Kaba Kuvvete Karşı Asaletli Güç

İnsan davranışını belirleyen gizli etkenleri tespit eden Dr. David R. Hawkins, “Güce Karşı Kuvvet” adlı kitabında belirli davranış prensiplerine atıflar yapar: “Sevgi, nefretten daha güçlüdür; gerçek, bizi özgürleştirir; bağışlayıcılık, her iki tarafı da serbest bırakır; koşulsuz sevgi, iyileştirir; cesaret, güçlendirir ve Tanrısal vasfın/gerçekliğin özü, huzurdur.”

Dr. Hawkins “Kendin dahil her şeye ve herkese karşı istisnasız her zaman nazik ve bağışlayıcı ol” gibi doğru prensipleri uygulayarak insanlığın önemli gelişmeler göstereceğini ileri sürer.

Acılarla dolu bir dünyada yaşayan insan, “sevgi, kabul ve şefkat” gibi değerleri çevreye yayabilirse ne gibi etkisi olur? Kitap bu noktada, “Dünyayı iyileştirecek güce sahip olmalı” diyor. Her şeyin özünü anlamayı Tanrı’yı bilmek olarak tarif eden yazar Hawkins, insanoğlunun gelişmesi önündeki esas engeli, bilincin doğası hakkında bilgi eksikliğine bağlıyor.

Kitaptan alıntılarla insan davranışlarını etkileyen temel etmenleri inceleyelim:

Utanç: Kişinin kişiliğini aşağı çektiği için genellikle sebepsiz yere gurur, öfke ve suçluluk doğurur.

Suçluluk: Suçluluk öfkeyi kışkırtır ve öldürme ise bunun ifade biçimidir.

Keder: Üzüntü, kayıp ve ümitsizlik düzeyidir. Duygusal kayıplar ciddi bir depresyonu, hatta ölümü tetikler.

Korku: Bu düzeyde, dünya tuzaklar ve tehditlerle dolu tehlikeli bir yerdir. Baskıcı rejimler için korku en sevimli resmi kontrol aracıdır. Güvensizlik, ana sermayesidir; medya korkuyu oynar. Korku kişilere yerleştiğinde, saplantı haline gelir ve hep beraber hakim toplumsal eğilim olur. Böylelikle korku içinde olanlar, korkularını yeneceğini düşündükleri kuvvetli bir lidere tutunurlar.

Arzu: İnsan faaliyetlerinin itici gücüdür. Para, itibar veya güç arzusu, korkunun ötesine geçer ve hayatları kontrol eder. Arzu açgözlülük olduğundan arzuyu doyurmak mümkün değildir.

Öfke: Öfke ve hiddet, cinayet ve savaş nedenidir. İnsanda arzu, hayal kırıklığını beraberinde getirir ki bu da öfkeyi doğurur. Sosyal adaletsizlik, kurbanlaştırma ve eşitsizliğe duyulan öfke, toplum yapısında değişimler meydana getirir. Öfke çoğu zaman kendini hınç ve intikam  şeklinde ifade eder ve bu yüzden çok tehlikelidir. Öfkeli insan, hiddetini nefrete çevirir.

Gurur: Kendinden düşük düzeylere karşı insanı iyi hissettiren gurur duygusu; saldırıya açıktır, bölücüdür ve hizipçidir. Sonuçları ise ağırdır. Din savaşları, siyasi terörizm ve bağnazlık hep gururun ödettiği bedellerdir. Bu bedelleri toplum öder. Gurur aynı zamanda kibir ve inkardır; gelişim gösteremez. Gururda duygusal problemler ve kişilik bozuklukları görmezden gelinir.

Cesaret: Gerçek gücün kazanımıdır; keşfetmek, başarmak, sağlam durmak ve kararlı olmaktır. Daha düşük düzeylerde hayat umutsuz ve korkutucu olur ama cesaret ve yiğitlik düzeyinde heyecanlı, itekleyici ve ufuk açıcıdır. Gelişmeye ve öğrenime açık olanlar cesaretlidir. Korkularıyla yüzleşebilen yiğitlerin başarıları ve üretkenlikleri, kendine olan öz saygıyı artırır.

Tarafsızlık: Kişide, sorunların üstesinden gelmek için esneklik, peşin hükümsüzlük ve gerçekçilik vardır. Kişinin istediğini elde edememesi ya da yenilgiye uğraması, manevi güven duygusu ile tarafsız kişiye korkutucu gelmez. Tarafsız kişiler, özgürlüğe kıymet verdikleri için kontrol altına alınamazlar. Bu düzeydeki kişilerle anlaşmak kolaydır, birlikte olmak ve ilişki kurmak güvenlidir. Çünkü ayrılıkla, rekabetle ya da suçlulukla ilgili değillerdir. Duygusal dengesizlikleri yoktur ve diğer insanların davranışlarını kontrol etmek gibi bir amaç taşımazlar.

İsteklilik: Gelişmek ve ilerlemek için var olan istekliler, hayata karşı kararlıdırlar. Doğuştan yardımsever ve toplumun iyiliğine katkıda bulunurlar. İçsel sorunlarla yüzleşme konusunda istekli oldukları için her türlü öğrenmeye açıktırlar. Gururu bir kenara bıraktıkları için kendi hatalarını çabucak görürler; başkalarına karşı duyarlı ve hassastırlar. İstekli kişiler mükemmel birer öğrencidir. Özsaygıları kendiliğinden yüksektir ve toplumun takdir etmesiyle bu düzeyleri daha da pekişir.

Kabul: Bu farkındalık düzeyinde kişiler, deneyimlerine önem verirler; hayatta önemli dönüşümler gerçekleştirirler; sorumluluk üstlenerek, hayatın kuvvetleriyle uyumlu yaşarlar. Kabul, duyumsamazlığın bir özelliği olan ‘pasiflikle’ karıştırılmamalıdır. Kabulde duygusal sakinlik  olur ama özünde dengelilik, orantılılık ve uygunluk bulunur. Kabul düzeyindeki birey, doğru ya da yanlışı tespit etmekten çok sorunları çözme ve ne yapılması gerektiğini bulma gayretindedir. Zor görevlerin adamıdır. Kendine uzun vadeli hedefler koyup; özdisiplinle ve ustalıkla çalışır. Kabul düzeyinde kişilerle çatışma ve kutuplaşma olmaz; diğer insanların da kendisiyle aynı haklara sahip olduğunu düşünür ve insanlar arası eşitliğe inanır. Buradaki kabul düzeyi, güçlü kişilik özellikleri gösterir.

Sevgi: Dünyada ‘sevgi’ diye ifade edilen şey, fiziksel çekim, sahip olma arzusu, kontrol etme, bağımlı olma, erotizm dürtüsü ve yoğun duygusallıktır. Çoğu zaman bu sevgi, kısa ömürlü, inişli çıkışlı ve değişkendir. Hayal kırıklığına uğrayan bu sevgi türü, gizlenmiş öfkeyi ve bağımlılığı ortaya çıkarır. Bu nedenle gurur dolu sevgilerin nefrete dönüşmesi çok kolaydır. Bu düzeyde, aslında gerçek sevgi hiç var olmamıştır. Çünkü yüksek düzeydeki bir sevgi; koşulsuz, değişmez ve kalıcıdır. İnişleri çıkışları olmayan bu sevgi, eksilmeyen kaynakla beslenir, dış koşullara bağlı değildir. Kusurlar sevgiyi yok etmez, hatalarla birlikte sevmeye dönüşür. Sevmek, bir var olma biçimidir. Bağışlayan, besleyen ve destekleyen dünyayla ilişki kurma şeklidir. Bu sevgi kalpten doğar, akıldan değil. Sevgisi saf, iyilik odaklı, tarafsız kapsayıcı ve evrenseldir. Bu sevgi olumsuzlukları saldırarak değil; bağlamını değiştirerek yok eder.

Sevinç: Sevgi, koşulsuz hale gelince, sevince dönüşür. Sevinç, uzun süren zorluklar karşısında bile sürekli sabır ve olumlu davranış gösterme yetisidir. Buna damgasını vuran şey ise şefkattir. Her şey kolay, eş zamanlı; dünya ve içindeki her şey sevgili ve Tanrısaldır. Bireysel irade, ilahi iradeyle birleşir.

Huzur: Bu enerji alanında aşkınlık, özü gerçekleştirme ve Tanrı bilinci vardır. Bazıları ruhani öğretmen, bazısı kendi alanında deha sahibi ve topluma büyük katkı sunan yüce kişiler olur. Azizler resmi dinin ötesine geçer, saf ruhanilik mertebesine erişir. Bu duygu durumu keşif ve sezgisel olarak gerçekleştiği için kişide sessizlik hakimdir. Tanık olanla, tanık olunan aynı kimliğe bürünür; gücü sonsuz olanla, her varlık birbirine huzurla bağlanır.

Aydınlanma: Büyük insanların esinlenme düzeyidir. İnsanlık aleminde bilinç düzeyinin doruk noktasıdır. Büyük öğretiler kitleleri canlandırır ve tüm insanlar bilinç düzeyini artırır. Böyle bir vizyona sahip olmak, lütuf olarak adlandırılır ve bu, sonsuz huzur vericidir. Bu farkındalık düzeyinde, insanın varoluş anlayışı, tüm zamanın ve bireyselliğin ötesine geçer. Benlik, benlikle karışır. Bu, ikililiksizlik ya da tam tevhid düzeyidir.

Şimdi, insanı etkileyen bu duygulardan olumlu olanların, dünyada ne kadar etkili olduğuna bir bakalım:

Yazar Hawkins, dünya nüfusunun yalnızca yüzde 8’inin bilinçlilik düzeyinde hareket ettiğini söyler. Bunun da sadece yüzde 4’ü daha yüksek bir bilince sahiptir. Çünkü dünya nüfusunun önemli bir bölümü ‘geçinmekle’ meşguldür. Bu geçim zorluğuna kıtlık, hastalıkların yaygınlığı, siyasi baskı ve kamusal kaynakların yetersizliği eşlik ettiğinde, insanların çoğu umursamazlık düzeyinde, sefalete katlanarak, umutsuzluk içinde yaşarlar. Dünyanın geri kalanı ise temelde korku duygusu taşır ve güven peşinde koşar. Hayatta kalma güdüsünün ötesine geçmiş olanlar ise en iyi ihtimalle ancak gurur düzeyine ulaşır. Araştırmacı yazar Hawkins’in bu tespitleri hiç iç açıcı değildir.

Hawkins, yüksek düzeyde bilinçliliğin özelliklerini şöyle açıklar: Akıl ve zeka uyanıktır. Gerçek anlamda okur-yazarlık vardır. İletişim becerisi ustalık kıvamına gelince, düşünsel meşguliyet ve sanatsal yaratıcılık ortaya çıkar. Felsefe kültürü kazanmış devlet adamları, hakimler, avukatlar, yatırımcılar ve iş adamları bu aralıktadır. Dr. Hawkins, daha fazla düzeyde bir bilinçlenme olursa “büyük sıçrama olur”, der. Bireyin motivasyonuna sebep sevgi, adanmışlık, yaratıcılık ve karizmatik kişilik dışa vurur. Mükemmellik, her uğraşta kendini gösterir. Diğerkâmlık, ilkelere bağlılıkla birlikte harekete geçirir. Liderlik için çabalanmaz ama kabullenilir. Bu düzeydeki insanlar olağanüstü derecede müzik, sanat ve mimari eser yaratır ve salt varlıklarıyla bile insanların moralini yükseltir.

En yüksek düzeyde bilinçlilik ise topluma örnek teşkil eden ve kendi alanlarında tüm insanlık için ilham verici olan liderlerdir. Bu kişiler toplum tarafından “olağan dışı” kabul edilir. Çok yüksek bilinci olan, vizyoner ve toplumun tamamının bilincini yükseltmeye odaklı bu kişiler motivasyonunu şefkatten alır.

Dr. Hawkins, bilinç yükseltmenin çarelerini de araştırmıştır. Birey bilinci yavaş ilerlemektedir. Kimi zaman bilincin çok yüksek ani çıkışlar yapması mümkündür. Bu bilinç sahipleri dostane, samimi, nazik, iyiliksever ve bağışlayıcı bir yaklaşım sergilerler. Ancak bu seviyede bir bilinçlilik kazanmak büyük irade ister.

Kuvvete karşı “güç” yanında olan Dr. Hawkins, açıklamalarına şöyle devam eder:

Kuvvet kabadır, güç ise asaletli. Kuvvetin her zaman gerekçelendirmeye ihtiyacı vardır. Güç ise hiçbir mazerete ihtiyaç duymaz. Kuvvet doğası gereği eksiktir ve bu yüzden sürekli motivasyonla beslenir. Yani kuvvet her zaman karşıt kuvveti doğurur ve etkisi tarafları kutuplaştırmadır. Kutuplaşma, kaçınılmaz olarak kazanma/kaybetme ikiliği ve dost/düşman yaratır. Kuvvet, durmadan tüketir; intikam, peşin hükümlülük ve suçlama sonucu insanları zayıf düşürür. Böylece kuvvetli olanlar zamanla kendi zayıflıklarına yenilirler.

Hawkins’e göre kuvvet, destek sağlamak ve bunun altında yatan çıkarlarını gizlemek için çoğu zaman propagandaya ve aldatıcı iknaya başvurur. Bu yüzden cazibe yayar, sahte vatanseverlik gösterisi yapar ve itibarla nüfuz sağlar. Yazar Hawkins, bu konuda Almanya’yı örnek gösterir: “Nazi Almanya’sındaki Almanlar, Vatanseverlik gibi görünen ama aslında küçük “v” harfiyle yazılan milliyetçilikle kandırılmıştır. Demagog veya bağnaz kişiler hakikiymiş gibi kendini satmış, bu maksatla bolca retoriğe başvurulmuş ve kuvvetli hitabetle insanlar baştan çıkarılmıştır.”

