Kelimeler Bayraktarı

İnsanevladı SÖZ’ü duyunca gözleri parladı. Kan daha hızlı akmaya başladı damarlarında. Kalbi o güne kadar olmayan bir şevkle çarpıyordu. Gökyüzünden gelen sesin sahibini hiç görmedi. Yüz yüze de gelmedi. Söz sözeydi sadece. O sözlerle aklını bir yana itti, menfaatini, kazanımlarını…

Sözü bayrak kılan seren olmak için yaratılmış gibiydi insanevladı. Göndere bayraklardan önce kelimelerden yelkenler çekti. Rüzgâra fısıldadı, yağmurla ıslandı ve uslanmadı hiç bugüne kadar. Kelimeler aşkına sarhoş olmuş, kavgaya, dalaşa, savaşa, cedele ve mücadeleye girdi.

Hiçbir zaman kazanamadı bu savaşı. Muaz Ergü iftihar listesine ekledi yenilgilerini. Coğrafyanın yaman koşullarında çelişkiler yaşadı, koştu, tökezledi, düştü boylu boyunca. Coğrafyasını cehennem kılanlara kelimelerden taşlar fırlattı, okuryazar sapanıyla. Hâlâ cennet kılamadı ülkesini. Söze boğdu, duman, sis, bulut oldu. Göz gözü görmese de söz söze karıştı.

Sözün aşkıyla rüyalarında Leyla peşinde koştu, Mecnun değildi ama Mona Roza okuruydu. Dilde sitem, gönülde sızı taşıdı, dil yâresi ile yaralandı. Ahlakı sözle egemen kılarken, ahlaksız dindarlığa savaş açmayı kafaya koymuştu bir kere. Din yorgunluğu diyenlere dinler yorulur ama söz yorulmaz ve insan tükenmez diyerek sözünü baş tacı yapmak için indi meydanlara. Kelimelerden anıtlar, şehrin her köşesinde görünmez sfenksler inşa etti. Kelimelerden piramitler kurdu çöllerde. Bütün bir tarihi gözyaşı ile doluydu ama dilinde kelimeler ağıt olmak yerine destana meyletti. Upuzun ağıtlardan çıkan bütün dünyayı gözyaşına boğmak coşkusuyla kısa ahlar çıktı yüreğinden. Uzun romanlardan daha yakıcı kısa ahlar!

İnsanlık, iyiliğin kelimelerini taşıdı yüreğinde ama eylemleriyle yeryüzünü kötülükle kapladı. Huzur İslam’da derken iskânda yakaladığı hazzı zehir etti Muaz Ergü. Bir Büyük Rüyanın Çocuklarıydık Biz diye iki kapak arasına sığdırdı kaderin oyunlarını. Feleğe sitem ederken, iri kelimelerle kesti yolunu şehirlerin. Şehirlilerin. Aşa ağu katmadı ama zehir zemberek kelimelerle dar etti dünyayı egemenlere. Şeyhlerin postunu çekti altlarından, imamların cüppesini üstlerinden. Hutema kuyularında miraca çıktığı iddiasındaydı. İbadeti mekanik bir yoga yapanlara yüklendi her vakit namazında. Ezanı kelimelerden bir mızrağa çevirdi.

Zaferleri hor gördü, yenilgilere âşık nedense. Hüseyin’le Kerbela’da yaşamak, vahalara sığınmaktan daha cazip geldi Muaz Ergü’lere. Kendini kaçıranlara ayna tutmaktan saçlarını taramaya zaman bulamadı. Bu yüzden eşlik etti, saçlarını dağıtırsın şarkılarına. Türkülere çağrılmak için her düğünde Kamber olmaya niyetlendi. Magazine çürük yumurta atarken, tiksindiği her halinden belliydi. Yumurta bulaşan ellerini değil, kafasını yıkadı resmi binalara her girdiğinde. Kalabalıktan kaçarken melankoliye yakalandı her seferinde.

Sözün bayraktarlığını, edebiyat şirketlerinden hisse almaya değişmedi hiçbir zaman. Bu yüzden isyan, itiraz, muhalefet diline vird oldu. Belh sokaklarında köpeklere kemik atarken hiçbir güçlüye saygı sunmadı. Eğilmedi, bükülmedi. Babasına mektup yazayım diye oturmuşken masasına, kitap çıkardı yeninden. Gürgün Karaman destek ve teşvikleriyle. Orhan Aras sunuşuyla, Muaz Ergü kitabını göndere çekmek için, şevke almış kalemi eline. Başlangıcı Aras olanın ulaştığı Murat Nehridir. Bu bir kitap takdim yazısı, Muaz Ergü misyonuna selam vermektir.

Bu da bir okuyuştur.

Muaz Ergü Kitabından.

Mustafa EVERDİ

Muaz Ergü, Bir Büyük Rüyanın Çocuklarıydık Biz, Bir Kitap, İst. Temmuz 2020.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir