Sessizliğin De Sesi Varmış; Kar ve Düğüm

Bahtiyar Aslan’ın “Sessiz Hikâyeler alt başlıklı Kar ve Düğüm” adlı hikâye kitabı, on dört hikâyeden oluşuyor.

Hikâyeleri okurken bir noktaya odaklanmak yerine birçok yere dağılmamız olası. Yazar, alışılmışla alışılmamışı bağdaştırarak bazen büyülü gerçekçiliğin sınırlarında gezdiriyor okuru; bazen bir rüya halinde, bir sayıklama eşliğinde yazılmış gibi sürrealist ilerleyen bilinç akışlarıyla bilinçli bir kurgudan ziyade ilhamla yazılmış hissini uyandırıyor.

“Bana karın yağışını anlatıyorsun, Doğu’nun karlarını bildiğim gerçeğini kaldırarak aradan. Doğu’nun cahili olarak dinliyorum seni.”

İnce bir dil işçiliği, şiirsel tat veren tasvirler eşliğinde sevgiden ziyâde sevginin hallerini; âşık ve maşuktan ziyâde aşkın kendisini anlatıyor. Belki de yalnızca aşkı sevdin, dedirtiyor karakterine “Kar ve Düğüm” adlı hikâyede.

“İnsanı âşık eden sorulardır evladım, sorular aşkın tuzaklarıdır. Bir kadın seni kendine çekmek istiyorsa soruları kullanır. Bir sürü soru bırakır giderken aklına. Sonra âşık olursun. Sorular tükenince aşk da biter.

…. Bir şey, şey, kelime bile değil.

Leyla’yı öptü yine de dağınık bir resim olarak. Eksik kaldı ama kusursuz bir öpüştü. Eksikken kusursuz. Aşk böyledir işte.”

İlk öykü olan “Leyla ve Ayna”da Küçük Fugue’de aforizmalarla örülü, modern Leyla ile Mecnun’un hallerini anlatan, “Tutunamayanlar” romanındaki Olricli muhabbetler gibi “efendim” ünlemesiyle ilerleyen, klasik edebiyat bilgisinin de nüfuz ettiği bir hikâye okuruz. Bu durum, yazarın akademisyen yönünü, donanımını da hissettiriyor. Klasik edebiyattan iz, dil bilgisel kurallara göndermeler, yeni noktalama işaretleri, yeni anlam arayışları göze çarpıyor.

Çağın hikâyecilerinden ayrılan zor dil, daha ilk hikâyede kendini açığa çıkarır.

Genellikle şair bu şiirinde ne anlatmak istemiştir şeklinde sorduğumuz soruyu Aslan’ın hikâyeleri için de yöneltebiliriz. İlk okumada kendini ele vermeyecek, şiir gibi farklı yorumlara kapı aralayacak hikâyelerle karşılaşmanız olası. Ben mi anlamakta zorlanıyorum diye kendinize ya da üslupta neden zoru seçmiş diye yazara kızabilirsiniz.

Mitler, efsaneler, alışılmışın dışındaki unsurlar, durumlar ve olaylar, büyü, metafizik, alegori ve detaycılık büyülü gerçekçilikte ön plandadır. “Kar ve Düğüm”de de birçok yerde masal öğelerine, folklorik unsurlara göndermeler çıkıyor karşımıza. Masal canlandırıcılığı dikkat çekiyor.

“İçinde üç prenses olan, en küçüğünün babasını tuz kadar sevdiği masalı anlatırken ölen benim amcam olmalı… Kim kimin düşü, kim kimin yorumu? Amcama bunu sormak isterdim kuyunun başında otururken.(Kuyuya bakarak derinleşirdi amcam ve o zaman sessizce otururdum yanında saatlerce, sonra birkaç kelimeyle konuşurdu, kısa ama bir güne sığmayan, şiir olurdu sanki her şey, hatırlamak şimdi yalnızlığı duyuran bir acıya dönüşüyor, ne kötü!) o varken bu soru yoktu, şimdi soru var ve o yok.”

Bir yazar hikâyelerinde sıklıkla bazı kelimeleri kullanıyorsa bu kelimeler bir ileti özelliği taşır diye düşünüyorum.  Bahtiyar Aslan da hikâyelerinde “kül, harman, ölüm kelimelerini; bazı hayvan isimlerini (tavşan, martı gibi); bazı akrabalık isimlerini ( baba, amca ); masal öğelerini ve öpmek kelimesini sıklıkla dile getirmiştir. Bunların her birini burada açmayıp fısıldayacağı gizemi okurlara bırakıyorum.

Birçok hikâyede anlatıcı olarak yazarı hissederiz. Bu yazılanlar bir kurgu der gibi, kurguyla ironi yapar gibi bir hal vardır.

Korkunun Aynasında adlı öyküsünde şöyle bir bölüm geçmektedir:

“….. Hatta çoğu zaman büsbütün anlamsızlaşıyordu yaşamak. İnanmayacaksın ama ilk intihar teşebbüsümün sebebi de korkusuzluktur. Neyse, onu anlatacak değilim şimdi. Ya da istersen anlatabilirim Şeref Abi. Ama istediğini söyleyemezsin ki… Seni hikâyeme müdahale etmeyecek, istese de edemeyecek bir kahraman olarak tasarladım. Boşuna belertme gözlerini.”

“Üç Akrep Zamanı” kitabı Azerbaycan’da da yayınlanan Aslan ile ilgili birçok yazı da kaleme alındı. Tahran Alişanoğlu, şu ibareyi kullanır değerlendirme yazısında: “Bahtiyar Aslan hikâyesinin poetikası tercüme için hiç de rahat değildir; kitaba önsöz yazmış Terane Vahide güvensek:’ onun yaratıcılığında romantizm ve sürrealizm birleşerek sihirli bir âlem yaratır.’ der.”

Bahtiyar Aslan

Geleneksel bilgileri, hayatımızdan çıkan kelimeleri duyurur kimi hikâyelerinde. Bu doğrultuda -Ahmet Mithat geleneğini hissettirse de-  amacı bilgi vermek mi yoksa unutulmuş bir değeri, bir bilgiyi, bir kelimeyi hatırlatmak mı derseniz ikincisi derim.

“Büyük kıl çuvallara -haral diyoruz biz, burada etimolojisini yapacak değilim, sevemedim etimolojiyi-dolduruyor, sonra uzun bir sırığa asıp omuzluyor, getirip dama açtığımız büyük delikten boşaltıyorduk.

“Leylak Yangını”nda karakterle birlikte samanın içine girip samanı tepeler, sıkıştırır, ağzınızı burnunuzu tülbentle sarıp eskiden köylerde sıklıkla yapılan işlerin zorluğunu duyumsarsınız. Samanlık hikâyesine daldığınızda yazarın “Yangın kuleleri olmalı aşkların.” sözünü haklı bulursunuz. Aşk ateşini söndürmek için yazmaya başlayanların kelimelerin bu ateşi söndüreceğini sanarken daha da artırdığına tanıklık ederken yazarla birlikte külde bazen hatırası olan bir şey arar durursunuz.

“Kar ve Düğüm”ün kazı yapmayı, zoru seven okurların kitaplığının baş köşesinde yer alabileceğini tereddütsüz söyleyebilirim.,,

Süheyla Karaca HANÖNÜ

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir