Oscar’lar 25 Nisan’da yani bugün verildiğinde, sinema dünyasının bu en önemli ödülü, 92 yıl öncesinden çok farklı bir anlam kazanacak… Bu, yalnızca Corona salgınıyla ilgili tören kısıtlaması ve sinema yasağından kaynaklanmıyor. Tüm önemli kategorilerde “People of Color” öne çıkarken aynı zamanda en iyi yönetmen adaylarından ikisi kadın. Bu, sinema tarihinde başlı başına bir olay.
“Nomadland”, 2008 ekonomik krizinde her şeyini kaybeden ileri yaşlardaki bir kadının öyküsünü anlatıyor. Filmin başrol oyuncusu Frances McDormand (Fern) kriz sonrası hem eşini hem işini kaybetmenin yıkıcı psikolojisiyle başa çıkabilmek için -kız kardeşiyle bir arada yaşamayı kabul etmez- Amerika’nın batısına doğru bir yolculuğa çıkıyor ve modern göçebe yaşamı sürmeye başlıyor. “Nomadland” bir yol filmi kısaca… Alışılmışın, rutinin dışında bir hayatı keşfetmenin filmi…
Yaşamaktan Başka Kaygısı Olmayanların Filmi
Filmin başrol oyuncusu Fern bir yaşam mücadelesi veriyor. Önce işini, sonra kocasını ve en son evini kaybediyor ve yola koyuluyor. Şimdi O, beyaz karavanıyla yoldadır, ama dile getirdiği gibi “homeless” değil, sadece “houseless” konumda… Başka bir göçebe ‘topluluk’ ile tanıştığı zaman, karışık işler ve sürgün arasındaki modern hayatı tanıyor. Bu girişim, ekonomik ve sosyal krizlerle hırpalanmış Amerika’da bilinçli bir yolculuğa dönüşüyor.
Filmin başlamasından birkaç dakika sonra Fern, karavanını karanlıkta büyük bir otoparka park ediyor. Uzak çekimde, sabah vardiyasının geçtiği kapının üzerinde yeni işverenin adını okuyoruz: Amazon. Kamera bizi binlerce paketin montaj hatlarından ilerlediği, deneklerin beyinlerimizden geçtiği devasa depoya götürüyor -sanırım Amazon’u duymayanınız yoktur-. Bir izleyici olarak, kameranın yürüyen merdivenden aşağı, düzenin kaybedenlerinin üzerinden geçmesi beklenir. Böylece iş kazaları, zorba üstleri, düşük ücretleri ve başka yanlışları yansıtmasını umarız. Ancak rejisör sosyal gerçeklere uzak durur. Chloé Zhao, kapitalizmi eleştiren çekiç yerine fırçayı seçiyor. Karavanın darlığının aksine, kamera görüntüleri sürekli çöl ufuklarına doğru açılıyor. Başınızın üzerindeki çatı hızla klostrofobik hale geliyor. Ama film yaşam tarzına bir övgü ya da sistemden kaçma girişimi değil. Göçebeler de “sistemin kaybedenleri” olarak kabul edilmez. Farklı geçmişleri geride bırakmayı ve böylece özgür kalmayı umanlar vardır karşımızda.

Provokasyonsuz Siyaset, Levyesiz Feminizm
Film, zor zamanlara düşen insanların, kışın ortasında yazı beklemesi gibi, bir özlem çığlığıdır. Ancak Nomadland, başka nedenlerle 2021 yılını zenginleştiren yeni bir yapım. Film, uzun zamandır izlemediğimiz karakterleri ön plana çıkarıyor: Yere göğe sığdırılamayan ama kuşku uyandıran “küçük insanlar”. Film, ahlaki bir tavır almak yerine, meydanı terk edip, büyük şehirlerden çok uzakta, yürekleri yakan çöle koşuyor. Siyasi sinemanın kışkırtıcı veya tartışmalı olması gerekmez. Sonuçta Çin doğumlu yönetmen Chloé Zhao, ahlak zabıtası rolüne soyunmadan Amerikan rüyasının karanlık yüzünü aydınlatan ‘politik’ bir film kurgulamayı başarıyor.
“Göçebeleriniz” sistemin dışında tam bir sessizlik içinde yaşamaktadır. Güzel sahneler önümüzdeki yaz tatilini hayal etmemizi sağlıyor. Ancak, bizi en çok etkileyen şey belgelenmiş olan birlikteliktir! Nereden geldikleri önemli olmayan insanlarla karmaşık olmayan karşılaşmalardan sonra, sadece bir tornavida ödünç alıp alamayacağınız söz konusudur. Bu arada filmde oyunculuk tecrübesi olmayan ve gerçek hayatta da Amerika’da göçmen olarak bulunan kişilere de yer verilmiş.
Fern, Bağımsız Kalabilmek İçin Her Şeyi Yapıyor
Fern, yılda bir kez Amazon’da bir süre çalışıyor ve arada bir hamburger kızartıyor, çevredeki tuvaletleri temizliyor veya şeker pancarı söküyor. Ancak yeni bir iş bulana dek, örneğin arabasını tamir ettirmek istediğinde, borç almak için kız kardeşine yolu düşüyor. Elbette göçebe özgürdür ve taş yerinde ağırdır. Kız kardeşinin Fern’in yaşam tarzını Amerika’ya ilk göç eden kimselerle karşılaştırması da fayda etmiyor. Çünkü bu film romantizm aşılamayı ön görmüyor. Nomadland, ABD’de ender çekilen ve son derece sakin bir işçi sinemasıdır.
Belgesel Bir Yapım, Görsel Bir Ziyafet
Aslında Nomadland bir araştırmaya dayanıyor, özellikle Jessica Bruder tarafından 2017’de yazılan terk edilmiş ve iş aramak zorunda kalan yaşlı işçilerin kaderini inceleyen aynı isimli bir kitaptan yola çıkılmış. Bu gerçekçilik, filmin geçtiği sert zemindir. Ve Zhao, karakterlerine karşı az çok duyarlıdır. Fern, gerçekten de yolda tanıştığı ve bir süredir ona eşlik eden tüm insanlar gibi ekonomik bir krizin kurbanıdır, ancak bu insanlar onurlarına düşkündürler. Zaman zaman toplanan ‘göçebeler’ arasında dayanışma ve şefkat duygusu eksik değildir. Kuşkusuz, 2008 krizinin sonuçlarıyla yaşamak zorunda bırakılan hırpalanmış yaşlı ruhlar, ancak erken emeklilik istemek yerine geçici işlerden geçimini sağlamak zorunda kalsalar bile kendileriyle gurur duyuyorlar. Çöldeki uçsuz bucaksız alanlar, kapitalizmin zarar verdiği yufka yürekleri sarıp sarmalıyor.

Biten Rüya, Tükenen Umut
Görkemli görüntüler, orijinal Amerikan efsanesi “on the Road” canlandırıyor. “Emek Göçmenleri” kitabından uyarlanan Nomadland, Amerikan rüyasının son kalıntılarına tutunan bir göçmenin acıklı öyküsünü anlatıyor. Her halükarda, odak noktası birey ve enginlik, yani “the great outdoors” ile ilişkisi üzerinedir: ABD, özgürlüğün az çok kendi kendine yeten ıssız yerleşim alanları ile eşanlamlı olduğu düşünülen bir ülke. Kuralları kısıtlama sayan ve herkesin kendi başının çaresine bakabileceğini öngören bir ideolojinin siyasi çıkarımları senaryonun bilinçaltını oluşturmaktadır. Onu Corona salgınının tam ortasında izlemek belki tuhaf etkiler doğurabilir. Çünkü ‘yeni’ hayatımız, özgür ve serbest olmaktan çok uzak görünüyor. Bu bağlamda, Nomadland, kendini siyasi bakımdan konumlandırmadan yalnızca toplumsal sorunları açığa vurması eleştirileri azaltacaktır.
Fern’in göçebe hayatının başlangıçta gönüllü olmadığını bilsek bile, film ana ve yardımcı karakterlere merhamet duygusuyla yaklaşmıyor. Hareket halinde olmak fikri Amerikan zihniyetinde derin iz bırakmış gözüküyor. Fern, biri karavanı arızalandığında kız kardeşini, diğeri ailesine geri dönen Dave’i ziyaret ettiğinde gerçek bir çatının altında bulunacaktır. Ve her defasında kaçar, çünkü artık yerleşik yaşama ait olmadığını anlar. Normal insanların dünyasında Fern’ın tuhaflığının mükemmel şekilde sahnelenmesi bu filmin en büyük başarılarından biridir. Film, sosyal temeli itibarıyla John Steinbeck‘in 1940 yılında sinemaya uyarlanan “Gazap Üzümleri” romanını anımsatıyor. Henry Ford‘un filmi 1929 Dünya İktisat Buhranı ile başlayan ve büyük bir işsizler ordusu yaratan bir devirde geçiyor. Ancak benzer koşullara karşı bir isyan ve öfke hareketi, “Nomadland”da büyük ölçüde yok. Bu eleştiriyi haklı olarak yöneltebilirsiniz ama gerçek bakış açısı o perspektif değildir. Çünkü refah ve adalet dağıtacak Amerikan rüyası “Nomadland” halkı için çoktan unutulmuştur. Belki de tükenmiştir…

Alaattin DİKER

Son Yorumlar