Tanış Olmak Ama Hüsnüzan Koleksiyoncularıyla…

“Gelin tanış olalım
İşi kolay kılalım
Sevelim sevilelim
Dünya kimseye kalmaz”

Söz, yukarıdaki kıtanın ilk dizesinden açıldığında, edebiyatı metalaştırma yolunda ilerleyen her işgüzarın aklına artık, temsilî resmi 200 TL’nin arkasında olmayan Yunus Emre değil, gösterisine, söz konusu başlığı yakıştıran Fırat Tanış geliyor ama Tanış bu durumdan rahatsız değil çünkü merkezde bir gösterinin olduğunun ve izleyicisinin, bu gösteri aracılığıyla Yunus Emre’den önce kendisiyle tanışacağının farkında.

Bu gösteriyi aslında Tanış, yüzyıllar öncesinden, bugüne ve bugünden sonrasına ışıldak tutacak şiirlerini, Risalet’ün Nushiyye adını verdiği mücevherinde bir araya getiren Yunus Emre ile değil, kendisinin ve temsilî resmi 200 TL’nin arkasında bulunan, Karl Marx’ın Salto Mortale ismini yakıştırdığı, Türkçeye Ölümcül Sıçrayış olarak çevrilebilecek, para, meta ve tekrar para ile bağ kuran fasit dairenin içine sıkıştırıldığı için şairliğinin esamisi okunamayacak olan Yunus Emre ile tanışılması için gün yüzüne çıkarıyor.

Herhangi bir filozof yerine Marx’a ve onun, onunla özdeşleşen kavramına direksiyon kırılmasının arkasında, Tanış’ın kendisini; muhalif, sosyalist, devrimci olarak konumlandırırken bile bir gösteriye hizmet etmesi, ava seyircisiyle giderken avlanması var. Seyircisi de onun kendisini, sözü edildiği gibi servis etmesinden rahatsız olmuyor çünkü o da, kavramların içini boşaltıp dışına istediği biçimi verme bağlamında Tanış’la ortak paydada buluşuyor. O seyirci ayrıca Marx’a ve Salto Mortale dâhil kavramlarına Cemil Meriç’in, taşı gediğine oturtan tespitiyle, Louis Althusser’in Kapital’i Okumak kitabıyla aşina olmaya çalışsa da, bu fiili de diğerleri gibi yüzüne gözüne bulaştırma yarışında ipi göğüslediği için rahatsızlık gibi bir fiili aklının ucuna bile getirmiyor.

Tanış’ın Salto Mortale’nin boyunduruğuna teslim ettiği tek isim Yunus Emre değil. Kul Himmet Üstadım, Âşık Veysel Şatıroğlu da Tanış’ın zincirine, Gelin Tanış Olalım adlı gösterisi henüz ortada yokken ve Tanış, Ercan Saatçi ile aynı sahneyi paylaşmaktan keyif alırken eklenmişlerdi ve Tanış böyle bir manzaranın nesnesi olarak, aslında; muhalifliğin m, sosyalistliğin s ve devrimciliğin de d’sinde bile durmadığını gözler önüne seriyordu çünkü seslendiği isim; sıralanan fiilleri, Vitamin adını verdiği grubun içinde yer alarak aşağılamıştı.

Türkiye’ye özgü müzik sektörünü iğneli fıçıya oturttuğu izlenimini uyandırsa da, aslında, nefret söyleminin ve ötekileştirmenin alanının genişlemesi için ter dökenleri bir araya getiren Vitamin’i yola çıktığı arkadaşlarından sadece Ufuk Yıldırım ile yaşatan ve daha sonra toprağa gömen Saatçi, nefret söylemi ve ötekileştirme için çaba sarf etmesini sorgulamadı çünkü o da hâlinden memnundu çünkü  gerçekleşmişti.

Nefret söylemi ve ötekileştirme yanında Beyaz Türklük’ün de, ipi en önde göğüslemesi için çalışan Kenan Doğulu’nun mikrofonun karşısına geçtiği, kardeşi Ozan Doğulu’nun düzenlediği Onuncu Yıl Marşı’nı seslendiren koroda yerini alan Saatçi’nin Tanış’la ilişkisi, Kadir İnanır’ın Ertuğrul Özkök ile ilişkisine, Özkök’ün Saatçi’den vaktinde ziyadesiyle devrimcilik oynamasıyla ayrılması haricinde benzetilebilir.

İnanır’ın; Kenan Evren ve ekibine ateş püskürmenin öncesinde, bir zamanlar Aydın Doğan’ın finanse ettiği kanalda cem’i cümleye adalet dağıtması, dağıtırken, sorunları boyundan aşan ve paçalarından dökülen Uğur Dündar’la aynı kanaldan seslendiğini ıskalaması; içinden çıktığı sektörün sorunlarını ve 12 Eylül’ün etkisini 90’larda hissettirdiğini umursamaması fiillerinin, Tanış ve Saatçi birlikteliğine giden yolu açtığını vurgulamak mümkün.

Risalet’ün Nushiyye’nin asıl iz sürücüsü, doğal olarak Tanış değil, sonsuz yolculuğuna, 2 Nisan 2026’da çıkan Hasan  Hüsrev Hatemi’dir çünkü o yıllar sonra sadece; babacan bir hekim, odağına hissiyatı alan ve önce insan olmayı önemseyen bir şair değil, aynı zamanda bir hüsnüzan koleksiyoncusu olarak da anılacaktır. Temsilî resmi 200 TL’nin arkasında olmayan Yunus Emre’nin arzuladığı da zaten hüsnüzan koleksiyoncularını çoğaltmaktır.

Risalet’ün Nushiyye’nin mimarı Yunus Emre, sözü edilen özelliğiyle Hasan Hüsrev Hatemi’nin ve Türkçeye Gösteri Toplumu adı verilerek Ayşen Ekmekçi tarafından kazandırılan La Société du Spectacle’ı kaleme alan Guy Debord’un hemderdidir.

Ertuğrul Özkök’ü kayırmaktan taviz vermeyen Kadir İnanır’ın samimiyetsizliğini kuşanarak Ercan Saatçi’nin karşısına geçen ve daha sonra ekibiyle, izleyicisine Gelin Tanış Olalım diye seslenen Fırat Tanış ise suizanı başköşeye oturtanların sözcüsüdür. Bu türden sözcülüğe soyunanın ulaşacağı yer ise,  sözü; sohbet, muhabbet ve hasbihâl ile yoğuranların nazarında toz zerresidir.   

Mehmet Akif ERTAŞ

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir