“5 Nisan Avukatlar Günü Vesilesiyle”
İnsan, yalnızca hayatta kalmak için değil, aynı zamanda hakikati arayarak kendini gerçekleştirmek için vardır. Özgürlük, hayatın anlam kazanmasıyla ortaya çıkan bilinçli bir seçimdir; sorumluluk ve eylemsel farkındalıktır. Kendini gerçekleştiren birey, edilgen bir insan olmaktan çıkar; sorgulayan, seçen ve eylemleriyle dünyayı şekillendiren bir özne hâline gelir.
Birey, toplumsal sorumluluk taşır ve özgürlük ile adalet için mücadele eder. Adalet, yalnızca kuralların uygulanması değil, her bireyin bir özne olarak değerinin tanınmasıdır. Kendini gerçekleştiren insan, kendi hakkını ararken başkalarının hakkını da gözetir ve haksızlık karşısında sessiz kalmaz. Bu bilinç, gerekirse çoğunluğun baskısına karşı durmayı ve emir altında bile adil davranmayı gerektirir.
Tarih, insanlığın acı tecrübeleriyle doludur. Zamanla insan onuru, düşüncenin merkezine yerleşmiş, filozoflar özgürlüğün ve adaletin değerini sorgulamıştır. Bu düşünsel çizginin önemli halkalarından biri olan La Boétie, insanların çoğu zaman zorla değil; alışkanlık ve çıkar ilişkileri nedeniyle özgürlüklerinden vazgeçtiğini vurgular. Ona göre, insanlar yalnızca itaat etmekle kalmaz, zamanla boyun eğmeyi benimser ve bunu “gönüllü kulluk” içinde yapar. Küçük çıkarlar uğruna özgürlüklerini terk eden insanlar, kendi zincirlerini kendileri taşırlar. Bu nedenle büyük bir Tiran, yalnızca kendi gücüyle değil, ona destek veren ve onunla özdeşleşen insanların varlığıyla ayakta kalır.
La Boétie’nin gönüllü kulluk eleştirisinden hareketle, Rönesans düşünürü Giovanni Mirandola insanın değerini kendi gücünde görür: “İnsan, kendini istediği biçimde var edebilen tek varlıktır.” Benzer şekilde Samuel Pufendorf, insan onurunu savunurken aşağılanmaya karşı durur ve der ki: “Aşağılayan insanların kibrine gem vurmak için, nihai ve en etkili söz: Ben köpek değilim, insanım!” Bu düşünsel çizgiyi evrensel boyuta taşıyan Immanuel Kant ise insanı her zaman bir amaç olarak görmenin ahlaki zorunluluk olduğunu vurgular: “İnsanı ister kendinde ister başkasında olsun, her zaman bir amaç olarak gör; asla bir araç olarak değil.”
O halde insan, tarihsel olarak efendi–köle ilişkisinin ötesine geçen bir varoluş mücadelesi vermelidir. Ne boyun eğen ne de başkalarını boyunduruğu altına alan biri olarak, özgürlüğünü başkalarının eline bırakmamalıdır. Karşılıklı tanıma ve saygı üzerine inşa edilecek bu varoluş, dünyada insan için onur vesilesidir.
İdealler ancak doğru şekilde yaşandığında anlam kazanır; kendini gerçekleştiren birey ise bu idealleri düşünceden eyleme dönüştürür. Haksızlık karşısında sessiz kalmamak, adalet için çaba göstermek ve insan onurunu korumak, insan olmanın temel niteliklerindendir. Ne başkalarını ezmeye çalışır ne de kendisi ezilir; insan olmanın değerini hem kendisi hem de başkaları için gösterir.
Neticede insanın yolculuğu özgürlükle başlar; ancak nihai hedef, hakikati bulmak ve adaleti hem yaşamak hem de yaşatmaktır. Kendini gerçekleştiren birey hem kendi onuruna uygun davranır hem de adaletli eylemleriyle topluma değer katar.
Metin KAZAN

Son Yorumlar