Mutluluk Vadisi

İşten eve dönerken telefonuma bir mesaj düşüyor. Metro ile seyahat ederken şair İsmet Özel kadar rahatım. Hemen mesajı açıp okuyorum: Gel(e)miyor, halledilecek bir işi varmış! Ve birkaç cümle sonra şöyle devam ediyor: “Akşam geç bir vakitte tekrar arayacağım.” Biliyorum ki o şimdi evinde. Eski kız arkadaşıyla beraber film izleyecek ve ardından yorulup uyuyakalacak. Geri döneceğini söylüyor! Bekleyeceğim tabii… Sonunda oturup defterime, ararsa yarın bana gelmeyeceğini ve ona çok kızacağımı yazıyorum; bu yüzden öfkem bir sorun olabilir, ama babamdan öğrendiğim gibi artık öfke konusunda çok rahatlatıcı bir çözüm bulmakta hiç te zorlanmıyorum…

Rotamız: mavi ve yeşil

O da benim gibi yabancı. Köln Rasathanesi’nin düzenlediği bir etkinlikte tanıştık. Yıldızlı gecelerin fotoğrafını çekmekte mahir. Teknik donanımı da oldukça iyi. Amacım onun tecrübesinden yararlanıp, Samanyolu’ndan ilginç resimler çekmek. Bunu yüzüne de söyledim. Gezeceğimiz mevkileri iyi kötü tanıyor en azından. “Öyleyse öyledir!” Almanca bir deyim. Ondan gelecek olumlu ya da olumsuz habere kulak asmayıp hazırlığımızı tamamlıyoruz. Şafak sökerken yola çıkmak üzere erkenden yatıyoruz. Dinlenmiş bir vaziyetteyiz ama yolda bizi neler bekliyor bilmiyoruz. Beyaz tavşanı ‘Harikalar Diyarı’na kadar takip eden küçük kız Alice’yi bilirsiniz. Orada küçük kız, çocukların 150 yıldır keyif alarak okudukları pek çok macera yaşar. Beyaz tavşanın bu kez Alice’i Sahr Vadisi‘ne getirdiğini hayal edin! Ve Eifel yöresinin en ücra köşesine yapacağımız bu seyr-ü sefere buyrun siz de katılın…

Sahr Vadisine giriş yolu

“Ben geldim geleli açmadı gökler”

Ahr Dağları‘nın ortasında, Ahr Bağları‘nın arkasında bir doğa cenneti bulunuyor: Sahr Vadisi. Geçen Mayıs sonu harika bir bahar havasında, vadi boyunca (2×16 km) uzun bir yürüyüşe çıktık.

Kreuzberg‘deki tren istasyonundan gözüken heybetli Kreuzberg Kalesi’ni geçiyoruz ve kısa bir yürüyüşten sonra hızla ‘vahşi ve romantik’ olarak anılan Sahr Vadisi’ne ulaşıyoruz. Yol boyunca Keltlerin ve Romalıların bıraktığı izlere dikkat çekiliyor. 17. yüzyılda yakılan ‘cadılar’ da unutulmamış! Koruma altına alınan ıslak otlakların yanı sıra II. Dünya Savaşı’nda sığınak olarak kullanılan maden ocakları da gezginlere duyuruluyor. Ocaklardaki zehirli gazı tespit için kullanılan kobay kanaryalar hemen aklıma geliyor ve vazgeçiyorum. Kirchsahr’daki ünlü kilise belki özel ilgime mazhar olabilir. Vadi içinde Kirchsahr’ı merkeze alan 3 ayrı yürüyüş güzergâhı bulunmaktadır. Effelsberg’deki teleskop ile bu rotayı genişletmek her zaman mümkün.

İlk durak: Kreuzberg Kalesi

Mutluluk Vadisi olarak Sahr’ın eski ismini muhafaza etmesi ne güzel! Kıvrılarak ilerleyen yol üzerinde zarif bir şekilde dolaşabilmek ayrı bir zevk. Yürürken bir çiftlik, bir söğüt ağacı, bir kır çiçeği, bir kelebek ya da bir yaban kuşu görmek saf bir romantizm. Hele Lind’den Plittersdorf’a dek yükseklere tırmanmak ve sessiz sedasız tekrar vadiye kavuşmak bir ayrıcalık.

Zum Sahrtal Oteli

Vadide gittikçe genişleyen orman yollarında ve daha sonra harika orman kenarı patikalarında, Sahr Deresi’nin bazen sol, bazen sağ yakasında güle oynaya yürüyoruz. Yolun üçte birini geçtikten sonra Burgsahr‘a ulaşıyoruz; yamacın eteklerinde huzur içinde otlayan koyunlar için dünya hâlâ güven ve asayiş içinde görünüyor! İstikamet Kirchsahr, vadinin ana kasabası. Dünyadan soyutlanmış vadiden ayrılmadan önce, restorant “Zum Sahrtal”da kısa bir mola verme imkânı var. Ama merakımıza yenilip dünyanın en gelişmiş teleskoplarından biri sayılan Effelsberg’e geçiyoruz. Çünkü uzayda ‘kara delik’in resmini çeken noktalardan biri de bu teleskop. Aslında bu uzun soluklu bir tırmanış oldu; bir bakıma dağın etrafını dolanarak çıktık Max Planck Institut tarafìndan yönetilen tesislere. Elbette bu hedefi gündeme almış ama son gün için öngörmüştük. Bu ziyarete ayrıca değineceğim…

Her yıl Ekim ayında Vadi Yürüyüşü düzenleniyor

İtiraf etmeliyim: Sahr Vadisi beni geçen yıl keşfetti! İlgimi oraya çevirmek için iyi bir gerekçe de bulmuştum. O yaz hemen “Türk Madonna” heykelinin bulunduğu Kirchsahr Kilisesi’ni ziyaret ettim ve çektiğim resimleri paylaştım. Kısaca hatırlatayım:

Kirchsahr Kilisesi ve Türk Madonna

Katolikler, sık meşe ve kestane ağaçlarının koruması altında, Türk Savaşları sırasında, ayinleri bu kilisede icra ederler. 1683 Viyana ve 1717 Belgrat kuşatmasında Osmanlı ordusu karşısında Hristiyanlık âlemine zafer bağışlayan Hz. Meryem adına dikilir bu heykel. Ki halk arasında hâlâ “Türk Meryem” olarak anılmaktadır. Bölge halkı I. Dünya Savaşında Fransız ordusuna ve II. Dünya Savaşı’nda Amerikalı askerlere karşı da şiddetli direniş göstermiştir. Bu tarihi kökler, vadiyi hem muhalefet, hem de – aynı zamanda – dayanışma merkezi yapar.

Romalılardan kalma bir tapınak kalıntısı

Malum dinler, inançların yanında bir takım kült ve ritüeller içerir. Korkuları ortadan kaldırmaya veya en azından gelecekteki felaketlere karşı mü’minleri esirgeyecek sözler verirler. Kim ibadetini yapar, kısaca kendini ayinler ve niyazlarla bağışıklı kılarsa, ilerde başına gelebilecek tüm tehlikeleri korkusuz atlatabilecektir.

Bu, aslında tüm kültlerin ortak vaadidir ve aynı zamanda bir kandırmacadır, zira ritüelin sürekli tekrar edilmesi gerekir. Örneğin, Hristiyanlık ile hiçbir ilgisi bulunmasa bile – Osmanlı askerinin kesik başını tutan – Hz. Meryem huzurunda yapılan ibadetler zamanla dinin ayrılmaz parçasına dönüşmüştür.

“Zehirli çiçekler bir ova gibi karşımda”

Abartmıyorum; Sahr Vadisi boyunca ve özellikle Kralinken çevresindeki tepelerde geçen gezimiz bir senfoniyi andırıyordu.

Doğa orkestrasından yayılan tınılar attığımız her adımda gönlümüze düşüyordu. İlk adım Kreuzberg’deki Allegro’da, yolun başındaki görkemli bir kale ile gerçekleşti. İkinci adım hızımızı azalttı, Adagio’da güzel Sahr vadisinden, orman hatları boyunca, küçük çiftlikler ve yerleşim yerlerinden geçtik. Yürürken Sahr Deresi bize eşlik ediyor, bazen coşkun, bazen yavaş yolun bir soluna bir sağına akıyordu. Yırtıcı bir kuş, av arayışında üstümüzde süzülürken geyikler, koyunlar ve inekler tarafımızdan ister istemez rahatsız edildi! Binzenbach’ta eski bir maden ocağını geçerek vadinin kalbi Kirchsahr’a ulaşıyorsunuz. Sahr vadisinin merkezinde, vadinin gözlerden ırak sessizliğine veda ediyor ve Ahr dağlarının yükseklerine doğru dik bir tırmanış başlatıyoruz. En az 550 metre yükseklikteki tepelerdeki(Hochthürmer) kısa ama zor engeller farklı hızlarda aşılabilir: Hızlı, ağır veya yavaş tempo tutmak size kalmış. Bu dağlarda her şey mümkün ve kimseden izin almanız gerekmez…

Yürürken karahindiba toplamayı ihmal etmedik

Karahindiba çiçeklerinin bol olduğu bir yamaçta durduk ve piknik yapmaya karar verdik. Karahindiba; her ne kadar ismi kara olsa da aslında yaprakları yeşil ve çiçeği sarı bir bitkidir. Çayımızı içtikten sonra bol miktarda – reçel ve çay yapmak için – karahindiba topladık. Dağcılar belki daha iyi bilir; zirveye ulaştığında kişinin yürüyüş nabzı sakinleşir, zihni açılır. İşte o vakit sıradağ zirvelerini seyretmek harikulade bir duygu! Hohe Acht, Nürburg ve Aremberg bizi uzaktan selamlıyor, rüzgâr ayaklarımızı yerden kesiyor, ruhumuz bulutlar ile birlikte uçuyor sanki. Burada kendimizi ister istemez ihtişamlı hissediyor, gönlümüzü okşayan muhayyer bir şarkı ile gezgin ruhumuzun göklerde süzülmesine bir müddet izin veriyoruz.

Piknik yapıp dağları seyrettiğimiz alan

Yola tekrar koyulduk. Çünkü Krälingen’de bizi yarı ahşap bir mücevher bekliyor: “Yaşlı Karga”. Bugünkü harika doğa gezisinin ardından mükemmel bir durak olacak! Yürümeye başladıktan kısa bir süre sonra yağmur çiselemeye başladı. Neyse ki, yağış çok kısa sürdü. Bir ara yönümüzü kaybettik. Häselingen girişinde anayola dönmek istiyorduk, ancak konuşmaya daldık, köyün etrafında dolaştık ve sonra kavşağı neden görmediğimize şaştık kaldık. İki kişinin yolu karıştırması tuhaf görülebilir! Kısa bir sessizlikten sonra yönlerin nerede olduğu belli oldu ama yine de kendimizi ıssız bir mezranın ortasında bulduk, yol adeta ortadan kayboldu. Son tabelaya geri döndük ve tekrar Krälingen yolunda yürümeye karar verdik.

Krälingen köyüne yaklaştık..

Yürüyüşe zirvede başlamış, kuraklık yüzünden kurumaya yüz tutan çamlık alana inmiştik. Sahr deresi sevgisini gizlemedi; biyotoplar kurbağalara ve suda yaşayan diğer canlılara bir yuva sundu ve biz, en önemli tarihi yapılara isimlerini veren küçük köyleri teker teker geçtik: Burgsahr, Kirchsahr, Häselingen, Krälingen… Yolların “Ördek Deresi”, “Tavşan Yolu” gibi sevimli isimleri vardı. İkincisi, ismi kadar yaşadı ve kısa bir süre sonra, Yedi Dağlar’ın muhteşem manzarasının izlenebildiği Hochthürmer’e kadar beşyüzelli metrelik rakımın üzerine çıktık. Seyrek tepeler, ama harika çayırlar ve meyve ağaçları bizi karşıladı. Biz ayakta yorgunluk atarken yakınlarda bir çiftçi otlakları biçti.

İlerde yol kenarında dinlenmek için duran iki motor sürücüne uzaktan seslendim. Amacım kayıp zamanı telafi etmek için en kestirme güzergâhı sormak. Onlardan biri kaygısız bir şekilde yanıma geliyor. Yolu tekrar soruyorum. Kaskını çıkarınca muhatabımın genç bir hanım olduğunu anlıyorum. Hani türkülerde söylenen ‘gözleri fettan güzel’ bir kadın. Emin olmayınca erkek arkadaşını yanına çağırıyor. O da – Allah var – yakışıklı bir genç. İkisi de birbirine yakışmış, lakin onca yıl sonra Almanya’da kim burjuva kim değil ilk bakışta anlayabilecek bir yaşa gelmişiz!

Kirchsahr

Güven tazelemiş olarak finale doğru koşuyoruz. Manzara her yönüyle ‘Allegro Vivace’ arz ediyor, yani muhteşem bir ortam sunuyor. Beethoven’ın gölgede kalan eseri 4. senfoniye eşlik ederek önce çayırlara, sonra Ahr vadisine çıkan dar orman yoluna iniyoruz. Bu noktadan sonra kıyıda gizli kalmış Vişel Vadisi’ne ulaşılır ve en sonunda Kreuzberg Kalesi yeşilliklerin arasından yeniden ışıldar. Artık konser sona yaklaşmaktadır; doğa orkestrası ile bugün için vedalaşıyor ve mutlu bir gezgin olarak yeryüzüne aydınlık bir pencere açıyoruz..

17.yy.da cadı avında yakılan kadınlar için bir anıt

Güzergâhın ilk ve son kısmındaki darlık ile genişlik heyecan verici bir tezat oluşturuyor ve aynı zamanda Sahr vadisinde bulduğumuz engin huzuru mükemmel şekilde tamamlıyor. Krälingen’de bu gezi için ‘à la crème’ olan “Alte Krähe” açık hava kahvesinde oturup dinleniyoruz. Dışarda Polonyalı işçiler yeraltına internet kablosu döşüyorlar. Modern teknolojinin köye gelişine canlı tanıklık ediyoruz. Ve güç kazanmış olarak otelimize geri dönüyoruz.

“Bir ağrı yakıldıkça sevilmeli”

‘Zum Sahrbach’ otelinde kırık yıldızlar altında geceledik. Sabah gün ışırken kalktık. Pencereyi açar açmaz temiz hava çarptı şehirli bünyemizi…

Önce toprak vardı, kumlu ve taşlı; sonra ormanlar, çamlar ve köknarlar, ardıç, meşe ve gürgen ağaçları vardı. Ve bu geniş orman manzarasının her bir tepesi, üzerinde beyaz kazlar ve yeşil ördekler yüzen bir derenin mavi alanlarını görebiliyordu. Burada bataklık kuşları, su çulluğu, orman tavuğu, yaban kazları, leylekler ve keklikler yaşardı. Kurtlar, tavşanlar ve geyikler de… Evler ahşaptan yapılmış ve yerel renkler ile boyanmıştır. Böyle bir giriş 20. yüzyılın yirmili yıllarında geçen bir başka hikâyede anlatılır. Kahramanı on iki yaşında bir çocuktur. Thomas dedesinin çiftliğinde doğmuş ve Issa vadisindeki bir köyde yaşamaktadır. Hikâye, Göller Diyarı betimlenerek başlar ve romanın ilk cümlesi şu olur: “Issa vadisinde toprak kara ve bereketliydi ve köyler, başka hiçbir yerde olmadığı kadar zengindi. Ancak bu topraklarda şeytan diğer yörelerden daha fazla cirit atıyor ve halk, kilise onları umursamaz gözükse bile, yalnızca doğa üstü güçlere ve büyülere inanıyordu.” Yazarın işaret ettiği gibi şeytanın varlığı, insanlara “insan ruhu üzerinde nihai hüküm için verilen mücadeleyi” hatırlatıyor. Zira sanayileşme henüz dünyayı kurtarmamış, kalkınma fikri ve akılcılık şeytanları yeryüzünden daha kovmamıştır.

Güzergahta bir mola yeri

Kahraman gözlerini hayata bir vadide açmış ve “onu yeryüzünde karşılayan ilk ses muhtemelen pencerenin dışından gelen kuş sesleri” olmuştur. Bu sabah bizi uyandıran yine kuş sesleri oldu. 21. yüzyılın yirmili yıllarını harekete geçirdi. Küçük olaylarda yine insanlığın başına gelebilecek büyük bir tehlikenin ilk işaretini verdi. Başkası değil, yalnızca ben sezdim o gerçeği. Daha doğrusu, Rebecca’daki huzurun anahtarını Milosz’un “Issa Vadisi” romanını okuyunca buldum. Sahr da bir tür tarih öncesi manzaraya sahip bir deredir ve etrafını çevreleyen ormanlarda hâlâ vahşi hayvanlar yaşamaktadır. Uzun bir süre, yöre sakinleri de modern çağın girdabından şehre uzaklığıyla korunmuş. Doğaya ait olduğunu hisseden Thomas, diğer köylüler gibi ilkin bir avcı olmak ister ama canlı bir varlık öldüremediğini fark eder. Bundan dolayı ve bir konaktan geldiği için kendini ötekileşmiş hisseder. En sonunda dedesinin kütüphanesine sığınır.

Burgsahr’da bir derebey konağı (17.yüzyıl)

Özetlemek gerekirse; bir ergenin iç ve dış dünyası ve buna paralel olarak, korkuları ve aile ve birey üzerindeki etkileri ile birçok tarihi olay… Czeslaw Milosz romanda iki şeyi mükemmel başarmıştır: çocukluğunu geri getirir ve kaderine ışık tutar, yoksa beyhude bir ömrün içinde yiter giderdi.

“Çoktan unuttu dünya,
Sahipsiz ölüp gidenleri;
Uzak gezegenlerden gelmişçesine,
Yabancı kaldı bize sözcükleri.
Artık bir söylence olacak tüm bunlar,
Ama bir başka Campo di Fiori’de
Sözcükleriyle bir başkaldırı başlatacak ozan,
Yıllar geçince aradan.”

Czeslaw Milosz 

Kirchsahr’da bir aziz heykeli

“İssa Vadisi” iyilik ve kötülük, günah ve sevap üzerine kurgulanmış bir roman. Çeslav Miloş, Issa vadisinde geçen kayıp çocukluğunu anlatır. Polonyalı şair bu eseri ile 1980 Nobel Edebiyat ödülünü kazandığı gün Almanca sınıfımızdaki Polonyalı kız sevinç çığlıkları atıyordu. Bu olaydan tam bir yıl sonra aynı kız Köln Üniversitesi’nin giriş merdivenlerinde otururken yanıma sokulacak, başını omzuma yaslayıp hüngür hüngür ağlayacaktır. Çünkü ülkesinde ordu yönetime el koymuş ve işçi hareketi lideri Lech Walesa tutuklanmıştır. Ve Rebecca askeri rejimle yönetilen bir ülkeden gelen beni artık sırdaşı saymaktadır. 19 yaşında taşralı bir genç olarak onu nasıl teselli edeceğimi bilemedim! Saçlarına dokunsam sevgilim gücenir sanıyordum. Kızkardeşim yoktu, gözlerinden süzülen yaşı nasıl silecektim, anlamıyordum. Sihirli bir değnek dokunmuş gibi birden birbirimize sarılıp ülkelerimizin kaderine ağlamıştık…

Yol kenarında dünyadan habersiz otlayan koyunlar

“Önünü alamıyorum bu kör gidişlerin yollarda”

Bu sabah erken bir saatte ormana doğru yürüdük. Güneş kısa sürede parlak yüzünü gösterdi ve ışınları vadideki duman üzerine çöktü. İlkbahar manzarası ‘arkaik bir aura’ ile yıkandı. Benliğimi tez ele geçiren bir tür büyülü gösteri yaşıyordum.

Gençler için okçuluk alanı

Önümüzde, aşağıda bir vadi boyunca kestane ağaçları uzanıyor. Köyün öte yakasında tepenin altından, ormanın yanından akan dereye varmak için buğday tarlalarını geçmek gerekiyor. Ne bulunduğum yerin ne de yaşadığım zamanın olağanüstü bir tarafı var! Hadi, sıradan bir bahar sabahı diyelim. Neyin olağan, neyin olağanüstü olduğu; hayatın düzgün akıp akmadığı insanın neye nereden baktığıyla alakalı değil mi?

Gençler için okçuluk alanı

Ormanda bizi şimdi derin bir bilgelik bekliyor; insanın mutlu olabilmesi için sadece doğa kitabını okuması yeter, diyor içimden bir ses: Ama ilkin bilinçlenmek şart. Eski kültürlerdeki insanlar, iç ve dış peyzaj arasındaki karşılıklı ilişkiyi, doğa ile kopmayan bağları üzerinden algıladılar. Bütünlük hissini doyasıya yaşadığım bu sabahki gibi anlarda, kendinizi içinizde parçalanmış hissetmiyorsunuz. Çevremizle kurulan dirlik ve birlik anları bunlar. Bir yedi iklim devletidir içimizde doğan. O an doğanın bir parçası olduğunuzu hissediyor ve doğanın bizim dışımızda var olan bir şey olduğu yanılgısına düşenlerin aklına şaşıyorsunuz! Doğaya egemen olmak yanılsaması belli ki mutlak bir yanılgı.

Vadiye ilgi giderek artıyor

Sabah yürüyüşünün ardından tam vaktinde davete yetiştik. Eşim tedirgin duruyordu biraz. Rebecca evinin bahçesinde kahve masasını hazırlamış bizi bekliyordu. Kocası Wolfgang merdivenden inerek yanımıza geldi, mesafemizi koruyarak selamlaştık. Çoğu kez susmayı tercih etti, konuşmaları dinlemekle yetindi. Günlük yaşamdaki önemli değişikliklerin zaman algımız üzerinde önemli bir etkiye sahip olduğunu hep birlikte fark ettik. Son gelişmeler karşısında duyduğumuz kaygıların kıymetli zamanımızı çaldığı duygusuna kapıldık. Eski güzel günleri anmaya bile vakit kalmadı o yüzden. Ansızın yanımızdan beyaz bir kuğu geçti. Sahr Vadisi Derneği yakınlardaki göl için akıl etmiş. Yersiz bir şekilde eski bir anımı hatırladım ve anlatmakta hiçbir sakınca görmedim.

Sahr Vadisi’nde doğa manzaraları

Almanya’da henüz yeniyim. Dil öğreniyorum. Soğuk bir kış günü ‘Haus am See’ etrafında dolaşmaya çıktım. Kuğulara yem atmaya çalışırken birden kendimi üzeri buz tutan gölün içinde buldum. Yoldan geçen birisi tutunabilmem için bisikletini buzun üzerine ittiğinde kollarımı kaldıramadım. Demek boğulmak korkusu insanı tuhaflaştırıyor, der demez Wolfgang yerinden fırladı kalktı. Kuşların bulunduğu terasa doğru yöneldi. Acaba yanlış bir şey mi söyledim diye sormak isterken Rebecca açtı konuyu. Son sözüm kocasını doğduğu şehrin keder günlerine götürmüş meğer. 1945 yılının Mayıs ayında Doğu Almanya’nın bir şehrinde birkaç yüz kadın, ayaklarına bağladıkları taşlar, kemerlerine bağlı küçük çocuklar, yuttukları uyku hapları ile suya atlayarak topluca intihar ederler. Çünkü Kızıl Ordu şehir kapılarına dayanmış ve kadınlar tecavüze uğramaktan korkmaktadır. İntihar eden kadınlardan biri de Wolfgang’ın hiç görmediği ninesidir.

Şaşırdığım anlardan biri: Alpakalar

Toplu intihar olayına uzun yıllar ses çıkartmamışlar, hüzünlerini içlerine atmışlar, çünkü Rusya’dan duyulan korku, insanların bu şekilde davranmasına neden olmuş – ki bu sosyalizmin özgürlük getirdiği savıyla çelişmektedir bu yaklaşım. Ancak son yıllarda giderek daha fazla kişi bu olayı dile getiriyor. Wolfgang Cumartesi günleri babasıyla mezarlık ziyaretine gider, ardından geride kalan insanların dertlerini dinlermiş. Bununla birlikte, yan komşusuyla neredeyse hiç konuşmuyor, ve yaban bakışlardan o kişinin ırkçı olabileceğinden kuşkulanıyorum.

Vadide küçük bir köy

Aniden esen rüzgâr su altındaki cesetlerin cennet kokusunu üzerimize serpti. Kuşlar gergin bir şekilde ileri geri zıplıyor, kargalar tüylerini kabartıp kanatlarını kıpırdatıyor, güvercinler takla atarak uçuyordu. Kirchsahr’daki sıradan heyecanın nedeni, konuk olduğum evin en üst katına biraz önce çıkan ve cebinden birkaç bisküvi çıkaran yeşil ceketli bir beyefendi ve şimdi kuşları beslemekle meşgul. Onlara adıyla sesleniyor, Franz ve Emma, ​​Udo ve Nikki diyor. Wolfgang, hayvanları gerçekten ayırt edebilecek kadar iyi tanıyor mu? Doğu Almanya’da posta güvercini beslemenin çok yaygın olduğunu duyardım hep. Ama kuşlar onu çok iyi tanıyor ve neler ikram edeceğini biliyorlar. İştahla etrafa saçılan parçaların, yemler mı demeliyim, üstüne atlıyor, onları gagalarıyla adamın parmaklarından ustaca yakalayıp ve avlarıyla birlikte koşarak uzaklaşıyorlar. Görünüşe göre, yıllarca denenmiş – belki de on yıldır tekrarlanan – bir ritüele tanık oluyorum, çünkü sigorta satıcısı, Bay Wolfgang, Sahr Vadisi Derneği’nin hizmetinde gönüllü olarak uzun süredir bu işi yapıyor…

Emekli olduktan sonra tüm zamanlarını Vadi için harcayan beş kahraman

Şimdi anlıyorum ki bilinçdışı, bilincimize dayanmaktadır. Bilinç, bilinçdışının gelişimine bağlıdır. Kısaca benlik ve bilinçdışı aynı kaynaktan beslenir. Çağın gerçekliği ise bilinçdışına yabancıdır çünkü burada eşzamanlılık hâkimdir. Şiirler gibi insan manzaraları da ayrı dünyalara aittir. Ve yeni bir dünya kurmak söz konusu olduğunda gerçek büsbütün önemsizleşir. Önemli olan bir hayalin sizi olumlu etkilemesi, hayata tutunmanıza yardımcı olmasıdır. Hayal etmeden de elbette yaşanır ama penceresiz. İyilik içimizde ölmez ve umutlar tükenmez ise ancak şiirler dökülür dilimizden…

“üflediği sustuğumuz tutkuların düşlerimizi çokçadır
çocukluktan çıktığımızı sanmak aslında çocukçadır
gerçi gençlik bir uçta yaşlılık bir uçtadır
birleştikleri gerçek o müthiş sonuçtadır
ne kadar azdır yaşadığımızdan yaşadığımızı sandığımız”

Attila İlhan-Muhayyer

Alaattin DİKER

2 Comments

  1. Emel Akbaş Reply

    keyifli bir gezi olduğu kesin. Anlatıma sirayet etmiş. Görseller gezi güzergahını zihnimizde canlandırmamıza yardımcı oldu.
    Elinize sağlık

  2. Alaattin Diker Reply

    Teşekkür ederim. Bölge 80li yıllardan beri doğal sit alanı. Ayrıca ulaşım açısından şehire uzak. Belgesel tadında bir gezi oldu.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir