Şehriyar… Şehrin efendisi… Şiirin ve sözün… Tebriz Türklerinden. Heyderbaba’ya Selam şiirinin şairi. Bir ömür gam üstüne gam çalanlardan. Dünyanın yalan dünya olduğunu derinden hissedenlerden. İnsanı derde salanın dünya olduğunu… İran’da yıllarca yasaklanmış Türkçenin en sağlam surlarından. Yıkılmayan, dimdik… Aynı eteklerinde doğup büyüdüğü Heyderbaba dağı gibi. İran’ın Tebriz şehrinde tarihler 1906’yı gösterirken doğar Muhammed Hüseyin yani meşhur ismiyle Şehriyar. Babası tanınan, sevilen bir hattat ve avukat. Görgülü, bilinçli bir aileye mensup. Köyü adını eteklerine kurulduğu Heyderbaba dağından almış… Dağlara bakıp bakıp; rüzgârlara şiir söylemenin, sonsuzu özlemenin, dağların karanlığı basanda ürpermenin, hissiyatın şiiridir Şehriyar.
Türk olmasına rağmen Farsça şiirleriyle meşhurdu. İran’da çok prestijli bir yere sahipti. Hatta kendisine çağın Hafız’ı diyenler çoğunluktaydı. Annesinin ısrarı ve gönül koyması üzerine Türkçe şiirler söylemeye başlar. Hatta söylendiğine göre annesi Şehriyar’a söyle bir sitemde bulunur: “Oğlum, deyirler sen böyük şair olmuşsan, amma men senin dediyin şe’rleri başa düşmürem. Beş niye menim dilimde demirsen? Biraz da menim dilimde söyle ki, men de başa düşüm.” Ondan sonra Heyderbaba’ya Selam adlı destansı şiiri söyler. Doğanın insanla söyleşmesidir adeta bu şiir. Baharda akan derler gibi… Şiir Onda söylenen, coşan, coşturan bir ırmak gibidir zaten. Dilden dile dolaşan, gönülden gönüle akan bir ırmak. Samimi, doğal, tabii bir sesi var şiirinin. Sanki dağlar, taşlar, börtü böcek dile gelirde söyleşir. Duygu dolu yağmurlar boşalır gönül dağlarından, saçlarımızın en ıssız ülkelerine. Bir yağmura yakalanırız Onun şiirlerini okurken yapayalnız bozkırlarda, ulu zirvelerde.
Toprağın, bozulmamış fıtratın, en insani duyguların şairi Şehriyar Farsça’yı çok erken yaşlarda öğreniyor. İlk öğretmeni babası oluyor. Şiire yatkınlığı küçük yaşlarda kendini hissettiriyor. Kur’an-ı Kerim, Sadi’nin Gülistan’ı Ebu Nasri Felahi’nin Nisap adlı Arapça, Farsça Lügati ilk okuduğu kitaplardan. Eğitim aldığı Medrese-i Talibiye’de Arapça, Arap Edebiyatı derslerinin yanında Fransızca’yı da öğreniyor. Tahran’da Darü’l Fünun Mektebini bitiriyor. Ardından tıp eğitimi… Tıp fakültesini bitirmeden Horasan’a sevdiğinin ardına gidiyor. Aşk adamı, zincir, pranga kabul etmiyor. Deli taylar gibi coşan bir gönlü var. Gem vurulmaz… Sonrasında Tahran’a dönerek çalışmaya başlıyor. Bir bankanın muhasebe bölümünde… Uzun ve sıkıcı mesailer sonrasında kendini çok sevdiği annesinin ve şiirin kucaklarına atıyor. Çok ince ve hissiyatı yüksek bir insan Şehriyar. Normalde bazı insanları pek etkilemeyen durumlar Onu derinden etkiliyor. Babasının ölümüyle büyük bir bunalımın içine düşüyor. Herkesten kopuk, münzevi bir yaşam sürmeye başlar. Annesinin ve şiirin yardımıyla kurtuluyor bu karanlık iklimden. Annesinin ölümü ise tekrar bunalımların başlangıcıdır. Tahran’dan ayrılır ve Tebriz’e gelir. 18 Eylül 1988’de sonsuz âleme yürür. Tahran’da vefat eden Şehriyar vasiyeti gereği Tebriz’e getirilir ve burada toprağa verilir.
TDV İslam Ansiklopedisi Şehriyar maddesinde şunlar yazılıdır: “Heyder Baba’ya Salâm (Tahran 1369 hş.). Yayımında büyük ilgiyle karşılanan eser, şah rejiminin yok etmek istediği Azerbaycan Türklüğü’nün bilincini uyandırmış, var oluş mücadelesini yeniden başlatmıştır. Şehriyâr’a nazîreler yazılmış, cevaplar, manzum mektuplar gelmeye başlamış, çok geçmeden eser Türkiye’de, Irak’ta, Kuzey Azerbaycan’da neşredilmiş, şairi hakkında yüzlerce makale kaleme alınmıştır. Böylece Şehriyâr Mektebi denilen bir ekol oluşmuştur. Şair için Bulud Karaçorlu Sehend’in yazdığı manzum mektup ve Şehriyâr’ın buna cevap olarak yazdığı “Sehendiyye”, İran İslâm Devrimi’nden önce uygulanan yasak sebebiyle banda kaydedilerek halk arasında yayılmış ve büyük ilgi görmüştür.”
Ruhu şad olsun, mekânı cennet!…
Muaz ERGÜ

Merhum Şehriyar yüzyılımızın en büyük şairidir. Ellerine sağlık!
Yatmış hamı, bir Allah oyaqdır, dəxi bir mən,
Məndən aşağı kimsə yox, ondan da yuxarı…