Kim Ki-Duk, 20 Aralık 1960’da Güney Kore Bongwa’da Kyungsang’ın kuzeyindeki bir taşra köyünde doğmuştur. Ailesiyle birlikte 9 yaşındayken Seul’e taşınır. Burada tarım eğitimi veren bir okula gönderilen Kim Ki Duk maddi yetersizlikler nedeniyle okuldan ayrılıp fabrikalarda işçi olarak çalışmaya başlar. 20 yaşına geldiğinde deniz kuvvetlerinde orduya katılan Kim Ki Duk, 5 yıl çavuş olarak görev yapmıştır. Bu askeri tecrübelerin kendisine insan ilişkileri ve karakter analizi açısından zengin bir birikim sağladığını söyler. Ardından 2 yıl görme engelliler için bir kilisede çalışmıştır. O sıralar rahip olmayı düşünmüştür. 1990 yılında sanat eğitimi almak için, Fransa’ya gider. Burada kendi resimlerini satarak para kazanır. 1993’te tekrar Kore’ye dönen Kim Ki Duk, film senaryosu yazmaya başlar ve katıldığı bir yarışmada iki senaryosu birden ödül kazanır. Otuz yaşına kadar hiç sinema salonunda film seyretmemiş olan Kim Ki Duk ilk filmini Paris’te bir sinema salonunda izler. Leos Carax’nın 1991’de yönettiği Köprüüstü Âşıkları ve Jonathan Demme’nin 1991’de yönettiği Kuzuların Sessizliği’ni gördükten sonra sinemacı olmaya karar verir.
1996’da ilk filmi Crocodile’i çeken Yönetmen Kim Ki Duk, filmde Seul’deki Han Nehri kıyısında yaşayan ve intihar etmeye kalkışan bir kadını kurtaran adamın öyküsünü anlatır. Kim Ki Duk, tüm gazetecileri filmini izlemeye davet eder ancak film çok az ilgi görür. Buna rağmen, Kim Ki Duk, Pusan Uluslararası Film Festivali’nde heyecanla karşılanır. Crocodile ve diğer filmleri bu festivalin Kore Panoraması bölümünde gösterilmesi ile de yönetmenin ismi artık uluslararası alanda duyulur.

Yönetmen olarak uluslararası alanda tanındığı ilk filmi Crocodile’ı çektiğinde Kim Ki Duk’un herhangi bir sinema eğitimi ve deneyimi yoktu. Kendisini film çekerek ve deneme yanılma yöntemiyle eğiten yönetmen, bu yüzden ağır eleştirilerin odağı olmuştur. Çocukluğu sıkıntı ile geçen yönetmenin, filmlerdeki karakterlerinin marjinalliği ve rahatsız ediciliğinden dolayı ruh sağlığının yerinde olmamasıyla suçlanır. Sinemada hayalle gerçeğin birbirine karıştığı hikayelerin yoğunluğu, seyirciyi zorlayacak tarzdadır.
Eleştirmenler, özellikle feminist eleştirmenler onu filmlerinde işlediği konulardan dolayı ‘sapık’ ‘beş para etmez yönetmen’ olarak adlandırmıştır. Bu da yönetmenle eleştirmenler arasında süregiden bir düşmanlığa yol açmış ve Kim Ki-Duk’un bir daha yerli eleştirmenlerle röportaj yapmayacağını açıklamasıyla son bulmuştur. (Ama bu sözünü kısa bir süre sonra bozmuştur.)
İzleyen yıllarda Venedik, Berlin, Cannes gibi prestijli festivallere davet edilmiştir. Her yıl en az iki küçük bütçeli film çekerek sinema sektöründe varlığını devam ettiren yönetmenin asıl çıkışı “Seom” adlı filminin 2000 yılında Venedik Film Festivali’nde gösterilmesiyle gerçekleşir. Filmin gösterimi sırasında bir sahneden ötürü, İtalyan gazetecilerden biri bayılınca (bu sahnede karakterler, olta yutarak intihar etmeye çalışmaktadır) manşetlere çıkar. Film ödül almamasına rağmen Kim Ki Duk’un şöhreti Avrupa çapında büyür.
Kim Ki Duk’un Budizm’i konu ettiği “Spring, Summer, Fall, Winter and Spring” filmi kariyerinde yeni bir başlangıç olarak kabul edilir. Toplumdaki marjinal kesime hitap etmekle beraber bu filmiyle birlikte ruhani olayları ele almaya başlayan yönetmen senaryolarının içeriğini bu yönde derinleştirmiştir. Yönetmenin önceki filmlerine kıyasla daha yumuşak bir üslupla çektiği bu filmi yurtdışındaki seyircisi tarafından oldukça beğenilir. “Bin Jip” filmi Avrupa ve Kuzey Amerika’da büyük başarı yakalar. 2004 yılında Samaritan Girl ile Berlin’de ve Bin Jip filmiyle Venedik’te en iyi yönetmen ödülünü alır.

Kim Ki-Duk, taciz ve tecavüzle suçlanıyor, hem de birden fazla kadın tarafından. Bu kadınlardan isminin gizli kalmasını isteyen eski bir aktris, yönetmenle çalıştığı bir film sırasında Kim Ki-Duk tarafından defalarca kez cinsel taciz ve tecavüze maruz kaldığını ve bir sonraki projesinde başrol olması karşılığında yönetmenin kendisiyle cinsel ilişkiye girmek istediğini dile getirmiştir. Ancak yönetmenle çalıştığı ilk filmin ardından psikolojik yardım alan oyuncu, daha sonra da oyunculuğu bırakmış. Bir başka kadın oyuncu ise yönetmenin 2013 yapımı Moebius filminden önce başka bir kadınla birlikte üçlü ilişkiye girmeye zorladığını ve kendisinin bu teklifi reddetmesi üzerine filmden kovulduğunu dile getirmiş. Aynı oyuncu mahkemeye gitmek için diğer oyuncu ve set ekibinden yardım istese de yönetmenin sektördeki gücünden korkan pek çok kişi, tanıklık yapmak istememiştir. Üçüncü bir aktris ise bir filmde yer almak için Kim Ki-Duk ile buluştuğunu ancak yönetmenin kelimelerle kendisini taciz etmeye başlamasının ardından tuvalete gitmek için izin aldığını ve orayı derhal terk ettiğini söylemiştir. Konuyla ilgili olarak #MeToo hareketinin insanları diri diri gömmeye çalıştığını söyleyen yönetmen, film setlerinde cinsel ilişkiler yaşadığını ancak bunun karşıdaki kadının isteği olmadan gerçekleşmediğini ve kendi arzularını filmler aracılığıyla doyurmadığını söyleyerek kendini savunmuştur.
T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü, Kurumsal İş Ortağı TRT, Global İletişim Ortağı Anadolu Ajansı ve Kurumsal İletişim Ortağı Türk Medya’nın destekleriyle gerçekleşen Boğaziçi Film Festivali’nin onur konuğu olan festivalin kapanışında Onur Ödülü alacak usta yönetmen Kim Ki Duk, sözlerine festivalden gelen davet için teşekkür ederek başladı. “Bu denli sinemaseverler buluştuğum için çok mutluyum. Beni filmlerimi izlemiş olduğunuz için çok teşekkür ederim.” diyen yönetmen, filmlerinin fikir aşamasında nasıl karar alabildiği sorusuna “Şimdiye kadarki 25 senelik kariyerimde 25 adet film ürettim. Her seneye bir film sığdırdım. Bir film üretme fikri oluştuğunda her zaman, her film özelinde ayrı bir süreç işliyor. Örneğin bir çoğunuzun izlediğini tahmin ettiğim İlkbahar, Yaz, Sonbahar, Kış ve İlkbahar “Spring, Summer, Fall, Winter… and Spring” filminde bir gün baktığım bir dağın zirvesindeki karlardan ilham almıştım. Notlar üzerinden filmimi oluşturdum. Bütün ekipteki arkadaşlarla birlikte, bir sonraki sahnenin ne olduğunu bilmeden bir film oluşturduk. Bir sahneyi çektikten sonra ben bir sahneyi düşünürken bütün ekip bekliyordu. Bu süreç hep böyle işledi. Boş Ev “3-Iron” filminde çok basit bir fikir üzerinden yola çıktım. Orada da kendi evimdeki çekmeceyi açtığımdaki bir reklam broşürü üzerinden çıkmıştı fikir. Aden filmimde de bir gün otobüs yolculuğunda bir gölün kenarından geçerken gölün yanında gördüğüm küçük evlere bakarak o filmin ilhamını aldım. O güzel manzarayı gördüğüm anda senaryoyu yazmaya başladım. Dolayısıyla her filmimde aslında standart bir şey değil, filme özel fikirler oldu. Bu filmimde de genelde insanların baktıklarında kötü olarak niteledikleri insanlar üzerinden çıkan bir fikirdi. Bizler aslında kötü insanlar olarak gördüğümüz kişilerin de zayıf noktaları olduğunu unutuyoruz, ona odaklanan bir filmdi.” diye belirtmiştir. Kore’de anne sevgisi tabirinin çok önemli olduğunu söyleyen usta yönetmen, kötü olan karakterlerinin temelinin anne sevgisi eksikliğine dayandığını belirtmek istediğini söylemiştir.

25 yıllık sinema kariyerine dair de açıklamalarda bulunan usta yönetmen; “Benim herhangi bir sinema eğitimim yok. 15 yaşından itibaren işçi olarak fabrikalarda çalıştım. Bu süreç içerisinde hayatımın bir zamandan sonra benim için iyileşeceğini umdum. Beden işçiliği yaptığım için bir an önce kurtulup daha rahat bir iş yapmanın yollarını aradım. O sırada benim yapabildiğim, yeteneğimin olduğu tek şey resim yapmaktı. İkincisi ise fotoğraf çekmekti. Bunlar zaten bir okula gitmeden de yapılabilecek şeylerdi. Her zaman daha iyi bir hayatın rüyasını kurdum. Tabii ki zor bir süreçti. Dolayısıyla her zaman yeni şeyler yapmayı denedim. 20 yaşındayken, askerliğin benim içi zorunlu olduğu bir dönem olmamasına rağmen 5 yıl Deniz Kuvvetleri’nde görev yaptım. Çok zor bir süreçti. O süreci yansıttığım filmim de The Coast Guard filmimdi. 5 yıl sonunda Donanmadan ayrılıp tekrar topluma karıştım. İki yıl boyunca görme engellilere yardım eden bir vakıfta çalıştım. Sonra azıcık bir parayla Fransa’ya gittim. Masada insanların portrelerini çizerek para kazandım. Fransa’da iki film izledim, birincisi büyük sürpriz yaşadığım Kuzuların Sessizliği, ikincisi ise Köprü Üstü Aşıkları’ydı. Bu filmi izlemek de beni farklı düşüncelere sevk etmişti. Senaryo yazmaya ondan sonra başladım. Senaryo yazmayı bilmiyordum, düz yazı olarak başladım.” diye belirtmiştir.
İzlediği filmlerin isimlerini ve yönetmenlerini çok hızlı unutuyor olsa bile dünyaca ünlü yönetmenimiz Nuri Bilge Ceylan’ın sinema tarzını fazlasıyla beğendiğini söyleyen yönetmen, masterclass etkinliğinin sonunda ise Arirang filmi için kendi bestelediği marşları seslendirmiştir.
Filmografisi
1996 yılında senaristliğini ve yönetmenliğini üstlendiği “Crocodile” ve “Wild Animals” filmlerini çeker.
1998 yılında senaristliğini ve yönetmenliğini üstlendiği “Birdcage Inn” filmini çeker.
2000 yılında senaristliğini ve yönetmenliğini üstlendiği “The Isle” ve “Real Fiction” filmlerini seyircisinin karşısına çıkarır.
2001 yılında senaryosunu ve yönetmenliğini üstlendiği “Address Unknown” ve “Bad Guy” filmlerini gösterime sokar.
2002 yılında senaryosunu ve yönetmenliğini üstlendiği “The Coast Guard” filmini gösterime sokar.
2003 yılında senaryosunu, editörlüğünü ve yönetmenliğini üstlendiği “Spring, Summer, Fall, Winter… and Spring” filmini gösterime sokar.
2004 yılında senaryosunu, editörlüğünü, yapımcılığını ve yönetmenliğini üstlendiği “Samaritan Girl” ve “3-Iron” filmlerini gösterime sokar.
2005 yılında senaryosunu, editörlüğünü, yapımcılığını ve yönetmenliğini üstlendiği “The Bow” filmini gösterime sokar.
2006 yılında senaryosunu, editörlüğünü, yapımcılığını ve yönetmenliğini üstlendiği “Time” filmini gösterime sokar.
2007 yılında senaryosunu, editörlüğünü, yapımcılığını ve yönetmenliğini üstlendiği “Breath” filmini gösterime sokar.
2008 yılında senaryosunu, editörlüğünü, yapımcılığını ve yönetmenliğini üstlendiği “Dream” ve sadece yapımcılığını ve senaristliğini üstlendiği “Beautiful” ve “Rough Cut” filmlerini gösterime sokar.

2010 yılında sadece senaryosunu üstlendiği “Secret Reunion” filmi gösterime girer.
2011 yılında senaryosunu, editörlüğünü, yapımcılığını ve yönetmenliğini üstlendiği “Arirang”, “Amen” ve “Poongsan” filmleri gösterime girer.
2012 yılında senaryosunu, editörlüğünü, yapımcılığını ve yönetmenliğini üstlendiği “Pieta” filmini gösterime sokar.
2013 yılında senaryosunu, editörlüğünü, yapımcılığını ve yönetmenliğini üstlendiği “Moebius”, yapımcılığını ve senaristliğini üstlendiği “Rough Play” ve yapımcılığı, editörlüğünü ve senaristliğini üstlendiği “Red Familiy” filmlerini gösterime sokar.
2014 yılında senaryosunu, editörlüğünü, yapımcılığını ve yönetmenliğini üstlendiği “One on One” ve sadece yapımcılığını ve senaristliğini üstlendiği “Godsend” filmlerini gösterime sokar.
2015 yılında senaryosunu, editörlüğünü, yapımcılığını ve yönetmenliğini üstlendiği “Stop” ve sadece yapımcılığını ve senaristliğini üstlendiği “Made in China” filmlerini gösterime sokar.
2016 yılında senaryosunu ve yönetmenliğini üstlendiği “The Net” filmini gösterime sokar.
2017 yılında senaryosunu ve yapımcılığını üstlendiği “Fork Lane” filmlerini gösterime sokar.
2018 yılında senaryosunu, editörlüğünü ve yönetmenliğini üstlendiği “Human, Space, Time and Human” filmini gösterime sokar.
2019 yılında senaryosunu, editörlüğünü ve yönetmenliğini üstlendiği “Dissolve” filmini gösterime sokar.
Emel AKBAŞ

Son Yorumlar