Ama “güç” öyle değil ki! Güç, şefkatle ilişkili ve insanı sonsuza kadar motive edici. Kimileri tarafından yanlışlıkla ‘boyun eğme’ olarak gösterilen sevgi, şefkat ve bağışlama, aslında son derece güçlendirici. Yazar burada Gandhi’yi örnek veriyor: “Sadece İngiliz İmparatorluğu’nu dize getirmekle kalmadı, yüzlerce yıllık sömürgecilik dramını etkili bir şekilde sona erdirdi. Gandhi kuvvet yerine, gücün yanında olduğu için davası uğruna şiddet kullanımını yasakladı ve  evrensel ilkeleri dile getirdiği için toplumsal talepleri birleştirdi.“

Kitapta kuvvet ile güç farkı açıklanmaya devam edilmekte: Kuvvet, bölücü, güç ise birleştirici. Kuvvet iter, güç çeker. Kuvvet sınırlı, güç sınırsız. Kuvvet kendine hizmet etmekte: “Amaca ulaşmak için her yolun mubah olduğu yönündeki ısrarı yüzünden, kuvvet istismar adına özgürlüğe ihanet etmiştir,” der Hawkins. Güç, amacı ve aracı değerli görür, amacın gerçekleşmesi için olgunluk, disiplin ve sabır gerekir. Büyük liderler mutlak bütünlükleri ve bozulmamış ilkelere bağlılıkları sayesinde insanlara güçlü inanç ve güven aşılamışlardır.

Kuvvet, kibirli ve şatafatlı. Güç ise alçakgönüllü ve iddiasız. Bu ikilemi tam kavrayabilmek için siyasetçi ve devlet adamı arasındaki farkı bilmek gerektiğini söylüyor Dr. Hawkins: “Şahsi menfaatlerine göre hareket eden siyasetçiler, mevki ve makamlarını çoğu zaman düşük bilinç düzeyinde ikna, propaganda ve retorik kuvveti yoluyla edindikten sonra, kuvvet kullanarak sürdürürler. Devlet adamları ise insanlara hizmet eder. Siyasetçiler kendi menfaatleri için başkalarını feda ederken; devlet adamları gerçek gücü temsil ile başkalarına hizmet eder, insanlara ilham verir, ilkeleri savunur ve kendini feda eder. Neticede devlet adamları her insanın doğasında var olan asalet duygusuna hitap ederek insanların kalplerine dokunarak onları birleştirir.” demektedir.

Dr. Hawkins’e göre güç, gerçeğin resmidir ve gerçek kendini savunmaya ihtiyaç duymaz. “Her insanın eşit yaratılmış olmasının hiçbir gerekçeye veya tumturaklı ikna yöntemlerine ihtiyacı yoktur.” İnsanları öldürmenin ya da zulmetmenin yanlış olduğu ise açıktır; tartışma gerektirmez! Gücün dayandığı ilkelerin doğrulanmasına ihtiyacı yoktur ama kuvvetin, devamlı ‘gerekçeler’ üretmesi ve yaptığı haksızlıkları meşrulaştırması gerekir.

Hawkins, bilincin doğası üzerinde de durur: İnsanı kandırması kolaydır; çünkü insan duyduğu her şeye çabuk inanır. İnsanın aydınlanması, düşük bilinçten kurtulmasına ve bu konuda sağlam irade göstermesine bağlıdır. Ruhani düşünürler, bilinç seviyesini yükseltmede insanlara yardımcıdır. “Ruhani düşünürler, dünyeviliğe karşı dururlar, paraya ve cinselliğe bağlanma gibi kibir, kin, korku, öfke, kıskançlık gibi düşük tavır ve duygulardan insanları uzaklaştırmaya çalışırlar.”

Dr. Hawkins araştırmaları sonucunda, iyi ve kötü arasındaki farkın yeterince bilinmediğini tespit eder. İnsan aklı kendini yeterli bulur ama yalanın farkına çoğu zaman varmaz. Akıl, bu olumsuz etkiyi durduracak güçten yoksun olduğundan, bilinci düşük insanlar davranışlarıyla kendilerine ve de başkalarına zarar verir. Oysaki kolay kandırıldığını anlayan insan, basiret ve feraset yolunda bilinçlenme adımını atar.

Dr. David R. Hawkins, insan bilinci konusunda araştırmalar yapmış değerli bir öğretmendir. İnsan davranışlarına etki eden duygu ve davranışları kitabında çok iyi değerlendirmiştir. Kitabının okunması insanın bilinçlenmesine iyi gelecektir.

Metin KAZAN

Kaynak: Güce Karşı Kuvvet/Butik Yayıncılık ve Kişisel Gelişim Hiz. Tic./2016

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir