Yazmak, çoğu zaman içe doğru yapılan uzun bir yolculuğun dış dünyada bıraktığı izdir. Her yazar kendi sessizliğinden, kendi karanlığından ve kendi hakikatinden yola çıkar; zamanla bunlardan bir dünya kurar. İçten Kozmosa, yazarların bu yaratım serüvenine iki soru eşliğinde yaklaşmayı amaçlıyor. Çünkü bazen bir yazarı anlamak için bütün kitaplarını okumak yerine, doğru iki soruyu sormak yeterlidir.
İç dünyanızdaki duygu ve düşünceleri özgün bir anlatı evrenine dönüştüren yazarlık yolculuğunuz nasıl şekillendi?
Anatomik bir sıkıntı olmadığı sürece insan yavruları doğuştan dili öğrenecek kapasiteyle doğar. Konuşmayı topluluk içinde genelde taklit yoluyla doğal olarak, okuma ve yazmayı da aşağı yukarı herkes gibi okulda veya bir yetişkinin rehberliğinde öğreniriz. Bana öyle geliyor ki, kendimizi zaten dille iletişim kurulan bir toplumsal yapı içinde bulduğumuz için, insanların büyük bir kısmı bunun ne kadar mucizevi bir yeti olduğu üzerinde pek de kafa yormuyor.
Konuşma dilinin olmadığı bir varlık boyutundan, maddi dünyaya geliyoruz ve gelmeden önce “Ben sizin Rabbiniz değil miyim” sorusuna “Evet,” diye cevap verdiğimize iman ederken acaba kaçımız, “Bu diyalog hangi dilde kuruldu,” diye merak ediyoruz? Bir dil imkânı içinde yaratılmış olmak muammasının, en az zaman muamması kadar dünya kaydından çözüldüğümüzde bize açıklanmasına muhtaç olduğumuzu düşünüyorum.
Bu konu üzerinde felsefi düşünceler çeşitli şekillerde üretilebilir -üretiliyor da- elbette; ancak bunlar insanı mutmain etmek için yeterli olmuyor zira konunun bilgisine sahip olabilecek donanımdan yoksunuz. Buradan hareketle, dille herkes kadar konuşabilmenin ve okuma ve yazmayı bilmenin ötesinde haşır neşir olmak, dünyaya bir yatkınlıkla gelme gerekliliğini akla getiriyor. Bu yoksa, insanın tüm okuma, okuduğunu yorumlama ve okuduklarından damıtıp, kendine özgü metin üretme, yazma çabası vasat düzeyde kalıyor. Etrafta örneği çok var. Sadece yatkınlık da, üzerine çaba harcanmayınca heba edilen bir yetenek olarak hiç olup gidiyor.
Dolayısıyla, kader yapılanması içinde tesadüfe yer olmadığına inanan birisi olarak, içimde çok küçük yaşımdayken bulduğum okumaya ve yazı diliyle kendimi ifade etmeye ilgi ve merakımın, peşinden gitmem gereken bir yol olduğunu düşünegeldim. Bu da sorunuzdaki yolculuk benzetmesini benim açımdan daha anlamlı kılıyor. Bu yolda, ne kadar çok yazma şekline tanık olursam, o zenginlik içinde, kendimi istediğime en yakın doğrulukta ve estetik bütünlükte ifade edebileceğime inanıyorum. Farklı yazarları ve çok sayıda eseri okurken de sıradan okur gözünden biraz daha dikkatli ve okurken aynı anda farklı detayları ayırt edebilen bir göz geliştirmek gerekiyor.
Bu neden böyle yazılmış, yazar neyi yazarken neyi dışarıda bırakmış, ne anlatmak istemiş ve anlatmak istediğini neden bu şekilde ifade etmiş, eleğin artık en üstünde kalan ve anlamlı bütünler halindeki bu kelimeler ne kadar derinlikten geliyor, tecrübe bu kelimenin ve bu cümlenin şeklini nasıl almış gibi ve daha onlarca biçimde formüle edilebilecek sorular eşliğinde okumak, okuma fiilinin sınırlarını zorlayan bir hal alıyor. Zira ancak böyle katmanlı bir okumayla insanlık birikimine temas edilebiliyor.
Yazıya durmadan önce bu okur gözünü bilemek gerekli. Sonrasındaki süreç her zaman tam ve kesintisiz şekilde bilinçli akmayabiliyor. Rotamı her zaman, okumak isteyeceğim metinleri üretme hedefi doğrultusunda çizmeye çalışıyorum. Bir de benden sonraya ne kalacak, sorusunu ve bunun cevabını önemsiyorum.
Yazdığınız onca hikâye, karakter ve dünyanın merkezinde yer alan; hâlâ da peşinden gitmeyi bırakmadığınız temel soru nedir?
Galiba ben daha çok “Neden” diye soruyorum. Gerçekliğimin sınırlarını rasyonalite tek başına belirlemiyor aslında ama yine de çoğu zaman deterministik bir düzenin varlığını düşünmek bana iyi geliyor.
Nihayetinde her şeyin bir nedeni olabileceğine inanabilenler, dünyanın zorlukları ve acılıkları karşısında daha korunaklıdırlar. Bu amaca hizmet eden metinler üretmek, bana görevimi yerine getirdiğimi hissettirebilir. Bu da hoşuma gider.
Teşekkür ederiz.
Muaz ERGÜ
Misli BAYDOĞAN
- Yazar ve uzman klinik psikolog.
- 1997 Ted Ankara Koleji; Hacettepe Üniversitesi 2001 lisans, 2004 yüksek lisans mezunudur.
- Ötüken Neşriyat’tan yayınlanan Hatırla Beni adlı bir romanı; Hû Diyen Karga, Ay Hanım, Yakup’un Kanatları adlı hikâye kitapları; Zaman Yolcuları adlı bir çocuk romanı vardır.
- Edebi inceleme, hikâye ve düşünce yazılarını çeşitli dergilerde paylaşmaktadır.
- Kamuda görevlidir.
- Ankara’da yaşamaktadır.

Son Yorumlar