan, sıkıştırmadan. Tuturaklı, ağdalı cümle kurmanın edebiyat demek olmadığını gösteriyor. Hız toplumunun çocukları uzun zaman gerektiren hiçbir şeye sabır göstermiyor. Söyleyeceklerinizi kısa cümlelerle dile getirmenizi bekliyorlar. Hayatın içinden konuşun diyorlar. Boynukara kitabında bunu yapıyor. Klasik bir kitap yazarı gibi ben yazdım siz de okuyacaksınız demiyor. Okuyucuları sürece dahil ediyor. Bazen okuyucu yazıyor, yazar okuyor…
Hibrit Hikâyeler kitabı okunduğunda diğer kitaplardan bir kaç yönüyle ayrılıyor:
- Hiberaktiflik: Öyküye yorumları ile katılanlar aktif bir sürecin içindeler. Kitap okundukça aslında kendini de daima yeniden yazıyor.
- Minimalist/Nano öyküler şok etkisi yaratacak mesajlar içeriyor.
- Türkiye az denenen ya da denenmemiş bir türün öncülerinden olacak bir kitap.
Zamana söylenmiş öykülerden oluşan Hibrit Hikâyeler kitaplaştırılmadan önce sosyal medyada paylaşılmış. Öykülere yapılan okuyucu yorumları üzerinde değişiklik yapılmadan kitaba alınarak yazarın öykülerde yoruma açık bıraktığı yerler okuyucu yorumları sayesinde başka bir veche kazanmış. Her kesimden; akademisyen, tüccar, işçi yorumlarına rastlamak mümkün; muhafazakârı, sosyal demokratı… farklı düşüncelere sahip okuyucunun tevilleriyle ile öykülerin değişik mesajlarına şahit olabilirsiniz. Bir öyküyü okuduktan sonra en az öykü kadar okuyucu yorumları da merak ediliyor.
Bu noktada hiperaktif yeni yöntemle yazılan Hibrit Hikâyelerin yorumcuları/okuyucuları da çok kısmetli bence. Yıllar sonra o yorum sahiplerinin yakınları “işte yeni yöntem ile yazılan bu kitapta dedemin, annemin, babamın, hocamın yorumları da var” diyecek.
Dahası, kitabın kapak tasarımını, yayın yönetmenliğini, editörlüğünü, karikatür çizimini de yapan okuyucunun kendisi. Yani yazar bunları okuyucuya yaptırmış ne diyelim hakikaten duygusal klasik tabir ile “okuyucuya değer vermek” denilen şey bu olsa gerek.
Ayrıca bizim gibi taşrada yaşayan okuyucular bir çok yazara ve kitaplara törensel yaklaşım ile yaklaşır, kutsallık atfeder, derin saygı duyar. İşte Bu kitabıyla Boynukara bu kutsallığı darmadağın edip içimizden biri oluyor. Bir arkadaş bir abi… Gerek üniversitelerde gerekse başka yerlerde yazılarını cesurca paylaşan birkaç güzel düşünce adamı dışında bilgiyi araçsallaştırmadan paylaşan var mı bilmiyorum. Genelde insan yazılarını gözünden sakınır, ona bir resmilik kazandırmanın hesaplarını yapar. Boynukara böyle bir ezberi de bozuyor. Yazar öykülerini herhangi bir dergi, gazete yada başka bir mecrada yayınlamak yerine kamuya açık herkesin gözü önünde sosyal medyada paylaşıyor.
Globalleşen dünyada her şeyin küçüldüğü mesafelerin kısaldığı; nano teknoloji gibi gelişmelerin yaşandığı modern dünyada kısalık, kullanılabilirlik gibi olguların edebiyata yansıması doğaldır, hiperaktif öykücülüğün öncüsü oluyor Hibrit Hikâyeler.
Sancıların en beteri de hak edilen değeri beklemektir. Hibrit Hikâyelerin hak ettiği değeri bulması için kaderi beklemek. Beklemek…
Abdulvahap SERT
—————————
* L.Nikolayeviç Tolstoy, Hayat Üzerine Düşünceler (Kaknüs yayınları)
** N.Hamit Ebu Zeyd, Yorum Meselesi( Mana Yayınları)

teşekkürler kardeşim