Aforizmalar-I: Din Tektir; Haniflik’ten Türk Töresi’ne Değişmeyen İlahi Nizam

  1. İslâm, Hz. Muhammed’in tebliğiyle başlayan bir din değil, Hz. Âdem’den bu yana bütün peygamberlerin bütün insanlığa tebliğ ettiği tevhid dinidir; Haniflik bu dinin zamanlarüstü, kavimlerüstü inançları ve töresidir.
  2. Haniflik Kur’an’da “Müslüman” anlamında kullanılan dinî bir kavramdır. Hanifler Kur’an öncesi dönemde Tevhid inancını taşıyan, şirk koşmayan, kendilerini teslisçi Hristiyan veya Mammon’un kulu olarak da tanımlamayan (bknz; Marks: Yahudi Sorunu), evrensel ahlâk ilkeleriyle yaşayan, fütüvvet ehli (civanmert) şahsiyetlerdi.
  3. Hanifliğin ilkeleri ilk kez Hz. Âdem’e öğretilmiş o da bu ahlâk ve toplum yasaları ile ilk fazıl toplumu kurmuştur. İnsanlığın gördüğü bu ilk “orta/vasat toplum”, Kabil’in aile ve mülkiyet sistemini değiştirmek için cinayet işlemesi ile yıkılmıştır.
  4. Haniflik, “ismet” sıfatına mensup peygamberler tarafından öğretildiğinden tarihin gördüğü ilk toplumun peygamber tarafından kurulması kaçınılmazdır. Bu teori, Fârâbî’nin ilk fazıl toplumun peygamber tarafından kurulması gerektiğine dair düşüncesine bağlanır.
  5. Toplumlar aile birimleri üzerinde kurulur. Bir ideolojinin veya inancın erdemli olup olmadığını anlamak için onun aile birimine dair yaklaşımına bakılmalıdır. Marksizm ve feminizm aileyi dağıtarak toplumu inşa edecekleri iddiasında iken; Katolisizm de elitler için ruhbanlık (kutsal bekârlık) ve avam için ise “boşanılamazlık” imal ederek aileyi deforme eden bir toplum teklif etmektedir.
  6. Töre, tarih boyunca aynı ilkelere bağlanmayı esas almıştır: 1) Hanif olacaksın, 2) Ana-babana yaşlandıklarında kanatlarını gereceksin, 3) Akrabayı ve komşuları gözeteceksin, 4) Yoksulu doyurup giydireceksin, 5) Çalmayacaksın, zina etmeyeceksin, aldatmayacaksın, 6) Kimsenin helal geçimliğini engellemeyeceksin ve yurdundan haksız yere kovmayacaksın, 7) Kimseye haksızlık etmeyecek, haksız yere öldürmeyeceksin.
  7. Töre, vahiy kaynaklıdır. Bütün halklara öğretilmiştir. Bu halklardan Töre’yi tutup koruyanlar Yafes’in oğullarıdır. 
  8. Orhun Yazıtları’nda Tek Tanrıcılık, “az milleti çok yapma”, yoksulu yedirme ve giydirme gibi kayıtlar Töre’nin Türkler tarafından toplumsallaştırıldığını gösterir. Oğuz destanı da Cengiz Yasası da “çalmak, zina etmek, aldatmak, cinayet işlemek” gibi fiilleri cezalandırır ve topluma karşı suç kabul eder.
  9. Töresi’nin vahiy kaynaklı olduğu iddiama şu eleştiri yapılmaktadır: “Töre, vahiy kanalıyla mı gelmiştir, yoksa insan topluluklarının doğal düzen arayışının ürünü müdür?” Hz. Peygamber Akabe Biatı’nda Yesrib’den gelen heyetten altıncı aforizmada yer alan “yedi ilke”yi esas alarak yaşamak konusunda söz (misak) almıştır. Demek ki bu ilkeler peygamberlerin toplum inşa ederken “başlama eşiği”dir. Türklere de geçmişte peygamberler gönderilmiştir. Yafes’in Hz. Nuh’un oğlu olması nedeniyle de Töre, Yafes’e Hz. Nuh tarafından öğretilmiştir. Türkler 15.000 yıllık tarihlerinde Hz. İbrahim’in, Hz. Musa’nın, Hz. İsa’nın ve Zülkarneyn’in yeniden hatırlattığı Haniflik ilkeleri ile muhatap olmuş, Töre’yi koruyarak “Türk” adını almıştır.
  10. Töre’nin vahiy kaynaklı olduğu iddiamı “Türk” adı verilen toplumlara atfedilen “Türklerin ahlâk ve faziletleri” argümanından çıkarmıyorum. Töre’deki vahiy ilkesini peygamberliğin toplumsal ve siyasal pratiğinin yapısından çıkarıyorum. Diğer ifadeyle argümanımın temel dayanağı etnografik değil, teolojik-yapısaldır. “Türklere peygamber gönderildiği” varsayımı teolojik olarak mümkündür ve “Her millete bir peygamber gönderdik” (Nahl 36) ayetiyle desteklenebilir. Kaldı ki, Töre’yi her ne kadar “Türk Töresi” olarak kavramlaştırsam da Töre’nin ilkeleri Nuh’un diğer oğulları Sam ve Ham’a da öğretilmiş, ancak bu atalardan gelen halklar golden calf (egel hazahav), Lat, Menat, Uzza, Amon, Ra gibi putlar yaparak Töre’yi kaybetmişti.
  11. Töre bilgisi, “Türklerin seçilmiş kavim” olduğu argümanını öne sürmeye imkân vermez. Türklerin kimi boylarının Töre’yi kaybetmiş olduğu hakikati de inkâr edilemez. Öte yandan Hz. Muhammed’in nübüvvetle gönderildiği bir çağda Türk halklarının büyük kısmını konfederasyon olarak birleştiren Göktürklerin “devlet anıtı” olarak put değil de tevhidçiliği ortaya koyan Orhun Yazıtları’nı dikmesi, bu milletin Töre’yi bilinçle koruduğunu kanıtlar.
  12. Orhun Yazıtları’ndaki “Üze Türk Tengrisi, Türk iduk yiri subı anca itmiş” (Türk Tengrisi; Türk mukaddes yeri, suyu öyle tanzim etmiş) ibaresi (KT, D-10) Tengri’nin “Türklerin hususi tanrısı” olarak anlamlandırıldığı şeklinde yorumlanamaz. Bu ibare, Göktürk konfederasyonunun karşısındaki devletlerin “çok tanrılı” teolojileriyle karşıtlık oluşturmayı amaçlamaktadır. Yani bu ibare ile eşi ve benzeri olmayan Tanrı’nın yeri ve suları (karaları ve denizleri) Töre ile düzenlemek konusunda Türklere kuvvet verildiği ifade edilmektedir. “Türk Tengrisi” ifadesinde Cengiz Han’ın yönetim felsefesindeki “Nasıl gökte tek bir Tanrı (Tengri) varsa, yerde de tek bir Han olmalıdır” anlayışı hâkimdir. Göktürkler çoktanrılı devletlerle —Çin, Bizans, Sasani— çevrili olduğundan, “Tengri” vurgusunun bir işlevi yerine getirmek amacıyla kullanıldığını düşünüyorum: Türk devletinin teolojik kimliğini, çok tanrılı devlet düzenlerinin teolojik kimliğinden ayırt etmek. 

Lütfi BERGEN

2 Comments

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir