Nesimi’yi Görmek ve Gösterebilmek İstidadı

Eski bir teşbih vardır; şairler dünyasını ve şiir iklimini bazen “kehkeşan” (samanyolu) kelimesiyle ifade ederler. Asırlardır kullanılmasına rağmen tazeliğinden hiçbir şey kaybetmeyen bu tabirin ardındaki hakikati tefekkür etmek icap eder. Acaba şairleri, o büyük söz üstatlarını ve ruhlarından süzülen incileri zamanın aşındırıcı pençesinden muhafaza eden, onları her daim taze ve diri kılan sır nedir? Filhakika, her dahi şair ve böylesi müstesna bir kalemden sadır olmuş her ölümsüz eser, uzaklarda parıldayan bir yıldız gibidir. Yıldızın nuru ise, kendisi sönmüş olsa dahi, binlerce yıl boyunca bize doğru akmaya devam eder; yaklaştıkça o ışığın haşmeti daha derinden hissedilir.

Büyük Azerbaycan mütefekkiri İmadeddin Nesimi, kendisinin bir yıldız, hatta yıldızların en parlağı olan Güneş olduğunu herkesten evvel idrak edip beyan eyleyenlerdendir.

Nesimi’nin Güneş’i altı asırdır ışık saçmaktadır ve geride kalan zaman, bu parlayışın ebediyen süreceğine dair en kuvvetli delildir. Lakin Nesimi ne kadar sevilse, ne kadar meşhur olsa ve dil bakımından Orta Çağ’daki pek çok şairimizden zahiren daha sade görünse de, onun fikir dünyasının ve düşünce örgüsünün idraki hayli müşküldür. İşte bu sebepledir ki, Azerbaycan’da Nesimişinaslık (Nesimi uzmanlığı) bir asra yakın bir maziye sahip olmasına ve şair hakkında yüzlerce tetkik yapılmasına rağmen, cevabı henüz bulunmamış sualler hâlâ mevcudiyetini korumaktadır.

Bir Şahsiyetin İzinde Kırk Yıl

1926 yılında Salman Mümtaz ile başlayan Azerbaycan Nesimişinaslığı, gerek metin tahlili gerekse Nesimi poetikasının derinlemesine tetkiki noktasında yeni ve ciddi eserlerin intizarındadır. Azerbaycanlı alim Gazefer Paşayev’in yaklaşık kırk yıla sığan, dahi söz ustasına sadakatle yürüttüğü araştırmalar, ortaya şu hakikati çıkarmaktadır: Nesimi’nin mirası ve şahsiyeti, bu alim için son derece tanıdık ve ruhuna yakındır; adeta araştırmacı ömrünün ayrılmaz bir cüzüdür.

Burada şu hususu bilhassa vurgulamak gerekir ki; Nesimi’yi olduğu gibi görebilmeyi güçleştiren başlıca amil, şairin üniversal bir zekaya sahip olması, muhtelif ilim sahalarındaki vukufiyetini ve felsefi mülahazalarını mısralarına sonsuz bir maharetle akis ettirmesidir. Bir başka ifadeyle, Nesimi’yi layıkıyla araştırmak niyetinde olan bir alimden de evvela böylesi bir çokyönlülük talep edilir. Profesör Gazanfer Paşayev, ilmi hayatı boyunca dünya edebiyatının farklı dönemlerini selahiyetle araştırmış, ciltler dolusu eser vücuda getirmiştir. Yani o, kendi alimlik biyografisiyle Nesimi hakkında söz söylemeye amade olduğunu ayan beyan ortaya koymuştur.

Edamdan Sonraki Hayat ve Tarihi Hakikatler

Gazanfer Paşayev’in “Nesimi: Edamdan Sonraki Hayat” adlı monografisinde, ilk defa 600 yılı aşkın bir süredir şairin hayatı üzerine çekilmiş perdeler aralanmış; evvelce birer zan ve ihtimal olarak görülen pek çok hadise gün yüzüne çıkarılmıştır.

Evvela Nesimi’nin katline dair mahkeme sürecine nazar atalım. 15. yüzyıl Arap tarihçisi El-Halebi, “Künuzü’z-Zeheb” adlı eserinde bizi o kanlı günlere götürür. Şairin mahkemesi; Halep naibi, kadılar kadısı ve dört mezhebin şeyhlerinin iştirakiyle kurulmuştur. Baş hakim İbn Şanqaşül, Nesimi’nin mülhid (dinsiz) ilan edilerek herkesin gözü önünde katledilmesini talep eder. Lakin mahkeme azalarından Şemseddin ibn Eminüddövle buna itiraz ederek, böylesi ağır bir hükümden evvel ispatın şart olduğunu söyler. Bu mukavemet karşısında bocalayan hakim, ispat edemeyip cezalandırılmaktan korkarak geri çekilir.

Ancak bu idamın siyasi bir sipariş olduğu, her ne suretle olursa olsun infaz edilmek istendiği şuradan bellidir ki; Hanbeli Şeyhi Şihabaddin ibn Hilal öne çıkarak: “Nesimi’nin tövbesinin kabul edilmemesine ve öldürülmesine fetva veriyorum, çünkü o katıksız bir kafirdir” der. Neticede mahkeme dağılır ve Mısır Sultanı Müeyyed’den gelen emirle şairin, dini değil aslında siyasi gerekçelerle (Akkoyunlu ve Karakoyunlu beylerinin itikadını bozmak, Osmanlılar ile araya nifak sokmak gibi) katline ferman verilir.

Ebediyet Ufkunda Doğan Güneş

Nesimi’nin idamı ile Babek’in idamı arasında hüzünlü bir müşabehet vardır. Her ikisi de bir mefkure uğruna kurban giden şehitlerdir. Rivayet edilir ki; idam esnasında kanı akıp rengi solan Nesimi’ye kinayeyle “Rengin neden sarardı?” diye sorduklarında, o mağrur cevabını verir:

“Ben ebediyet ufuklarında doğmuş aşk güneşiyim. Güneş, gurup vaktinde sararır.”

Halk hafızasına nakşolmuş bir başka kıssa ise şöyledir: İdamda ısrarcı olan bir zahid, şairin kanından bir damlanın sıçradığı yerin dahi kesilip atılması gerektiğini söyler. Bilahare bir damla kan kendi parmağına sıçrayınca, “Ben o sözü lafın gelişi söyledim” diyerek nifaka düşer. Nesimi ise o son nefesinde, zahidin riyakarlığını şu meşhur mısralarla yüzüne vurur:

“Zahidin bir parmağın kessen, dönüp haktan kaçar / Gör bu gerçek aşığı sarpaya (tepeden tırnağa) soyarlar, ağrımaz.”

Netice: Zirveleri Bürüyen Dumanın Dağılması

Gazanfer Paşayev’in bu tetkiki, şairin diri diri soyulduğu efsanesine tarihi vesikalarla açıklık getirmesi ve 1427 yılında Halep Adalet Mahkemesi’nin bu haksız kararı iptal ederek şaire beraat verdiğini ortaya koyması bakımından devrim niteliğindedir. Nesimi’nin naaşı daha sonra bir camiye nakledilmiş ve mezar taşına “Allah’ın dostu, büyük sufi arif” ibaresi kazınmıştır.

Paşayev’in araştırmalarındaki asıl kıymet, onun Nesimi’yi bizzat “görebiliyor” olmasından neşet eder. Şairin metinlerine olan aşinalığı, İrak Divanı üzerindeki titiz çalışmaları ve Kerkük sahasındaki vukufiyeti, onu bu devasa şahsiyeti anlamaya en yakın isim kılmıştır. Nesimi gibi müstesna dehaları idrak etmenin yolu, onları dar kalıplara hapsetmekten değil, bu denli geniş bir ufukla yaklaşmaktan geçer. Gazanfer Paşayev’in bu eseri, dahi mütefekkirimize edamından asırlar sonra yeni bir hayat bahşetme ve onun bu millete asil dönüşünü temin etme yolunda asil bir teşebbüstür.

Rafael HUSEYNOV

Türkiye Türkçesine Aktaran: Afag ARAS

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir