Yazmak, çoğu zaman içe doğru yapılan uzun bir yolculuğun dış dünyada bıraktığı izdir. Her yazar kendi sessizliğinden, kendi karanlığından ve kendi hakikatinden yola çıkar; zamanla bunlardan bir dünya kurar. İçten Kozmosa, yazarların bu yaratım serüvenine iki soru eşliğinde yaklaşmayı amaçlıyor. Çünkü bazen bir yazarı anlamak için bütün kitaplarını okumak yerine, doğru iki soruyu sormak yeterlidir.
İç dünyanızdaki duygu ve düşünceleri özgün bir anlatı evrenine dönüştüren yazarlık yolculuğunuz nasıl şekillendi?
Çocukluğumdan beri insanların hissettiği ama birbirine, hatta kendilerine bile itiraf edemedikleri şeyleri sezme konusunda duyarlıydım. Hâlâ öyleyim. Bulunduğum ortamda gizlenmeye çalışılan duyguları, gerilimleri, çatışmaları çoğunlukla hemen fark ederim. Bu bazen yorucu olabiliyor tabii. Yazma arzumun biraz da buradan kaynaklandığını düşünüyorum. Yazarak üzerimde biriken yükü hafifletebiliyorum. Bu duyarlılık, bir yandan da karakter inşa ederken bana büyük bir malzeme sunuyor.
Beni yazmaya yönelten bir başka unsur da insanın karanlık doğasına karşı duyduğum merak. Her türlü insanlık hali beni büyülüyor; yalanlar, aldatmalar, başkaları bir yana insanın kendisine söylediği yalanlar… İnsanların belirli durumlarda neden öyle davrandığını, hangi motivasyonla hareket ettiğini gözlemlemeyi çok severim. Bu, bir mühendisin karmaşık bir makinenin işleyişine hayranlık duymasına benziyor. Yoksa insan türünü oldukça tehlikeli ve tekinsiz buluyorum. Ama tam da bu yüzden, onu harekete geçiren mekanizmaları anlamaya çalışmak beni büyülüyor.
Öykülerimde anlattığım karakterlerle gerçek hayatta yakın olmak istemem. Ama onların karmaşık iç dünyalarını, çelişkilerini, korkularını ve arzularını anlamaya çalışmak bana büyük bir haz veriyor. Sanırım yazarlığımı besleyen kaynaklardan en önemlisi bu merak. İnsanlar sürekli bir şeyleri saklıyor, bastırıyor, çarpıtıyor. Benim hikâyelerim de tam burada başlıyor.
Yazdığınız onca hikâye, karakter ve dünyanın merkezinde yer alan; hala da peşinden gitmeyi bırakmadığınız temel soru nedir?
Peşinden gittiğim temel soru, hakikatin ne olduğu sorusu. Yani öykü kahramanlarının yaşadıkları şeylerin ardında nasıl bir anlam bulunduğu. Bütün meselem bunu anlamaya ve göstermeye çalışmak.
Yazdığım her hikâyede bir şey anlatmaktan çok anlamaya çalışıyorum. Çünkü edebiyatı her şeyden önce bir anlam arayışı olarak görüyorum. Bugünün dünyasında hakikatle sahici bir temas kurabilmek her zamankinden daha zor. Bir başkasının yaşadıklarına temas etmek bir yana, çoğu zaman kendi deneyimlerimize bile doğrudan ulaşamıyoruz. Anlamlar ve yorumlar bize hazır olarak sunuluyor. Başımıza gelenler karşısında ne hissetmemiz gerektiğini dışarıdan öğreniyoruz. Bir süre sonra ne hissettiğimizi değil, ne hissetmemiz gerektiğini düşünmeye başlıyoruz.
İnternetin, televizyonun, reklamların bombardımanı altındayız. Bu gürültünün içinde kendimize ait bir duyguyu ya da düşünceyi koruyabilmek giderek zorlaşıyor. Bize sunulan, hatta kimi zaman dayatılan anlamları kendi seçimimizmiş gibi benimsiyoruz. İşte tam da bu yüzden edebiyatın, sinemanın ve sanatın diğer alanlarının çok kıymetli olduğunu düşünüyorum. Sanat, insanın hem kendi deneyimiyle hem de başkasının deneyimiyle doğrudan temas kurabildiği ender alanlardan biri. Bizi çepeçevre kuşatan ve artık neredeyse nefes alınacak boşluk bırakmayan bu sistemin içindeki tek çatlak bana kalırsa hâlâ sanat.
Teşekkür ederiz.
Muaz ERGÜ
Derya SÖNMEZ
- 1980 Ayvalık doğumlu.
- Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun oldu.
- 2012 yılı Adnan Yücel Öykü Yarışması’nda “Ölüler Gibi” adlı öyküsüyle birincilik; 2013 yılında “Matruşka” adlı öyküsüyle Rıdvan Şahin Öykü Yarışması’nda ikincilik ödülüne layık görüldü. “Unutulan” adlı öyküsü Direniş Öyküleri adlı seçkide yer aldı.
- Hikâyeleri Notos, Öykü Gazetesi, Dünyanın Öyküsü, Sarnıç, Özgür Edebiyat, Her Şeye Karşın, Kül Öykü Gazetesi gibi dergilerde yayımlandı.
- 2021’de yayımlanan Sırça Kanatlar Antalya Edebiyat Günleri En İyi İlk Öykü Kitabı Ödülü ve 2022 Dil Derneği Ömer Asım Aksoy Ödülü’nü aldı.
- 2024’de Öteki Hayvanlar adlı öykü kitabı yayımlandı. Bu kitap 71. Sait Faik Hikâye Armağanı Doğan Hızlan Özel Ödülü ile ÇYDD tarafından verilen 15. Türkan Saylan Sanat Ödülü’ne layık görüldü.

Son Yorumlar