Tanrı’ya En Çok Öykünen Tür Fantastik Midir?

Bizim edebiyatımızda dışa açılan fantastik bir eser var diyemeyiz. Ama bu tarzda ürün ortaya koyanlar var. Murat Kömür de bunlardan biri. Yazarın “Mumya Tuzağı“ adlı kitabını okurken dünya edebiyatında çok satan fantastik eserleri aklımdan geçirince insan, Tanrılık iddiası taşımadan Allah’ın bütün sıfatlarını taklit edebilir mi diye düşündüm.

Edebi dilde ortaya konulan ürünler için “yaratıcı“ kelimesini kullanmak yanlış mıdır, diye sorduğumda Ali Günüvar şöyle demişti:

“Kur’andaki vallahi ahsen’ül halikın yani Allah yaratıcıların en güzelidir ilahi kelamını ne yapacaksınız. Demek ki halik – yaratıcı isminin asarını zuhura getirdiği kullar var ki böyle buyrulmuş.”

Bir gerçek var ki kurmaca metinler arasında yaratıcılığı en çok zorlayan, Tanrı’ya en çok öykünen tür fantastiktir. Kelime anlamı hayal ürünü demektir. Gerçeğe dayanmayan bir yazılı anlatım tarzı olan klasik fantezi edebiyatının en tanınmış örneği Alice Harikalar Diyarındadır. Her çocuk bu eserin etkisiyle gizemli bir delik aramıştır. Alice’in hangi yoldan gitmeliyim sorusuna tavşanın nereye gideceğini bilmiyorsan hangi yoldan gittiğinin hiçbir önemi yoktur yanıtı hedef belirleyici olmak adına harika bir cevaptır. Hayal ürünü olan bu eserden gerçek yaşam için de kıssalar çıkarılır haliyle.

Fantastik eserlerin çocuklar ve gençler üzerinde yadsınamaz bir etkisi var. Yıllar önce dersime ilgili olan bir öğrencim o gün dersi dinlemiyor, başını eğip kitabın iç kısmına sürekli bir şeyler yazıyordu. Yanına yaklaşıp özel değilse ne yazdığını merak ettiğimi söylediğimde kitabı açıvermişti. Baştan sona Edward yazıyordu. Acaba yaz tatilinde yabancı bir gence mi âşık oldu diye endişelenip kim bu Edward diye sorduğumda “Alacakaranlık“ serisinin başkahramanını nasıl olup da tanımadığıma hayret etmişti. Stepheine Meyer’a hatırı sayılır bir servet kazandıran bu kitabı hemen o gün alıp okumuştum öğrencimi daha iyi anlayabilmek için. Kitap oldukça sürükleyiciydi. Kurda, vampire dönüşen adamlar, ölümsüzlük vs. Öğrencime hak verdiğim nokta ölümsüz vampirle ölümlü genç kızın tutkulu aşkıydı. Lise çağındaki gençleri bu tutkulu, korumacı, ölümü ya da ölümsüzlüğü göze alıcı hal etkiler doğal olarak. Kitapta fantastik olarak hayalleri zorlayan mekân ve karakterler yoktu aslında. Aşk teması tek başına kitaba damgasını vurmuş diyebilirim.

Modern zamanda J.K. Rowling’in Harry Potter ve  J. R. R. Tolkien’in Hobbit, Yüzüklerin Efendisi kitaplarının sinemaya da uyarlanarak uyandırdıkları etki ortada. Bana fantastik nasıl olmalıdır diye sorsalar Avatar filmini izlemelerini salık veririm. Hayalleri zorlayan olağanüstü bir gezegen, büyüleyici ışıklar, değişik varlıklar, insanlığa satır aralarından verilen doğru mesajlar…

Gelelim Murat Kömür ’ün “Mumya Tuzağı adlı kitabına. Olaylar, kahramanın Amasya’daki Mumya Müzesindeyken bir mumyanın parmağındaki yüzüğü çalmasıyla başlar. O günden sonra her şey değişir. Geceler uzun ve ürkütücü bir hal alır. Yağmurlu bir gece yarısında kahraman gizemli bir şekilde kaybolur. Oğluna ne olduğunu bulmaya çalışan baba ile birlikte hayatı acılarla son bulmuş mumyaların hayatını da öğrenmiş oluruz. Büyük bir aşk acısıyla ölen iki sevgili ve aynı büyüklükte vicdan azabıyla yaşamına son veren Moğol prensi…

Murat Kömür

Sürükleyici bir dille kaleme alınan bu kitapta mekânın Amasya olarak seçilmesi, oradaki Kral Kaya Mezarları ve Mumya Müzesi’nde olayların yaşanması, Moğollardan, Selçukludan bahsedilmesi, kâğıt toplayan gencin Suriyeli olması, Türklerin misafirperverliğine vurgu yapılması, fonda ezan okunması ve birçok ayrıntı eseri milli, tarihi bir renge bürümüştür.

Bu durum fantastik bir eser için eksi puan getirebilir. Fantastik eserler masalın roman olarak vücut bulmuş halidir bir bakıma. Haliyle dini ve milli öğeler eseri gölgeler.

Fantastik eserlerdeki gizem, derin korku, alışılmamış güçlerin varlığını duyumsamak gerekir ki bunu bu eserde görebiliyoruz. Gerginliği artırıcı şu tasvirleri örnek verebiliriz:

“Uzaklardan bu sesi işitenler devasa dağların bağrından kocaman kayalar kopup köydeki evleri yok etmek için harekete geçtiğini zannederdi. Peş peşe çakıp sönen şimşekler üzerine vurdukları çeşitli eşyaları garip şekillere sokup kayboluyordu. Her yer kısa sürede aydınlanıp tekrardan karanlığın koynuna giriyordu.”

Yazarın romanın birçok yerinde bilgi verme çabasını hissedebilirsiniz. Dil bilinci üzerinde ısrarla durması gibi. Oğluna sevdiği kreplerden yaptığını söyleyen eşine kızan babayı buluruz. Âdem Bey, dil konusunda oldukça hassas bir karakterdir. Zira krep yabancı dillerden alınmış bir sözcüktür. Oysa ataları yüzlerce yıldır bu hamur kızartmasına kaygana der.

“Zira o devirde Moğollara ret cevabı verebilmek yürek isterdi.“ cümlesi dönemin siyasi zeminiyle ilgili bilgi verirken Moğol geleneklerine de yer verilir. Onlara göre yaşayan hiç kimse sır saklayamazdı ve sırların korunması için yaşama son vermenin en güçlü tedbir yöntemi olduğuna inanmaları gibi. Nakkaşın sevdiğine kavuşabilmek için kayaları delip şehre su getirmeye razı oluşu, nakkaşlık, kemankeşlik, Yeşil Irmak kenarında söylenen türküler esere milli, tarihi bir tat katmıştır. Dönemin giyim kuşamına dair bilgiler de yer alır. “Nakkaşlar birer sanatçıydı. Giyim kuşamları da öyle sıradan değildi. Yıldızlı kaftanlar, Farisi işi donlar ve o dönemin en iyi çarıklarını giyiyorlardı.”

Anadolu’da herkesçe malum olup sonu hüsranla biten gülle bülbül imgesi, Selçuklu hükümdarının Kösedağ Savaşı’ndan kaçıp haremiyle Anadolu içlerine sokulması; şeyhler uçmuyor, onları müritleri uçuruyor diyerek hurafelere karşı çıkan birinin çaresiz anında kendi ayaklarıyla muskacı hocaya gidişi gibi birçok ayrıntıyla karşılaşırsınız.

Bu bilgiler ve anlatım güzel olsa da fantastik eserler din, dil, ırk üstü olmalıdır.

Tolkien, mitoloji ve peri masallarını yalanlar olarak tanımlamış bir adama yazdığı mektupta fantaziyi doğal bir insan etkinliği, bir insan hakkı ve Yaratıcı’yı taklit etmenin bir parçası olarak gördüğünü şu sözlerle ifade eder:

“Her ne kadar dünyanın tüm çatlaklarını Elfler ve Goblinlere doldurmuş olsak da karanlıktan ve ışıktan Tanrıları ve onların evlerini inşa etmeye cesaret etmiş ve ejderha tohumları ekmiş olsak da bu bizim hakkımızdı.”

Fantazinin us dışı bir etkinlik değil ussal olduğunu savunur.

Mumya Tuzağı’nda alışkanlıkların tam olarak kırılmadığını söyleyebilirim. Mumyaların dirilme bölümünün Mumya filmi ile benzerlik göstermesi de orijinalliği gölgelemiştir. Daha iyi bir kapak tasarımı olabilirdi. Murat Kömür’ün kalemi oldukça sürükleyici. Bu kitabı okuyan biri yolu Amasya’ya düştüğünde Kral Kaya Mezarları ile Mumya Müzesini görmek isteyecektir. Bu açıdan oldukça başarılı. Yazarımızın bu eleştiriler doğrultusunda dışa açılabilecek, tüm insanlığa hitap edebilecek, milli ve manevi değerleri sürece dâhil etmeden daha yaratıcı mekânlar ve karakterlerle kurgulanmış bir eser ortaya çıkarabileceğine inanıyorum.

Sözlüklerde olmayan kelimelere sahip mekânların, karakterlerin bolca tasvirli, mesajı tüm insanlık için olan serilerin gelmesi temennisiyle diyorum.

Süheyla Karaca HANÖNÜ

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir