İnsanı konuşmak, insanı tanımak/tanımlamak, insanı kurtarmak ve yazmak… Tüm çağların değişmeyen “farzı kifayesi”dir. İnsanın mekanik bir yapıya evrildiği, insani duyguların aşındığı modern zamanlarda ciddi ciddi insandan konuşmak zorundayız. Tabi insan isek insan diye bir davamız varsa. Nitekim tüm vahiylerin, peygamberlerin hedefi insandır, ve dahi yaratıcının tüm zamanlara vahiy göndermiş olması, tabiri caiz ise, Allah insandan umudunu kesmemiş onu yeryüzünü ihya ve inşa etme, halifelik görevini yerine getirmeyi beklemiştir. Bu görevin tekâmülü için çiçekler, böcekler, evren, her şey ama her şey insanın emrine amade kılınmıştır. Tüm bu imkânlara rağmen, insanoğlu marufu ihmal etmiş, münkere heveslenmekten geri durmamıştır.
İmam Hatip, yazar İbrahim Güleroğlu büyük bir sorumluluk yüklenerek Emr’i Bil Mar’uf Neyh’i Anil Münker düsturü ile “Homo İslamicus”u (İslam insanı) yazmış. Güleroğlu, batı medeniyetinin bize yutturduğu insan tanımının iyi, güzel olan herşeyi tasviye ettiği görüşünde. İnsan yanlış tanımlanmıştır. Sosyolog Abdurrahman Arslan‘ın da müthiş tespitiyle “Modern zamanlarda “insan” yanlış tanımlanmış, “toplum” yanlış kurulmuş ve “dünya” yanlış yorumlanmiştır. Bir yanlıştan hareket ederek doğrunun bulunamayacaği gibi, yanlış bir insan tanımıyla doğru bir hayat yaşamak da mümkün olmayacaktır.”* Güleroğlu işte bu yanlış insan tanımlamasının farkında.
Yazar, İnsanoğlunun ekonomik bir makineye, nesneye dönüştüğü günümüz dünyasında bize yasaklanan daha doğrusu tüm insanlığın korunması gereken kapitalizm, materyalizm gibi izmlerin bize sunduğu meyvelerin celbedici ağlarına takılmadan bizi tarihin öznesi olmaya çağırıyor. Maddenin zahirine takılı kalmadan Maddenin hakikatini öğrenmenin yolu insanı nasıl tanımladığımıza bağlı. Eğer insanı sağlam bir zemine oturtursak maddenin hakkını da verir ve insanlığa bir medeniyet / gelenek armağan edebilirsiniz. Keza materyalist dünya görüşü insanı, homo ekonomikus bir aparat olarak lanse eder. Batının metafiziği demir ve atom bombasıdır, insan ise “homo homino lupus”dur. Yazar bu anlayışa radikal anlamda karşı çıkıyor; “insan insanın arifidir” diyor. Medeniyet adı altında önümüze sürülen her teoriyi, ideolojiyi kendi geleneklerimizin mihenk taşlarına vurmadan almayı ayıp ve günah olarak görüyor. “Homo islamicus, bağını sormadan üzümü yemez.”
Batı dışı toplumlar, insana dair meşrulaştırılan evrensel yalanlara inanmaktan kendilerini alamıyor. Onların üretim, yorum ve tanımları karşısında edilgenlikten kurtulamıyor. Batının devasa görsel, dijital gösteri şovlarının sadece tabiileri, şimdilik. İrfana, ilahi olana aklımızla değil hayvani iç güdülerimiz ile konumlandığımızdan esfeli safilin maceramız bitmek bilmiyor. Bu durumda yazarın tespitiyle “İnsanı ekonomik hayvan diye tanımlamak, yaşadığı problemlere cevap bulamayan, metafizik gerilimler, depresyon vs. bataklığa çıkmazlara iter”
“Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim” şanlı nebinin ahlâkını kuşanan bir ümmet Batı’nın bize dayattığı insan prototipi karşısında aşağılık kompleksine kapılmadan ben insanım “İslam insanıyım” diyebilmeli. Tüm izm’lerin karşısına dikilmeli ve yazar “Homo İslamicus” savunusu konusunda oldukça iddialı “Ümidim ene’l hak davasının düşüncede yaptığı deprem gibi homo İslamicus’un da medeniyet anlayışında bir sarsıntıya meydan açmasıdır. Her anlamda olabildiğince iyi Müslüman olmaktır. Çünkü insan en güzel söz’dür. Homo İslamicus en güzel insandır.” Eğer insan diye bir derdiniz varsa, müptelası olduğumuz türedi uygarlıkları yeniden asrı saadet potasında eritme gibi davanız varsa bu kitap sizi coşturacaktır.
Homo İslamicus Kitabı, doğu ve batının müktesebatının insan anlayışı tarayarak ,batı felsefesinin bir çok teorisini ve İslam’ın o büyük tasavvufi geleneği ile çapraz okumalar yaparak yazar töz meydana getirmiş. Haliyle ağır bir eser. Kitabı okuyup anlamak isteyen dostlara kısaca kitaptan anladıklarımızı biraz daha anlatmaya çalışacağız.
Kitabın ilk 50 sayfası:
İnsanın tanımı, düşünmek ve büyük düşünür yaratıcı üzerinde düşünülerek “İslam insanı”nı meydana getiren unsurları yaratıcının penceresinden Allah-akıl-düşünmek denkleminde insanın acziyetini, yaratıcıya olan ihtiyacı ve insana halifelik unvanını kazandıran hikmet, irfan ve amelî salih olmazsa olmazı. Allah’ın ahlakıyla ahlaklanmak ve madenin ariflerini yetiştirmenin yolu gösterilmeye çalışılıyor.
50 – 115
İnsanın evrimi/evrim teorisi meselesi özellikle yeni köksüz akımların (mealcilik, kurancılık vb.) Hz Âdem’den önce insan varlığı veya Âdem’in babası tartışması ile ilgili ayetlere orijinal yorumlar getirilmiş ve makul cevaplar verilmiştir. Eserden bir pasaj aktaracak olursak “Ondan önce insanlık olsaydı muhakkak ki Adem tövbe etmesini, onlardan veya o var sayılan insanlara göndermiş peygamberlerden öğrenmiş olurdu. Başka insanlar olsaydı isimleri de onlardan öğrenirdi veya Allah onlara öğretirdi. Hazreti Peygamberin ifade ettiği gibi ilk defa cinayet işleyen Adem’in oğlu Kabildi.” Dediğimiz gibi köksüz bir tarihi bile olmayan halkın kafasını boş şeyler ile meşgul eden akımlara düşündürücü, sorgulayıcı cevaplar var.
115 – 143
İbadetlerle insan olmak: Özellikle namaz ile homo İslamicus’un gayrı meşru olana kıyam. Namaz/secde Allah’a en yakın olduğumuz anı temsil eder. Kitabın bu kısmında İnsan’ı Kâmil, namazın her türlü adaletsizliğe, hırsızlığa, ticaret ahlakına ve üzerindeki sosyal boyutu öne çıkartılıyor. (bkn Hud, 87) Böylece aydınlanmaya olan etkisi… yani “modernitenin insanlığına mı adayız, İslam’ın insaniyeti kübrasına mı? Talibiz. Sorusunu okuyucuya sorarak tercihi onlara bırakıyor.
178- 224
İnsanî kamil olmaya yürüyüş:
Tüm çağlarda nemrutları, firavunları doğuran ve günümüzde artık bireysel bir sapma transhümanizm sapmasından kurtulmak için Allah’ın ahlakıyla ahlaklanmak.. Kul olmanın yolu peygamberleri izlemek.. kusurlarımızla tekâmüle ermek. Kul olmak bunu gerekli kılar ki insanın kemal noktası da buradan geçer.
224-256
Kamil insan noktasına erişemeyişimizi, toplumlarımızda alimlerin, ariflerin, muhsinlerin, evliyaların yok denecek kadar az olmasına bağlıyor yazar. Bu da hümanizme ortam hazırlıyor. Bu boşluk ancak “İslam insanı doldurabilir.”
256’ten birinci bölümün sonunda kadar
Ölümün hayatı öğreticiliği yani ölümlerin sıradanlaştığı küresel dünyada ölümün öğreticiliği, kitabın değindiği konular arasında..
“Alemdeki büyük terbiye” diye başlık atılan ikinci bölüm ise hem birinci bölüm ile bağlantılı hem de başlı başına bir tefekkür, tezekkür yolculuğu…
İbrahim kardeşimizi kutlar, kitabının hayırlara vesile olmasını dileriz.
Vesselam.
Abdulvahap SERT
Dipnot
- Abdurrahman Arslan,Yeni Bir Anlam Arayışı/ Yorumlanmış Bir Dünyada Müslümanca Düşünmenin İmkanı ( Ahenk Kitap)

Tebrikler Abdulvahap dostum. Girift, derin, göreceli bir konuyu olabildiğince objektif ve duru bir üslupla anlatmışsınız. Sizi ve Sayın Güleroğlunu tebrik ediyorum. Selam ve muhabbetle.