Kavak Yelleri Eser Yeni Yetmelerin Başında

Delikanlılar, yeni yetmeler gelip doluşurlar yatılı okula… Gelirler ve hiç yaşamadıkları bir ortama dört bacak edilip atılmış gibi düşerler. Daha o anda sudan çıkmış balığa dönerler bir süre. Çoğu ürkektir, utangaçtır, sessizdir, içine kapanıktır. Böyle büyük ve çok katlı binalarda ilk defa yaşayacaklar, yemekhanede yüzlerce insanla birlikte hatta masada ilk defa yiyecekler, yirmiden fazla akranı ile aynı koğuşta ve iki katlı ranzalarda ilk kez yatacaklardır.

Ellili, altmışlı, yetmişli yıllarda erkelerin yatılı olduğu karma okullarda okuyanlar daha çok anlayacaktır beni.

O yıllarda çarşamba ve cumartesi günleri öğleye kadar ders görülürdü. Cumartesi günü son dersten çıktıktan sonra İstiklal Marşı için tören yapılır ve hafta biterdi.

Yatılı öğrencilerin İstiklal Marşı için toplandıkları pazartesi günleri, içlerinde bir yandan hafta sonu gezip dinlenmenin, okul disiplininden uzak kalmanın verdiği rahatlık, bir yandan da Off yine başlayacak dersler, sözlüler, yazılılar… sancısı dolaşırdı. Gene de çoğunlukla daha neşeli, daha diri ve daha mutlu olurlardı. Üstelik iki kat mutlu olurlardı; zira bekledikleri gelmiştir; arkadaşları, sevdikleri gelmiştir. Onlarla gelecek cumartesi günü yapılacak tören sonrası otobüs ya da dolmuşlarına bininceye kadar konuşma, gezme, bakışma, oturma, yan yana olma vakti başlamıştır.

Her hafta ille gelen o cumartesiler var ya çoğunu bir buçuk gün sürecek daha özgür vakitlere yelken açtırırken, aynı anda hiç istemedikleri ayrılıklara da duçar ederdi.

Ah o duygular; ne tatlıydı, ne karmaşıktı, ne zordu; doğurgandı da… Yaşamayanın bilmesi bir tarafa tahmin etmesi bile mümkün değildir. Çok az insan o toy yaşlarda bu denli sevinci ve hüznü, vuslat ile hicranı aynı anda tatmıştır.

On beş on altı yaşına kavuşmuş kız veya erkeğin öteki adı, büluğ çağını bedeni ve ruhuyla yaşamaya başlamış yeni yetmedir.

Aklı bir karış yukarıda”, “Başında kavak yelleri esiyor dense de bir yandan kendini, kendi bedenini tanıma aşamasını sürdüren, diğer yandan karşı cinse platonik duygular beslemeye hazır hale gelmiş tertemiz varlıktır.

Yeni yetme; kendini gösterme, beğendirme, takdir edilme; emsallerinden daha fazla hayranlık duyulan, becerikli, yakışıklı/güzel, akıllı, zeki, atik, uysal ve üstün yetenekli bir genç olma ve/veya öyle kabul edilme çabasındadır. Hayallerinde bu vardır.

Sevgi avcısı kesilir gitgide. İster ki her konuştuğu, tanıştığı, aynı odada, sınıfta, okulda birlikte olduğu insanlar onu sevsin, beğensin; en azından bir eksiklik bir hata bulmasınlar; varsa bile söylemesinler. Kimse onu eleştirmesin; hele karşı cinsin yanında, hele hele azıcık ilgi duyduğu ‘onun’ yanında asla gözünün üstünde kaşın var demesin. Bu yüzden kıyameti bile kopartabilir. Kopartmazsa kırılır, dünyaya küser, içine kapanır, unutuncaya, teselli oluncaya kadar adeta kahrolur…

Sever. Daha çok sevilmek için sever, sevildiğini fark etmek için sever…

Ortaokulu bitirmiş, lise aşamasına gelmiş bir delikanlı, adı üstünde deli-kanlıdır

Bu delikanlı bir de mesela ellili yıllarda, Anadolu’nun pek gelişmemiş şehir, kasaba veya köylerinin birinde doğmuşsa, orta sınıfa mensup bir ailenin çocuğu ise, bırak kızlarla arkadaş olmayı, ilkokulda sınıf arkadaşları ile evinin önünde mahalle arkadaşlarıyla oynarken bile karşı cinsle aralarına mesafeler konmuşsa )ki konmuştur) vay ki vay onun haline… Ne sıkıntılar, ne bunalımlar, ne imkânsızlıklar, ne mahrumiyetler, ne ezilmeler, ne üzülmeler, ne kavrulmalar, ne yanmalar onu beklemektedir ki kovulsa gitmez biri. Kalbine, beynine, gönlüne, ruhuna yapışıp kalırlar da ölünceye kadar kazısan silinmez birinin izi…

Arif BİLGİN

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir